| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 7. Ayet (2:7:12) | عَظ۪يمٌ۟ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır. | |||||
| 2 | Bakara 49. Ayet (2:49:18) | عَظ۪يمٌ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden (gelen) büyük bir imtihan vardı. | |||||
| 3 | Bakara 105. Ayet (2:105:25) | الْعَظ۪يمِ | العظيم | l-’azîm(i) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ne Kitab ehlinden inkâr edenler ve ne de Allah’a ortak koşanlar, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini isterler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 4 | Bakara 114. Ayet (2:114:30) | عَظ۪يمٌ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük bir | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır. | |||||
| 5 | Bakara 255. Ayet (2:255:50) | الْعَظ۪يمُ | العظيم | l-’azîm(u) | büyüktür | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.[70] O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?[71] O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.[72] | |||||
| 6 | Bakara 259. Ayet (2:259:51) | الْعِظَامِ | العظام | l-’izâmi | kemiklere | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?” O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”[74] | |||||
| 7 | Âl-i İmran 74. Ayet (3:74:8) | الْعَظ۪يمِ | العظيم | l-’azîm(i) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 105. Ayet (3:105:14) | عَظ۪يمٌۙ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. | |||||
| 9 | Âl-i İmran 172. Ayet (3:172:15) | عَظ۪يمٌۚ | عظيم | ‘azîm(un) | pek büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 10 | Âl-i İmran 174. Ayet (3:174:15) | عَظ۪يمٍ | عظيم | ‘azîm(in) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 11 | Âl-i İmran 176. Ayet (3:176:22) | عَظ۪يمٌ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük azap vardır. | |||||
| 12 | Âl-i İmran 179. Ayet (3:179:36) | عَظ۪يمٌ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 13 | Nisâ 13. Ayet (4:13:18) | الْعَظ۪يمُ | العظيم | l-’azîm(u) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu (hükümler) Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 14 | Nisâ 27. Ayet (4:27:13) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(en) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar. | |||||
| 15 | Nisâ 40. Ayet (4:40:15) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir. | |||||
| 16 | Nisâ 48. Ayet (4:48:20) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur. | |||||
| 17 | Nisâ 54. Ayet (4:54:18) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.[122] | |||||
| 18 | Nisâ 67. Ayet (4:67:6) | عَظ۪يمًاۙ | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik. | |||||
| 19 | Nisâ 73. Ayet (4:73:19) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah’tan size bir lütuf (zafer) erişse, bu sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya (ganimete) ulaşsaydım.” | |||||
| 20 | Nisâ 74. Ayet (4:74:21) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 21 | Nisâ 93. Ayet (4:93:16) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır. | |||||
| 22 | Nisâ 95. Ayet (4:95:33) | عَظ۪يمًاۙ | عظيما | ‘azîmâ(n) | çok daha büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 23 | Nisâ 113. Ayet (4:113:33) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyüktür | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. | |||||
| 24 | Nisâ 114. Ayet (4:114:26) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 25 | Nisâ 146. Ayet (4:146:18) | عَظ۪يمًا | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir. | |||||
| 26 | Nisâ 156. Ayet (4:156:6) | عَظ۪يمًاۙ | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. | |||||
| 27 | Nisâ 162. Ayet (4:162:26) | عَظ۪يمًا۟ | عظيما | ‘azîmâ(n) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 28 | Mâide 9. Ayet (5:9:10) | عَظ۪يمٌ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, "Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vardır" diye vaatte bulunmuştur. | |||||
| 29 | Mâide 33. Ayet (5:33:34) | عَظ۪يمٌۙ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.[149] | |||||
| 30 | Mâide 41. Ayet (5:41:68) | عَظ۪يمٌ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler[150], sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.[151] Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır. | |||||
| 31 | Mâide 119. Ayet (5:119:24) | الْعَظ۪يمُ | العظيم | l-’azîm(u) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle diyecek: “Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 32 | En'am 15. Ayet (6:15:9) | عَظ۪يمٍ | عظيم | ‘azîm(in) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım.” | |||||
| 33 | En'am 146. Ayet (6:146:23) | بِعَظْمٍۜ | بعظم | bi’azm(in) | kemiğe | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık.[201] Biz elbette doğru söyleyenleriz. | |||||
| 34 | A'raf 59. Ayet (7:59:21) | عَظ۪يمٍ | عظيم | ‘azîm(in) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi. | |||||
| 35 | A'raf 116. Ayet (7:116:11) | عَظ۪يمٍ | عظيم | ‘azîm(in) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar. | |||||
| 36 | A'raf 141. Ayet (7:141:18) | عَظ۪يمٌ۟ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük bir | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı. | |||||
| 37 | Enfal 28. Ayet (8:28:0) | عَظ۪يمٌ۟ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 38 | Enfal 29. Ayet (8:29:0) | الْعَظ۪يمِ | العظيم | l-’azîm(i) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 39 | Enfal 68. Ayet (8:68:0) | عَظ۪يمٌ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah’ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye)den dolayı size büyük bir azap dokunurdu. | |||||
| 40 | Tevbe 20. Ayet (9:20:0) | اَعْظَمُ | اعظم | a’zamu | daha büyüktür | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 41 | Tevbe 22. Ayet (9:22:0) | عَظ۪يمٌ | عظيم | ‘azîm(un) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz, Allah katında büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 42 | Tevbe 63. Ayet (9:63:0) | الْعَظ۪يمُ | العظيم | l-’azîm(u) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir. | |||||
| 43 | Tevbe 72. Ayet (9:72:0) | الْعَظ۪يمُ۟ | العظيم | l-’azîm(u) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 44 | Tevbe 89. Ayet (9:89:0) | الْعَظ۪يمُ۟ | العظيم | l-’azîm(u) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 45 | Tevbe 100. Ayet (9:100:0) | الْعَظ۪يمُ | العظيم | l-’azîm(u) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 46 | Tevbe 101. Ayet (9:101:0) | عَظ۪يمٍۚ | عظيم | ‘azîm(in) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. | |||||
| 47 | Tevbe 111. Ayet (9:111:0) | الْعَظ۪يمُ | العظيم | l-’azîm(u) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır. | |||||
| 48 | Tevbe 129. Ayet (9:129:0) | الْعَظ۪يمِ | العظيم | l-’azîm(i) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.” | |||||
| 49 | Yunus 15. Ayet (10:15:0) | عَظ۪يمٍ | عظيم | ‘azîm(in) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” | |||||
| 50 | Yunus 64. Ayet (10:64:0) | الْعَظ۪يمُۜ | العظيم | l-’azîm(u) | büyük | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır. | |||||