| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 58. Ayet (2:58:14) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve deyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Şu memlekete[18] girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve “hıtta!” (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz” demiştik. | |||||
| 2 | Bakara 83. Ayet (2:83:16) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve söyleyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. | |||||
| 3 | Bakara 104. Ayet (2:104:6) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! “Râ’inâ (bizi gözet)” demeyin, “unzurnâ (bize bak)” deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.[29] | |||||
| 4 | Bakara 104. Ayet (2:104:8) | وَقُولُوا | وقولوا | vekûlû | deyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! “Râ’inâ (bizi gözet)” demeyin, “unzurnâ (bize bak)” deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.[29] | |||||
| 5 | Bakara 136. Ayet (2:136:1) | قُولُٓوا | قولوا | kûlû | deyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” | |||||
| 6 | Bakara 154. Ayet (2:154:2) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.[41] | |||||
| 7 | Bakara 169. Ayet (2:169:6) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | ve söylemenizi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. | |||||
| 8 | Bakara 235. Ayet (2:235:24) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemeniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.[65] Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 9 | Âl-i İmran 64. Ayet (3:64:29) | فَقُولُوا | فقولوا | fekûlû | deyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.”[93] | |||||
| 10 | Nisâ 5. Ayet (4:5:13) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve söyleyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.[106] | |||||
| 11 | Nisâ 8. Ayet (4:8:10) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve söyleyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin. | |||||
| 12 | Nisâ 9. Ayet (4:9:13) | وَلْيَقُولُوا | وليقولوا | vel-yekûlû | ve söylesinler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, (yetimler hakkında da) ürperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler. | |||||
| 13 | Nisâ 78. Ayet (4:78:14) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar! | |||||
| 14 | Nisâ 78. Ayet (4:78:22) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar! | |||||
| 15 | Nisâ 94. Ayet (4:94:12) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 16 | Nisâ 171. Ayet (4:171:9) | تَقُولُوا | تقولوا | takûlû | ve söylemeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin.[136] Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 17 | Nisâ 171. Ayet (4:171:31) | تَقُولُوا | تقولوا | takûlû | demeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin.[136] Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 18 | Mâide 19. Ayet (5:19:14) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada, “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 19 | En'am 53. Ayet (6:53:5) | لِيَقُولُٓوا | ليقولوا | li-yekûlû | demeleri için | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi? | |||||
| 20 | En'am 105. Ayet (6:105:4) | وَلِيَقُولُوا | وليقولوا | ve li-yekûlû | desinler diye | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur’an’ı) açıklayalım diye âyetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.[189] | |||||
| 21 | En'am 156. Ayet (6:156:2) | تَقُولُٓوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 22 | En'am 157. Ayet (6:157:2) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 23 | A'raf 33. Ayet (7:33:24) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemenizi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” | |||||
| 24 | A'raf 161. Ayet (7:161:0) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve deyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zaman onlara denilmişti ki: “Şu memlekete[231] yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve ‘Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)’ deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.” | |||||
| 25 | A'raf 169. Ayet (7:169:0) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | söylemeyecekler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 26 | A'raf 172. Ayet (7:172:0) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. | |||||
| 27 | A'raf 173. Ayet (7:173:0) | تَقُولُٓوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut, “Bizden önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” dememeniz içindir. | |||||
| 28 | Tevbe 50. Ayet (9:50:0) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musîbet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dönüp giderler. | |||||
| 29 | Hûd 12. Ayet (11:12:11) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | demelerinden | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) “Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir. | |||||
| 30 | Yusuf 81. Ayet (12:81:4) | فَقُولُوا | فقولوا | fe-kûlû | deyin ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik.” | |||||
| 31 | Nahl 116. Ayet (16:116:2) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler. | |||||
| 32 | İsrâ 53. Ayet (17:53:3) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | söylesinler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. | |||||
| 33 | Hacc 40. Ayet (22:40:9) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 34 | Nûr 51. Ayet (24:51:13) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | demeleridir | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Aralarında hüküm vermek için Allah’a (Kur’an’a) ve Resûlüne davet edildiklerinde, mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, “işittik ve iman ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 35 | Şu'arâ 203. Ayet (26:203:1) | فَيَقُولُوا | فيقولوا | fe-yekûlû | derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 201,202,203. Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar. | |||||
| 36 | Kasas 47. Ayet (28:47:8) | فَيَقُولُوا | فيقولوا | feyekûlû | diyecekler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik. | |||||
| 37 | Ankebut 2. Ayet (29:2:6) | يَقُولُٓوا | يقولوا | yekûlû | demekle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. | |||||
| 38 | Ankebut 46. Ayet (29:46:13) | وَقُولُٓوا | وقولوا | ve kûlû | ve deyin ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” | |||||
| 39 | Ahzab 70. Ayet (33:70:7) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve söyleyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 70,71. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır. | |||||
| 40 | Zuhruf 13. Ayet (43:13:11) | وَتَقُولُوا | وتقولوا | ve tekûlû | ve (şöyle) demeniz için | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 12,13,14. O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır. | |||||
| 41 | Hucurât 14. Ayet (49:14:8) | قُولُٓوا | قولوا | kûlû | deyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik” deyin.[500] Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 42 | Tûr 44. Ayet (52:44:7) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökten düşmekte olan parçalar görseler, “Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır” derler. | |||||
| 43 | Kamer 2. Ayet (54:2:5) | وَيَقُولُوا | ويقولوا | ve yekûlû | ve derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler. | |||||
| 44 | Saf 3. Ayet (61:3:6) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemenin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir. | |||||
| 45 | Münafikun 4. Ayet (63:4:6) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | konuşsalar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar! | |||||