| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 31. Ayet (2:31:9) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi. | |||||
| 2 | Bakara 243. Ayet (2:243:12) | فَقَالَ | فقال | fekâle | demişti | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara “ölün” dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler. | |||||
| 3 | Nisâ 153. Ayet (4:153:16) | فَقَالُٓوا | فقالوا | fe-kâlû | demişlerdi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik. | |||||
| 4 | Mâide 110. Ayet (5:110:56) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | demişti | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun.[164] Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim.[165] Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu.[166] Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak açık bir büyüdür” demişlerdi. | |||||
| 5 | En'am 27. Ayet (6:27:7) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | dediklerini | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen! | |||||
| 6 | En'am 136. Ayet (6:136:9) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O’na bir pay ayırdılar ve akıllarınca, “Şu, Allah için, şu da bizim ortaklarımız (putlarımız) için” dediler. Ortakları için olan Allah’ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor.. Ne kötü hükmediyorlar![194] | |||||
| 7 | A'raf 59. Ayet (7:59:6) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi. | |||||
| 8 | Yunus 85. Ayet (10:85:0) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | onlar da dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar da şöyle dediler: “Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!” | |||||
| 9 | Hûd 27. Ayet (11:27:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, “Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz” dediler. | |||||
| 10 | Hûd 45. Ayet (11:45:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” | |||||
| 11 | Hûd 65. Ayet (11:65:2) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | (bunun üzerine) dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. (Sonra helâk olacaksınız.) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.” | |||||
| 12 | İbrahim 21. Ayet (14:21:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler. | |||||
| 13 | Hicr 52. Ayet (15:52:4) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | ve dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selâm” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti. | |||||
| 14 | İsrâ 101. Ayet (17:101:12) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | demişti | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Mûsâ onlara gelmiş ve Firavun da ona, “Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!” demişti.[323] | |||||
| 15 | Kehf 10. Ayet (18:10:6) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” demişlerdi. | |||||
| 16 | Kehf 14. Ayet (18:14:6) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | ve dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik. | |||||
| 17 | Kehf 21. Ayet (18:21:18) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdar ettik ki, Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevî tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler. | |||||
| 18 | Kehf 34. Ayet (18:34:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm.” | |||||
| 19 | Tâhâ 10. Ayet (20:10:4) | فَقَالَ | فقال | fe kâle | demişti | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani bir ateş görmüştü de ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum” demişti.[355] | |||||
| 20 | Tâhâ 88. Ayet (20:88:7) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece (Sâmirî) onlar için böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. (Sâmirî ve adamları) “Bu sizin de ilâhınızdır, Mûsâ’nın da ilâhıdır. Öyle iken Mûsâ, (ilâhını burada) unuttu (da onu Tûr’da aramaya gitti)” dediler.[359] | |||||
| 21 | Enbiyâ 64. Ayet (21:64:4) | فَقَالُٓوا | فقالوا | fe-kâlû | ve dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler. | |||||
| 22 | Mü'minûn 23. Ayet (23:23:6) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?” dedi. | |||||
| 23 | Mü'minûn 24. Ayet (23:24:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | (şöyle) dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dediler: “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” | |||||
| 24 | Mü'minûn 47. Ayet (23:47:1) | فَقَالُٓوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu yüzden, “Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız” dediler. | |||||
| 25 | Neml 20. Ayet (27:20:3) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?” | |||||
| 26 | Neml 22. Ayet (27:22:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken Hüdhüd çok beklemedi, çıkageldi ve (Süleyman’a) şöyle dedi: “Senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sebe’den sana sağlam bir haber getirdim.” | |||||
| 27 | Kasas 12. Ayet (28:12:6) | فَقَالَتْ | فقالت | fekâlet | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. | |||||
| 28 | Kasas 24. Ayet (28:24:7) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi. | |||||
| 29 | Ankebut 36. Ayet (29:36:5) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen’e de kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Şu’ayb, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Ahiret gününe ümit besleyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın” dedi. | |||||
| 30 | Sebe' 19. Ayet (34:19:1) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise, “Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. | |||||
| 31 | Yâsîn 14. Ayet (36:14:8) | فَقَالُٓوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. | |||||
| 32 | Sâffât 89. Ayet (37:89:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 88,89. İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi. | |||||
| 33 | Sâffât 91. Ayet (37:91:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?” | |||||
| 34 | Sâd 23. Ayet (38:23:11) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | fakat (kardeşim) dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden biri şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken ‘Onu da bana ver’ dedi ve tartışmada beni bastırdı.” | |||||
| 35 | Sâd 32. Ayet (38:32:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 32,33. Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman[463], “Onları bana geri getirin” dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. | |||||
| 36 | Mü'min 24. Ayet (40:24:5) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 23,24. Andolsun ki biz Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a, Hâmân’a ve Kârûn’a[473] gönderdik. Onlar ise; “Bu çok yalancı bir sihirbazdır” dediler. | |||||
| 37 | Fussilet 11. Ayet (41:11:7) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | sonra dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler. | |||||
| 38 | Zuhruf 46. Ayet (43:46:8) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti. | |||||
| 39 | Kaf 2. Ayet (50:2:7) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. Kâf.[501] Şerefli Kur’ân’a andolsun ki kâfirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: “Bu tuhaf bir şeydir!” | |||||
| 40 | Zâriyât 25. Ayet (51:25:4) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | ve demişlerdi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selâm olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selâm olsun.” demiş, “Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler” (diye düşünmüştü). | |||||
| 41 | Kamer 24. Ayet (54:24:1) | فَقَالُٓوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 23,24. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: “İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz.” | |||||
| 42 | Teğabun 6. Ayet (64:6:7) | فَقَالُٓوا | فقالوا | fe-kâlû | fakat onlar dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, peygamberlerinin, onlara apaçık mucizeler getirmeleri ve onların da, “(Bizim gibi) insanlar mı bizi doğru yola iletecekmiş?” deyip de inkâr etmeleri ve yüz çevirmeleri sebebiyledir. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını göstermiştir. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye lâyıktır. | |||||
| 43 | Cin 1. Ayet (72:1:9) | فَقَالُٓوا | فقالوا | fe-kâlû | ve dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” | |||||
| 44 | Müddessir 24. Ayet (74:24:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | sonra dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 23,24. Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: “Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir.” | |||||
| 45 | Nâzi'ât 24. Ayet (79:24:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. | |||||
| 46 | Şems 13. Ayet (91:13:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | demişti | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın Resûlü de onlara şöyle demişti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.”[583] | |||||