| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Ra'd 4. Ayet (13:4:16) | وَنُفَضِّلُ | ونفضل | ve nufaddilu | ama üstün yaparız | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır. | |||||
| 2 | Mâide 54. Ayet (5:54:31) | فَضْلُ | فضل | fadlu | bir lutfudur | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 3 | Yusuf 38. Ayet (12:38:17) | فَضْلِ | فضل | fadli | bir lutfudur | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim, Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler.” | |||||
| 4 | Ahzab 47. Ayet (33:47:7) | فَضْلًا | فضلا | fadlen | bir lutuf | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minlere kendileri için Allah’tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele. | |||||
| 5 | Fetih 29. Ayet (48:29:15) | فَضْلًا | فضلا | fadlen | bir lutuf | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. | |||||
| 6 | Haşr 8. Ayet (59:8:9) | فَضْلًا | فضلا | fadlen | bir lutuf | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu mallar özellikle, Allah’tan bir lütuf ve hoşnudluk ararken ve Allah’ın dinine ve peygamberine yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. | |||||
| 7 | Duhân 57. Ayet (44:57:1) | فَضْلًا | فضلا | fadlen | bir lutuf olarak | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 8 | Neml 16. Ayet (27:16:18) | الْفَضْلُ | الفضل | l-fadlu | bir lutuftur | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Dâvûd’a varis oldu ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi. | |||||
| 9 | Hucurât 8. Ayet (49:8:1) | فَضْلًا | فضلا | fadlen | bir lutuftur | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir | |||||
| 10 | Nisâ 73. Ayet (4:73:3) | فَضْلٌ | فضل | fadlun | bir ni'met | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah’tan size bir lütuf (zafer) erişse, bu sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya (ganimete) ulaşsaydım.” | |||||
| 11 | Sebe' 10. Ayet (34:10:5) | فَضْلًاۜ | فضلا | fadlâ(en) | bir üstünlük | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 10,11. Andolsun, Davud’a tarafımızdan bir lütuf verdik. “Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin” dedik ve “(Bütün vücudu örtecek) zırhlar yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık. “Salih amel işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm” diye vahyettik. | |||||
| 12 | İsrâ 55. Ayet (17:55:8) | فَضَّلْنَا | فضلنا | faddalnâ | biz üstün kıldık | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hem Rabbin göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Andolsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.[318] | |||||
| 13 | Neml 15. Ayet (27:15:10) | فَضَّلَنَا | فضلنا | faddalenâ | bizi üstün kıldı | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler. | |||||
| 14 | Nisâ 37. Ayet (4:37:11) | فَضْلِه۪ۜ | فضله | fadlih(i) | bol hazinesi- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. | |||||
| 15 | Tevbe 59. Ayet (9:59:0) | فَضْلِه۪ | فضله | fadlihi | bol lutfundan | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar Allah ve Resûlünün kendilerine verdiğine razı olup, “Bize Allah yeter. Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Resûlü ileride bize yine verir. Biz yalnız Allah’a rağbet eder (O’nun ihsanını ister)iz” deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu. | |||||
| 16 | Nûr 22. Ayet (24:22:4) | الْفَضْلِ | الفضل | l-fadli | fazilet | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 17 | Hûd 3. Ayet (11:3:16) | فَضْلٍ | فضل | fadlin | ihsan | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum. | |||||
| 18 | Bakara 243. Ayet (2:243:21) | فَضْلٍ | فضل | fadlin | ikram | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara “ölün” dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler. | |||||
| 19 | Bakara 64. Ayet (2:64:7) | فَضْلُ | فضل | fadlu | iyiliği | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhâlde ziyana uğrayanlardan olurdunuz. | |||||
| 20 | Bakara 237. Ayet (2:237:29) | الْفَضْلَ | الفضل | l-fadle | iyilik etmeyi | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikâh bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah’a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 21 | Hûd 3. Ayet (11:3:17) | فَضْلَهُۜ | فضله | fadleh(u) | kendi ihsanını | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum. | |||||
| 22 | Tevbe 28. Ayet (9:28:0) | فَضْلِه۪ٓ | فضله | fadlihi | kendi lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 23 | Tevbe 74. Ayet (9:74:0) | فَضْلِه۪ۚ | فضله | fadlih(i) | lutfiyle | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. | |||||
| 24 | Nisâ 83. Ayet (4:83:23) | فَضْلُ | فضل | fadlu | lutfu | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız. | |||||
| 25 | Nisâ 113. Ayet (4:113:2) | فَضْلُ | فضل | fadlu | lutfu | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. | |||||
