| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 18. Ayet (2:18:4) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. | |||||
| 2 | Bakara 171. Ayet (2:171:16) | فَهُمْ | فهم | fehum | onun için onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar. | |||||
| 3 | Nisâ 12. Ayet (4:12:70) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer.[108] Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin[109] yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 4 | En'am 12. Ayet (6:12:23) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar. | |||||
| 5 | En'am 20. Ayet (6:20:11) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.[172] Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar. | |||||
| 6 | En'am 139. Ayet (6:139:15) | فَهُمْ | فهم | fehum | o zaman hepsi | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah, onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir.[195] Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 7 | A'raf 100. Ayet (7:100:17) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. | |||||
| 8 | Enfal 55. Ayet (8:55:0) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü, inkâr edenlerdir. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 9 | Tevbe 45. Ayet (9:45:0) | فَهُمْ | فهم | fehum | kendileri | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler. | |||||
| 10 | Tevbe 87. Ayet (9:87:0) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar. | |||||
| 11 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 12 | Nahl 71. Ayet (16:71:17) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar? | |||||
| 13 | Enbiyâ 24. Ayet (21:24:21) | فَهُمْ | فهم | fehum | bundan dolayı onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa ondan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilâh olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”[362] | |||||
| 14 | Enbiyâ 34. Ayet (21:34:9) | فَهُمُ | فهم | fehumu | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar? | |||||
| 15 | Mü'minûn 69. Ayet (23:69:5) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkâr ediyorlar? | |||||
| 16 | Mü'minûn 71. Ayet (23:71:13) | فَهُمْ | فهم | fehum | fakat onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar. | |||||
| 17 | Neml 4. Ayet (27:4:9) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar. | |||||
| 18 | Neml 17. Ayet (27:17:8) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı. | |||||
| 19 | Neml 24. Ayet (27:24:15) | فَهُمْ | فهم | fehum | (bu yüzden) onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar.” | |||||
| 20 | Neml 81. Ayet (27:81:13) | فَهُمْ | فهم | fehum | işte onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin. | |||||
| 21 | Neml 83. Ayet (27:83:10) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların (topluca hesap yerine) sevk edilecekleri günü hatırla.[411] | |||||
| 22 | Neml 85. Ayet (27:85:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar artık | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar. | |||||
| 23 | Kasas 66. Ayet (28:66:5) | فَهُمْ | فهم | fehum | ve onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar. | |||||
| 24 | Rum 15. Ayet (30:15:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler. | |||||
| 25 | Rum 53. Ayet (30:53:13) | فَهُمْ | فهم | fehum | ve onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak âyetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin. | |||||
| 26 | Fâtır 40. Ayet (35:40:22) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar da | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır?” Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey vaad etmezler. | |||||
| 27 | Yâsîn 6. Ayet (36:6:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | bu yüzden onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 5,6. Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. | |||||
| 28 | Yâsîn 7. Ayet (36:7:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 29 | Yâsîn 8. Ayet (36:8:9) | فَهُمْ | فهم | fehum | bu yüzden onların | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır. | |||||
| 30 | Yâsîn 9. Ayet (36:9:10) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. | |||||
| 31 | Yâsîn 71. Ayet (36:71:10) | فَهُمْ | فهم | fehum | kendileri | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. | |||||
| 32 | Sâffât 70. Ayet (37:70:1) | فَهُمْ | فهم | fehum | kendileri de | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler. | |||||
| 33 | Fussilet 4. Ayet (41:4:5) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler. | |||||
| 34 | Fussilet 19. Ayet (41:19:7) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın düşmanlarının, toplanıp yığın yığın cehenneme sevk edilecekleri günü hatırla! | |||||
| 35 | Zuhruf 21. Ayet (43:21:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar? | |||||
| 36 | Kaf 5. Ayet (50:5:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | şimdi onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir hâldedirler. | |||||
| 37 | Tûr 40. Ayet (52:40:4) | فَهُمْ | فهم | fehum | ve onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık) bir ücret istiyorsun da onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır? | |||||
| 38 | Tûr 41. Ayet (52:41:4) | فَهُمْ | فهم | fehum | kendileri (mi?) | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar? | |||||
| 39 | Münafikun 3. Ayet (63:3:9) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar. | |||||
| 40 | Kalem 46. Ayet (68:46:4) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlardan | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir? | |||||
| 41 | Kalem 47. Ayet (68:47:4) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar? | |||||