| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 150 | A'raf 206. Ayet (7:206:0) | عَنْ | عن | ‘an | -tan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Rabbin katındaki (melek)ler O’na ibadet etmekten büyüklenmezler. O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler.[240] | |||||
| 151 | Enfal 1. Ayet (8:1:0) | عَنِ | عن | ‘ani | -den | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.” | |||||
| 152 | Enfal 11. Ayet (8:11:0) | عَنْكُمْ | عنكم | ‘ankum | sizden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu. | |||||
| 153 | Enfal 19. Ayet (8:19:0) | عَنْكُمْ | عنكم | ‘ankum | size | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey inkârcılar!) Eğer fetih[245] istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir. | |||||
| 154 | Enfal 20. Ayet (8:20:0) | عَنْهُ | عنه | ‘anhu | ondan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur’an’ı) dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin. | |||||
| 155 | Enfal 29. Ayet (8:29:0) | عَنْكُمْ | عنكم | ‘ankum | sizin | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 156 | Enfal 34. Ayet (8:34:0) | عَنِ | عن | ‘ani | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Mescid-i Haram’dan (mü’minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez. | |||||
| 157 | Enfal 36. Ayet (8:36:0) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphe yok ki, inkâr edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir iç acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. İnkâr edenler toplanıp cehenneme sürüleceklerdir. | |||||
| 158 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 159 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 160 | Enfal 47. Ayet (8:47:0) | عَنْ | عن | ‘an | -ndan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke müşrikleri) gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır. | |||||
| 161 | Enfal 66. Ayet (8:66:0) | عَنْكُمْ | عنكم | ‘ankum | sizden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir. | |||||
| 162 | Tevbe 9. Ayet (9:9:0) | عَنْ | عن | ‘an | -ndan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O’nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür! | |||||
| 163 | Tevbe 25. Ayet (9:25:0) | عَنْكُمْ | عنكم | ‘ankum | size | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisingeriye dönüp kaçmıştınız.[255] | |||||
| 164 | Tevbe 29. Ayet (9:29:0) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. | |||||
| 165 | Tevbe 31. Ayet (9:31:0) | عَمَّا | عما | ‘ammâ | şeylerden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır. | |||||
| 166 | Tevbe 34. Ayet (9:34:0) | عَنْ | عن | ‘an | -ndan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele. | |||||
| 167 | Tevbe 43. Ayet (9:43:0) | عَنْكَۚ | عنك | ‘anke | seni | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? | |||||
| 168 | Tevbe 66. Ayet (9:66:0) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz. | |||||
| 169 | Tevbe 67. Ayet (9:67:0) | عَنِ | عن | ‘ani | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 170 | Tevbe 71. Ayet (9:71:0) | عَنِ | عن | ‘ani | -ten | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 171 | Tevbe 95. Ayet (9:95:0) | عَنْهُمْۜ | عنهم | ‘anhum | kendilerinden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için size Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer de cehennemdir. | |||||
| 172 | Tevbe 95. Ayet (9:95:0) | عَنْهُمْۜ | عنهم | ‘anhum | onlardan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için size Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer de cehennemdir. | |||||
| 173 | Tevbe 96. Ayet (9:96:0) | عَنْهُمْۚ | عنهم | ‘anhum | kendilerinden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz. | |||||
| 174 | Tevbe 96. Ayet (9:96:0) | عَنْهُمْ | عنهم | ‘anhum | onlardan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz. | |||||
| 175 | Tevbe 96. Ayet (9:96:0) | عَنِ | عن | ‘ani | -tan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz. | |||||
| 176 | Tevbe 100. Ayet (9:100:0) | عَنْهُمْ | عنهم | ‘anhum | onlardan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 177 | Tevbe 100. Ayet (9:100:0) | عَنْهُ | عنه | ‘anhu | O'ndan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 178 | Tevbe 104. Ayet (9:104:0) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi? | |||||
| 179 | Tevbe 112. Ayet (9:112:0) | عَنِ | عن | ‘ani | -ten | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar[262], rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele. | |||||
| 180 | Tevbe 114. Ayet (9:114:0) | عَنْ | عن | ‘an | -den | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi.[263] Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. | |||||
| 181 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | عَنْ | عن | ‘an | -nden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 182 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 183 | Yunus 7. Ayet (10:7:0) | عَنْ | عن | ‘an | -den | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 7,8. Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir. | |||||
| 184 | Yunus 12. Ayet (10:12:0) | عَنْهُ | عنه | ‘anhu | ondan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir. | |||||
| 185 | Yunus 18. Ayet (10:18:0) | عَمَّا | عما | ‘ammâ | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”. | |||||
| 186 | Yunus 29. Ayet (10:29:0) | عَنْ | عن | ‘an | -dan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şimdi ise sizin bize tapınmanızdan habersiz olduğumuza dair sizinle bizim aramızda şâhit olarak Allah yeter.” | |||||
| 187 | Yunus 30. Ayet (10:30:0) | عَنْهُمْ | عنهم | ‘anhum | kendilerinden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak (ve kendi akıbetini öğrenecek), hepsi de gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülecekler ve (ilâh diye) uydurdukları şeyler (onları yüzüstü bırakıp) kendilerinden kaybolup gidecektir. | |||||
| 188 | Yunus 61. Ayet (10:61:0) | عَنْ | عن | ‘an | -den | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır. | |||||
| 189 | Yunus 78. Ayet (10:78:0) | عَمَّا | عما | ‘ammâ | (yol)dan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndüresin de yeryüzünde hâkimiyet (devlet) ikinizin eline geçsin diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” | |||||
| 190 | Yunus 88. Ayet (10:88:0) | عَنْ | عن | ‘an | -dan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver, çünkü onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezler.” | |||||
| 191 | Yunus 92. Ayet (10:92:0) | عَنْ | عن | ‘an | -den | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir. | |||||
| 192 | Yunus 98. Ayet (10:98:0) | عَنْهُمْ | عنهم | ‘anhum | üzerlerinden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık. | |||||
| 193 | Yunus 101. Ayet (10:101:0) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Göklerde ve yerde neler var, bir baksanıza.” Fakat âyetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz. | |||||
| 194 | Hûd 8. Ayet (11:8:3) | عَنْهُمُ | عنهم | ‘anhumu | onlardan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur. | |||||
| 195 | Hûd 8. Ayet (11:8:16) | عَنْهُمْ | عنهم | ‘anhum | kendilerinden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur. | |||||
| 196 | Hûd 10. Ayet (11:10:10) | عَنّ۪يۜ | عني | ‘annî | benden | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, “Kötülükler benden gitti” diyecektir. Çünkü o, şımarık ve böbürlenen biridir. | |||||
| 197 | Hûd 19. Ayet (11:19:3) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar (halkı) Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri ve çelişkili göstermek isteyen kimselerdir. Hem de onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir. | |||||
| 198 | Hûd 21. Ayet (11:21:6) | عَنْهُمْ | عنهم | ‘anhum | yanlarından | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, kendilerini ziyana uğratan kimselerdir. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerini yüz üstü bırakıp kaybolup gitmiştir. | |||||
| 199 | Hûd 53. Ayet (11:53:11) | عَنْ | عن | ‘an | عَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz.” | |||||