| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 100 | En'am 97. Ayet (6:97:12) | قَدْ | قد | kad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık. | |||||
| 101 | En'am 98. Ayet (6:98:9) | قَدْ | قد | kad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır. | |||||
| 102 | En'am 104. Ayet (6:104:1) | قَدْ | قد | kad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller[188] geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim. | |||||
| 103 | En'am 119. Ayet (6:119:10) | وَقَدْ | وقد | ve kad | ve muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir.[191] Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir. | |||||
| 104 | En'am 126. Ayet (6:126:5) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık. | |||||
| 105 | En'am 128. Ayet (6:128:7) | قَدِ | قد | kadi | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 106 | En'am 140. Ayet (6:140:1) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir. | |||||
| 107 | En'am 140. Ayet (6:140:16) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir. | |||||
| 108 | En'am 157. Ayet (6:157:11) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | işte | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 109 | A'raf 10. Ayet (7:10:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, size yeryüzünde imkân ve iktidar verdik.[214] Sizin için orada birçok geçim imkânları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz! | |||||
| 110 | A'raf 11. Ayet (7:11:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dedik. İblis’ten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı. | |||||
| 111 | A'raf 26. Ayet (7:26:4) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik). | |||||
| 112 | A'raf 38. Ayet (7:38:5) | قَدْ | قد | kad | قَدْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” | |||||
| 113 | A'raf 43. Ayet (7:43:24) | لَقَدْ | لقد | lekad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler” derler. Onlara, “İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!” diye seslenilir. | |||||
| 114 | A'raf 44. Ayet (7:44:7) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cennetlikler cehennemliklere, “Rabbimizin bize va’dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar, “Evet” derler. O zaman aralarında bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlere!” diye seslenir. | |||||
| 115 | A'raf 52. Ayet (7:52:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olarak getirdik. | |||||
| 116 | A'raf 53. Ayet (7:53:13) | قَدْ | قد | kad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise ancak, (“Görelim bakalım!” diyerek) Kur’an’ın bildirdiği sonucu (te’vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlâh diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 117 | A'raf 53. Ayet (7:53:31) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise ancak, (“Görelim bakalım!” diyerek) Kur’an’ın bildirdiği sonucu (te’vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlâh diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 118 | A'raf 59. Ayet (7:59:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi. | |||||
| 119 | A'raf 71. Ayet (7:71:2) | قَدْ | قد | kad | artık | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hûd, “Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah’ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” dedi. | |||||
| 120 | A'raf 73. Ayet (7:73:15) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.” | |||||
| 121 | A'raf 79. Ayet (7:79:6) | لَقَدْ | لقد | lekad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi. | |||||
| 122 | A'raf 85. Ayet (7:85:15) | قَدْ | قد | kad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” | |||||
| 123 | A'raf 89. Ayet (7:89:1) | قَدِ | قد | kadi | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 124 | A'raf 93. Ayet (7:93:6) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Şu’ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?” | |||||
| 125 | A'raf 95. Ayet (7:95:9) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||
| 126 | A'raf 101. Ayet (7:101:7) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. | |||||
| 127 | A'raf 105. Ayet (7:105:10) | قَدْ | قد | kad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.[223] | |||||
| 128 | A'raf 130. Ayet (7:130:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık. | |||||
| 129 | A'raf 149. Ayet (7:149:0) | قَدْ | قد | kad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler. | |||||
| 130 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | قَدْ | قد | kad | şüphesiz | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 131 | A'raf 179. Ayet (7:179:0) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.[235] | |||||
| 132 | A'raf 185. Ayet (7:185:0) | قَدِ | قد | kadi | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama[237], Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, bundan sonra artık hangi söze inanacaklar? | |||||
| 133 | Enfal 16. Ayet (8:16:0) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | -Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah’ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası! | |||||
| 134 | Enfal 19. Ayet (8:19:0) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | işte | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey inkârcılar!) Eğer fetih[245] istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir. | |||||
| 135 | Enfal 31. Ayet (8:31:0) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara karşı âyetlerimiz okunduğu zaman, “Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” dediler. | |||||
| 136 | Enfal 38. Ayet (8:38:0) | قَدْ | قد | kad | قَدْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! İnkâr edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilâhî kanun devam etmiş olacaktır.[250] | |||||
| 137 | Enfal 38. Ayet (8:38:0) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! İnkâr edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilâhî kanun devam etmiş olacaktır.[250] | |||||
| 138 | Enfal 71. Ayet (8:71:0) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer sana hainlik etmek isterlerse, (bil ki) onlar daha önce Allah’a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı (sana) imkân vermişti. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 139 | Tevbe 25. Ayet (9:25:0) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisingeriye dönüp kaçmıştınız.[255] | |||||
| 140 | Tevbe 40. Ayet (9:40:0) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | iyi bilin ki | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 141 | Tevbe 48. Ayet (9:48:0) | لَقَدِ | لقد | lekadi | andolsun ki | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri hâlde, Allah’ın dini galip geldi. | |||||
| 142 | Tevbe 50. Ayet (9:50:0) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musîbet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dönüp giderler. | |||||
| 143 | Tevbe 66. Ayet (9:66:0) | قَدْ | قد | kad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz. | |||||
| 144 | Tevbe 74. Ayet (9:74:0) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | halbuki | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. | |||||
| 145 | Tevbe 94. Ayet (9:94:0) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara döndüğünüzde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: “Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Resûlü de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da görülen âlemi de bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek.” | |||||
| 146 | Tevbe 117. Ayet (9:117:0) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir. | |||||
| 147 | Tevbe 128. Ayet (9:128:0) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. | |||||
| 148 | Yunus 13. Ayet (10:13:0) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. | |||||
| 149 | Yunus 16. Ayet (10:16:0) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur’an’ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?” | |||||