| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 80. Ayet (2:80:13) | فَلَنْ | فلن | felen | öyleyse | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” | |||||
| 2 | Bakara 144. Ayet (2:144:7) | فَلَنُوَلِّيَنَّكَ | فلنولينك | fe-lenuvelliyenneke | elbette seni döndüreceğiz | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.[38] | |||||
| 3 | Âl-i İmran 85. Ayet (3:85:6) | فَلَنْ | فلن | felen | (bilsin ki) asla | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 91. Ayet (3:91:7) | فَلَنْ | فلن | felen | لَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 115. Ayet (3:115:5) | فَلَنْ | فلن | felen | لَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 144. Ayet (3:144:21) | فَلَنْ | فلن | felen | لَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır. | |||||
| 7 | Nisâ 52. Ayet (4:52:8) | فَلَنْ | فلن | felen | لَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ın lânet ettiği kimselerdir. Allah, kime lânet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın. | |||||
| 8 | Nisâ 88. Ayet (4:88:19) | فَلَنْ | فلن | felen | artık | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah, onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek eski konumlarına (küfre) döndürmüştür. Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın. | |||||
| 9 | Nisâ 143. Ayet (4:143:13) | فَلَنْ | فلن | felen | لَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara (mü’minlere) ne de şunlara (kâfirlere) bağlanırlar. Allah, kimi saptırırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın. | |||||
| 10 | Mâide 41. Ayet (5:41:46) | فَلَنْ | فلن | felen | لَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler[150], sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.[151] Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır. | |||||
| 11 | Mâide 42. Ayet (5:42:15) | فَلَنْ | فلن | felen | asla | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever. | |||||
| 12 | En'am 104. Ayet (6:104:8) | فَلِنَفْسِه۪ۚ | فلنفسه | fe-linefsih(i) | (yararı) kendisinedir | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller[188] geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim. | |||||
| 13 | A'raf 6. Ayet (7:6:1) | فَلَنَسْـَٔلَنَّ | فلنسـلن | fe-lenes-elenne | soracağız | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız.[212] Peygamberlere de elbette soracağız.[213] | |||||
| 14 | A'raf 7. Ayet (7:7:1) | فَلَنَقُصَّنَّ | فلنقصن | felenekussanne | ve elbette anlatacağız | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz. | |||||
| 15 | Tevbe 80. Ayet (9:80:0) | فَلَنْ | فلن | fe-len | asla | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez. | |||||
| 16 | Yusuf 80. Ayet (12:80:24) | فَلَنْ | فلن | felen | asla | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 17 | Nahl 97. Ayet (16:97:10) | فَلَنُحْيِيَنَّهُ | فلنحيينه | felenuhyiyennehu | onu yaşatırız | ح ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz. | |||||
| 18 | İsrâ 97. Ayet (17:97:8) | فَلَنْ | فلن | felen | artık | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız. | |||||
| 19 | Kehf 17. Ayet (18:17:30) | فَلَنْ | فلن | felen | artık | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. | |||||
| 20 | Kehf 28. Ayet (18:28:22) | اَغْفَلْنَا | اغفلنا | aġfelnâ | alıkoyduğumuz | غ ف ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme. | |||||
| 21 | Kehf 41. Ayet (18:41:5) | فَلَنْ | فلن | felen | bir daha | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu arayamazsın bile.” | |||||
| 22 | Kehf 57. Ayet (18:57:27) | فَلَنْ | فلن | felen | asla | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 23 | Meryem 26. Ayet (19:26:15) | فَلَنْ | فلن | felen | asla | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.[342] | |||||
| 24 | Tâhâ 58. Ayet (20:58:1) | فَلَنَأْتِيَنَّكَ | فلنأتينك | fe-lene/tiyenneke | biz de mutlaka sana getireceğiz | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.” | |||||
| 25 | Neml 37. Ayet (27:37:3) | فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ | فلنأتينهم | fe-lene/tiyennehum | onlara gelirim | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız.” | |||||
| 26 | Kasas 17. Ayet (28:17:6) | فَلَنْ | فلن | felen | artık bir daha | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım” dedi. | |||||
| 27 | Fâtır 43. Ayet (35:43:17) | فَلَنْ | فلن | felen | halbuki | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın. | |||||
| 28 | Sâffât 75. Ayet (37:75:4) | فَلَنِعْمَ | فلنعم | fe-leni’me | ne güzel | ن ع م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz! | |||||
| 29 | Sâd 23. Ayet (38:23:12) | اَكْفِلْن۪يهَا | اكفلنيها | ekfilnîhâ | onu da bana ver | ك ف ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden biri şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken ‘Onu da bana ver’ dedi ve tartışmada beni bastırdı.” | |||||
| 30 | Zümer 41. Ayet (39:41:9) | فَلِنَفْسِه۪ۚ | فلنفسه | felinefsih(i) | kendi yararınadır | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin. | |||||
| 31 | Fussilet 27. Ayet (41:27:1) | فَلَنُذ۪يقَنَّ | فلنذيقن | fe-lenużîkanne | fakat taddıracağız | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 32 | Fussilet 46. Ayet (41:46:4) | فَلِنَفْسِه۪ | فلنفسه | fe-linefsih(i) | yararı kendisinedir | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara (zerre kadar) zulmedici değildir. | |||||
| 33 | Fussilet 50. Ayet (41:50:24) | فَلَنُنَبِّئَنَّ | فلننبئن | fe-lenunebbienne | biz mutlaka haber vereceğiz | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka “Bu benim hakkımdır, Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O’nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır” der. Andolsun, biz inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve andolsun, onlara mutlaka ağır azaptan tattıracağız. | |||||
| 34 | Câsiye 15. Ayet (45:15:4) | فَلِنَفْسِه۪ۚ | فلنفسه | fe-linefsih(i) | yararı kendisinedir | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim salih bir amel işlerse, kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. | |||||
| 35 | Muhammed 4. Ayet (47:4:36) | فَلَنْ | فلن | felen | asla | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur.[493] Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır. | |||||
| 36 | Muhammed 34. Ayet (47:34:12) | فَلَنْ | فلن | felen | asla | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkârcılar olarak ölenler var ya, Allah onları asla bağışlamayacaktır. | |||||
| 37 | Nebe' 30. Ayet (78:30:2) | فَلَنْ | فلن | felen | artık asla | لَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.” | |||||