| 26 | Nisâ 113. Ayet (4:113:30) | فَضْلُ | فضل | fadlu | lutfu | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. | |||||
| 27 | Nûr 10. Ayet (24:10:2) | فَضْلُ | فضل | fadlu | lutfu | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı, hâliniz nice olurdu? | |||||
| 28 | Nûr 14. Ayet (24:14:2) | فَضْلُ | فضل | fadlu | lutfu | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu! | |||||
| 29 | Nûr 20. Ayet (24:20:2) | فَضْلُ | فضل | fadlu | lutfu | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu? | |||||
| 30 | Nûr 21. Ayet (24:21:18) | فَضْلُ | فضل | fadlu | lutfu | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 31 | Âl-i İmran 170. Ayet (3:170:6) | فَضْلِه۪ۙ | فضله | fadlihi | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 169,170. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. | |||||
| 32 | Âl-i İmran 180. Ayet (3:180:9) | فَضْلِه۪ | فضله | fadlihi | lütfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 33 | Nisâ 32. Ayet (4:32:21) | فَضْلِه۪ۜ | فضله | fadlih(i) | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 34 | Nisâ 54. Ayet (4:54:9) | فَضْلِه۪ۚ | فضله | fadlih(i) | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.[122] | |||||
| 35 | Nûr 32. Ayet (24:32:14) | فَضْلِه۪ۜ | فضله | fadlih(i) | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 36 | Nûr 33. Ayet (24:33:10) | فَضْلِه۪ۜ | فضله | fadlih(i) | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın.[387] Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. | |||||
| 37 | Nûr 38. Ayet (24:38:8) | فَضْلِه۪ۜ | فضله | fadlih(i) | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Bütün bunları) Allah, kendilerini yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandırsın ve lütfundan onlara daha da fazlasını versin diye (yaparlar). Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır. | |||||
| 38 | Neml 40. Ayet (27:40:22) | فَضْلِ | فضل | fadli | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.” | |||||
| 39 | Rum 45. Ayet (30:45:7) | فَضْلِه۪ۜ | فضله | fadlih(i) | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu hazırlığı Allah’ın; iman edip salih amel işleyenleri kendi lütfundan mükâfatlandırması için yaparlar. Şüphesiz O, inkâr edenleri sevmez. | |||||
| 40 | Fâtır 12. Ayet (35:12:26) | فَضْلِه۪ | فضله | fadlihi | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İki deniz aynı olmaz. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi kolaydır. Şu ise tuzludur, acıdır. Bununla beraber her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah’ın lütfundan istemeniz ve şükretmeniz için gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. | |||||
| 41 | Fâtır 30. Ayet (35:30:5) | فَضْلِه۪ۜ | فضله | fadlih(i) | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendilerine mükâfatlarını tam olarak versin ve kendi lütfundan daha da artırsın diye (böyle yaparlar). Şüphesiz O, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. | |||||
| 42 | Hadîd 29. Ayet (57:29:10) | فَضْلِ | فضل | fadli | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunları açıkladık ki, kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeyi kendilerine has kılmaya güçlerinin yetmeyeceğini ve lütfun, Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediği kimseye vereceğini bilsinler. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 43 | Cum'a 10. Ayet (62:10:9) | فَضْلِ | فضل | fadli | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz. | |||||
| 44 | Müzzemmil 20. Ayet (73:20:42) | فَضْلِ | فضل | fadli | lutfu- | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 45 | Hadîd 21. Ayet (57:21:17) | فَضْلُ | فضل | fadlu | lutfudur | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah’a ve Resûlüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 46 | Cum'a 4. Ayet (62:4:2) | فَضْلُ | فضل | fadlu | lutfudur | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 47 | Hadîd 29. Ayet (57:29:13) | الْفَضْلَ | الفضل | l-fadle | lutfun | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunları açıkladık ki, kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeyi kendilerine has kılmaya güçlerinin yetmeyeceğini ve lütfun, Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediği kimseye vereceğini bilsinler. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 48 | Bakara 90. Ayet (2:90:15) | فَضْلِه۪ | فضله | fadlihi | lutfundan | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır. | |||||
| 49 | Nisâ 173. Ayet (4:173:10) | فَضْلِه۪ۚ | فضله | fadlih(i) | lutfundan | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah’a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır. | |||||
| 50 | Tevbe 75. Ayet (9:75:0) | فَضْلِه۪ | فضله | fadlihi | lutfundan | ف ض ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden, “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır. | |||||