"فاذا" Analizi

Arapça Metin (Harekesiz) ve benzeşen aramasında 89 sonuç bulundu.
1 - 50 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1 Bakara 196. Ayet (2:196:34) فَاِذَٓا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.
2 Bakara 198. Ayet (2:198:9) فَاِذَٓا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin.[59] Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.
3 Bakara 200. Ayet (2:200:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.[60]
4 Bakara 222. Ayet (2:222:15) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.”[64]
5 Bakara 234. Ayet (2:234:11) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
6 Bakara 239. Ayet (2:239:6) فَاِذَٓا فاذا fe-iżâ zaman da إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah’ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın (namazı normal vakitlerdeki gibi kılın).
7 Âl-i İmran 159. Ayet (3:159:22) فَاِذَا فاذا fe iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
8 Nisâ 6. Ayet (4:6:29) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman da إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
9 Nisâ 25. Ayet (4:25:35) فَاِذَٓا فاذا fe-iżâ iken إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
10 Nisâ 53. Ayet (4:53:6) فَاِذًا فاذا fe-iżen öyle olsaydı إِذًا
Diyanet İşleri (Yeni) Yoksa onların hükümranlıkta bir payı mı var? Öyle olsa, insanlara bir zerre bile vermezler.
11 Nisâ 81. Ayet (4:81:3) فَاِذَا فاذا fe iżâ fakat إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.[126]
12 Nisâ 102. Ayet (4:102:13) فَاِذَا فاذا fe iżâ إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[130]
13 Nisâ 103. Ayet (4:103:1) فَاِذَا فاذا fe iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.
14 Nisâ 103. Ayet (4:103:10) فَاِذَا فاذا fe iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.
15 Mâide 23. Ayet (5:23:12) فَاِذَا فاذا fe-iżâ eğer إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Korkanların içinden Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle demişti: “Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girdiniz mi artık siz kuşkusuz galiplersiniz. Eğer mü’minler iseniz, yalnızca Allah’a tevekkül edin.”
16 En'am 44. Ayet (6:44:18) فَاِذَا فاذا fe-iżâ böylece إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.
17 A'raf 34. Ayet (7:34:4) فَاِذَا فاذا fe-iżâ ne zaman ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
18 A'raf 107. Ayet (7:107:3) فَاِذَا فاذا fe-iżâ birden اِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.
19 A'raf 108. Ayet (7:108:3) فَاِذَا فاذا fe-iżâ birden اِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.[224]
20 A'raf 117. Ayet (7:117:7) فَاِذَا فاذا fe-iżâ (bir de baktılar ki) اِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
21 A'raf 131. Ayet (7:131:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler.
22 A'raf 201. Ayet (7:201:0) فَاِذَا فاذا fe-iżâ ve o zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah’ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.
23 Tevbe 5. Ayet (9:5:0) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
24 Yunus 47. Ayet (10:47:0) فَاِذَا فاذا fe-iżâ ne zaman ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.
25 Hicr 29. Ayet (15:29:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) 28,29. Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.
26 Nahl 4. Ayet (16:4:5) فَاِذَا فاذا fe-iżâ birden إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir.
27 Nahl 61. Ayet (16:61:16) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
28 Nahl 98. Ayet (16:98:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.[305]
29 Nahl 112. Ayet (16:112:17) فَاَذَاقَهَا فاذاقها fe-eżâkaha (bunun üzerine) ona taddırdı ذ و ق
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı.
30 İsrâ 5. Ayet (17:5:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ ne zaman ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi.
31 İsrâ 7. Ayet (17:7:8) فَاِذَا فاذا fe-iżâ ne zaman ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)
32 İsrâ 104. Ayet (17:104:8) فَاِذَا فاذا fe-iżâ إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: “Bu topraklarda oturun, ahiret va’di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.”
33 Kehf 98. Ayet (18:98:6) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Zülkarneyn, “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir” dedi.
34 Tâhâ 20. Ayet (20:20:2) فَاِذَا فاذا fe-iżâ baktı ki اِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!
35 Tâhâ 66. Ayet (20:66:4) فَاِذَا فاذا fe-iżâ (bir de ne görsün) اِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor.
36 Enbiyâ 18. Ayet (21:18:7) فَاِذَا فاذا fe-iżâ derhal إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!
37 Enbiyâ 97. Ayet (21:97:4) فَاِذَا فاذا fe-iżâ birden إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler.
38 Hacc 5. Ayet (22:5:60) فَاِذَٓا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan[372], sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan[373] yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.
39 Hacc 36. Ayet (22:36:15) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.
40 Mü'minûn 27. Ayet (23:27:8) فَاِذَا فاذا fe-iżâ ne zaman ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”[384]
41 Mü'minûn 28. Ayet (23:28:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” de.
42 Mü'minûn 101. Ayet (23:101:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Sûr’a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.
43 Nûr 61. Ayet (24:61:58) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur.[390] Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selâm verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.
44 Nûr 62. Ayet (24:62:25) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’minler ancak Allah’a ve peygamberine inanan, onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmeyen kimselerdir. O hâlde bazı işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
45 Şu'arâ 32. Ayet (26:32:3) فَاِذَا فاذا fe-iżâ bir de (baktılar ki) إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.
46 Şu'arâ 33. Ayet (26:33:3) فَاِذَا فاذا fe-iżâ işte إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.[399]
47 Şu'arâ 45. Ayet (26:45:4) فَاِذَا فاذا fe-iżâ birden إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.
48 Neml 45. Ayet (27:45:10) فَاِذَا فاذا fe-iżâ o zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin” diye (uyarması için) Semûd kavmine, kardeşleri Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.
49 Kasas 7. Ayet (28:7:7) فَاِذَا فاذا fe iżâ ne zaman ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil’e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız” diye ilham ettik.
50 Kasas 18. Ayet (28:18:6) فَاِذَا فاذا fe-iżâ bir de baktı ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi.