| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 17. Ayet (2:17:6) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. | |||||
| 2 | Bakara 33. Ayet (2:33:6) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 3 | Bakara 89. Ayet (2:89:17) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. | |||||
| 4 | Bakara 246. Ayet (2:246:44) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, “Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi. O, “Ya üzerinize savaş farz kılındığı hâlde, savaşmayacak olursanız?” demişti. Onlar, “Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde Allah yolunda niye savaşmayalım” diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir. | |||||
| 5 | Bakara 249. Ayet (2:249:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” | |||||
| 6 | Bakara 249. Ayet (2:249:30) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | nihayet | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” | |||||
| 7 | Bakara 259. Ayet (2:259:57) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | bu işler | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?” O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”[74] | |||||
| 8 | Âl-i İmran 36. Ayet (3:36:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu doğurunca, “Rabbim!” dedi, “Onu kız doğurdum.” -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir-[87] “Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum.” | |||||
| 9 | Âl-i İmran 52. Ayet (3:52:1) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler. | |||||
| 10 | Nisâ 77. Ayet (4:77:13) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.” | |||||
| 11 | Mâide 117. Ayet (5:117:19) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.” | |||||
| 12 | En'am 44. Ayet (6:44:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar. | |||||
| 13 | En'am 76. Ayet (6:76:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi. | |||||
| 14 | En'am 76. Ayet (6:76:10) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi. | |||||
| 15 | En'am 77. Ayet (6:77:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi. | |||||
| 16 | En'am 77. Ayet (6:77:8) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi. | |||||
| 17 | En'am 78. Ayet (6:78:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güneşi doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi. | |||||
| 18 | En'am 78. Ayet (6:78:10) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güneşi doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi. | |||||
| 19 | A'raf 22. Ayet (7:22:3) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. | |||||
| 20 | A'raf 116. Ayet (7:116:3) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar. | |||||
| 21 | A'raf 135. Ayet (7:135:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar. | |||||
| 22 | A'raf 143. Ayet (7:143:24) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince[228] onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. | |||||
| 23 | A'raf 143. Ayet (7:143:33) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince[228] onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. | |||||
| 24 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 25 | A'raf 165. Ayet (7:165:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık. | |||||
| 26 | A'raf 166. Ayet (7:166:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik. | |||||
| 27 | A'raf 189. Ayet (7:189:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan[238] var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.[239] | |||||
| 28 | A'raf 189. Ayet (7:189:0) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan[238] var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.[239] | |||||
| 29 | A'raf 190. Ayet (7:190:0) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | fakat ne zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de, Allah’ın kendilerine verdiği çocuk konusunda O’na ortaklar koşarlar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir. | |||||
| 30 | Enfal 48. Ayet (8:48:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat ne zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, “Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım.” demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, “Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler)[252] görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır” demişti. | |||||
| 31 | Tevbe 76. Ayet (9:76:0) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat Allah, lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler. | |||||
| 32 | Tevbe 114. Ayet (9:114:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi.[263] Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. | |||||
| 33 | Yunus 12. Ayet (10:12:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ancak | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir. | |||||
| 34 | Yunus 23. Ayet (10:23:0) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. (Biz de) bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz. | |||||
| 35 | Yunus 76. Ayet (10:76:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Katımızdan kendilerine hak (mucize) gelince, “Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. | |||||
| 36 | Yunus 80. Ayet (10:80:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar gelince Mûsâ onlara, “Atacağınızı atın (hünerinizi ortaya koyun)” dedi. | |||||
| 37 | Yunus 81. Ayet (10:81:0) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar atacaklarını atınca, Mûsâ dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez. | |||||
| 38 | Hûd 66. Ayet (11:66:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | nihayet | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Helâk) emrimiz geldiğinde Salih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helâktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 39 | Hûd 70. Ayet (11:70:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: “Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik.” | |||||
| 40 | Hûd 74. Ayet (11:74:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı. | |||||
| 41 | Hûd 82. Ayet (11:82:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 82,83. (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir. | |||||
| 42 | Yusuf 15. Ayet (12:15:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | nihayet | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik. | |||||
| 43 | Yusuf 28. Ayet (12:28:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadının kocası Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce, dedi ki: “Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür.” | |||||
| 44 | Yusuf 31. Ayet (12:31:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler. | |||||
| 45 | Yusuf 31. Ayet (12:31:17) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler. | |||||
| 46 | Yusuf 50. Ayet (12:50:5) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kral, “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yûsuf’a gelince (Yûsuf) dedi ki: “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.” | |||||
| 47 | Yusuf 54. Ayet (12:54:7) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kral, “Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım”, dedi. Onunla konuşunca dedi ki: “Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin.” | |||||
| 48 | Yusuf 63. Ayet (12:63:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, babalarına döndüklerinde, “Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette koruruz” dediler. | |||||
| 49 | Yusuf 66. Ayet (12:66:16) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babaları, “Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız hariç, onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim” dedi. Ona güvencelerini verdiklerinde, “Allah söylediklerimize vekildir” dedi. | |||||
| 50 | Yusuf 70. Ayet (12:70:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, onların yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra da bir çağırıcı şöyle seslendi: “Ey kervancılar! Siz hırsızsınız.” | |||||