| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 200 | İsrâ 89. Ayet (17:89:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. | |||||
| 201 | İsrâ 101. Ayet (17:101:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Mûsâ onlara gelmiş ve Firavun da ona, “Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!” demişti.[323] | |||||
| 202 | İsrâ 102. Ayet (17:102:2) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ise, “İyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum” demişti. | |||||
| 203 | Kehf 14. Ayet (18:14:16) | لَقَدْ | لقد | lekad | yoksa | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik. | |||||
| 204 | Kehf 48. Ayet (18:48:5) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. Onlara, “Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız” denir. | |||||
| 205 | Kehf 54. Ayet (18:54:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. | |||||
| 206 | Kehf 62. Ayet (18:62:7) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun ki | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi. | |||||
| 207 | Kehf 71. Ayet (18:71:12) | لَقَدْ | لقد | lekad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi. | |||||
| 208 | Kehf 74. Ayet (18:74:13) | لَقَدْ | لقد | lekad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi. | |||||
| 209 | Kehf 76. Ayet (18:76:9) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme.[332] Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)” dedi.[333] | |||||
| 210 | Kehf 91. Ayet (18:91:2) | وَقَدْ | وقد | ve kad | ve muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır. | |||||
| 211 | Meryem 8. Ayet (19:8:10) | وَقَدْ | وقد | ve kad | ve gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi. | |||||
| 212 | Meryem 9. Ayet (19:9:8) | وَقَدْ | وقد | ve kad | ve gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”[338] | |||||
| 213 | Meryem 24. Ayet (19:24:6) | قَدْ | قد | kad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.” | |||||
| 214 | Meryem 27. Ayet (19:27:8) | لَقَدْ | لقد | lekad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!” | |||||
| 215 | Meryem 43. Ayet (19:43:4) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.” | |||||
| 216 | Meryem 89. Ayet (19:89:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun ki | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. | |||||
| 217 | Meryem 94. Ayet (19:94:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır. | |||||
| 218 | Tâhâ 36. Ayet (20:36:2) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!” | |||||
| 219 | Tâhâ 37. Ayet (20:37:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | zaten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk.” | |||||
| 220 | Tâhâ 47. Ayet (20:47:12) | قَدْ | قد | kad | kuşkusuz | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ” | |||||
| 221 | Tâhâ 48. Ayet (20:48:2) | قَدْ | قد | kad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.” | |||||
| 222 | Tâhâ 56. Ayet (20:56:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz ona (Firavun’a) bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti. | |||||
| 223 | Tâhâ 61. Ayet (20:61:12) | وَقَدْ | وقد | v ekad | ve doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.” | |||||
| 224 | Tâhâ 64. Ayet (20:64:6) | وَقَدْ | وقد | ve kad | ve muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Öyleyse, hilelerinizi toplayın (birbirinize destek olun) sonra sıra hâlinde gelin. Bu gün üstün gelen muhakkak başarıya ulaşmıştır.” | |||||
| 225 | Tâhâ 75. Ayet (20:75:4) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 75,76. Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükâfatıdır. | |||||
| 226 | Tâhâ 77. Ayet (20:77:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” diye vahyettik. | |||||
| 227 | Tâhâ 80. Ayet (20:80:4) | قَدْ | قد | kad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr’un sağ yanını va’dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.” | |||||
| 228 | Tâhâ 81. Ayet (20:81:16) | فَقَدْ | فقد | fekad | andolsun o | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.” | |||||
| 229 | Tâhâ 85. Ayet (20:85:3) | قَدْ | قد | kad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı” dedi. | |||||
| 230 | Tâhâ 90. Ayet (20:90:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahmân’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.” | |||||
| 231 | Tâhâ 99. Ayet (20:99:7) | قَدْ | قد | kad | قَدْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir (Kur’an) verdik. | |||||
| 232 | Tâhâ 99. Ayet (20:99:9) | وَقَدْ | وقد | vekad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir (Kur’an) verdik. | |||||
| 233 | Tâhâ 111. Ayet (20:111:5) | وَقَدْ | وقد | ve kad | ve muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen, mutlaka hüsrana uğramıştır. | |||||
| 234 | Tâhâ 115. Ayet (20:115:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, bundan önce biz Âdem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık. | |||||
| 235 | Tâhâ 125. Ayet (20:125:6) | وَقَدْ | وقد | ve kad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O da şöyle der: “Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum hâlde, niçin beni kör olarak haşrettin?” | |||||
| 236 | Enbiyâ 10. Ayet (21:10:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? | |||||
| 237 | Enbiyâ 48. Ayet (21:48:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı[364] (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik. | |||||
| 238 | Enbiyâ 51. Ayet (21:51:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk. | |||||
| 239 | Enbiyâ 54. Ayet (21:54:2) | لَقَدْ | لقد | lekad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, “Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi. | |||||
| 240 | Enbiyâ 65. Ayet (21:65:5) | لَقَدْ | لقد | lekad | muhakkak | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler. | |||||
| 241 | Enbiyâ 97. Ayet (21:97:12) | قَدْ | قد | kad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler. | |||||
| 242 | Enbiyâ 105. Ayet (21:105:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da[370] da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık. | |||||
| 243 | Hacc 42. Ayet (22:42:3) | فَقَدْ | فقد | fekad | gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı. | |||||
| 244 | Hacc 74. Ayet (22:74:5) | قَدْرِه۪ۜ | قدره | kadrih(i) | kadrini | ق د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 245 | Mü'minûn 1. Ayet (23:1:1) | قَدْ | قد | kad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. | |||||
| 246 | Mü'minûn 12. Ayet (23:12:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. | |||||
| 247 | Mü'minûn 17. Ayet (23:17:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık.[383] Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz. | |||||
| 248 | Mü'minûn 23. Ayet (23:23:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?” dedi. | |||||
| 249 | Mü'minûn 49. Ayet (23:49:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. | |||||