| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 300 | Ahzab 50. Ayet (33:50:45) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 301 | Ahzab 58. Ayet (33:58:8) | فَقَدِ | فقد | fe-kadi | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir. | |||||
| 302 | Ahzab 71. Ayet (33:71:11) | فَقَدْ | فقد | fekad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 70,71. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır. | |||||
| 303 | Sebe' 10. Ayet (34:10:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun ki | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 10,11. Andolsun, Davud’a tarafımızdan bir lütuf verdik. “Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin” dedik ve “(Bütün vücudu örtecek) zırhlar yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık. “Salih amel işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm” diye vahyettik. | |||||
| 304 | Sebe' 15. Ayet (34:15:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Sebe’ halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir.” | |||||
| 305 | Sebe' 20. Ayet (34:20:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular. | |||||
| 306 | Sebe' 53. Ayet (34:53:1) | وَقَدْ | وقد | ve kad | oysa andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı. | |||||
| 307 | Fâtır 4. Ayet (35:4:3) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, senden önce de nice peygamberler yalancı sayılmıştır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür. | |||||
| 308 | Fâtır 25. Ayet (35:25:3) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de peygamberlerini yalanlamışlardı. Oysa peygamberleri onlara apaçık delilleri, sahifeleri ve aydınlatıcı kitabı getirmişlerdi. | |||||
| 309 | Yâsîn 7. Ayet (36:7:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 310 | Yâsîn 62. Ayet (36:62:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?” | |||||
| 311 | Sâffât 71. Ayet (37:71:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı. | |||||
| 312 | Sâffât 72. Ayet (37:72:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik. | |||||
| 313 | Sâffât 75. Ayet (37:75:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz! | |||||
| 314 | Sâffât 105. Ayet (37:105:1) | قَدْ | قد | kad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” | |||||
| 315 | Sâffât 114. Ayet (37:114:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk. | |||||
| 316 | Sâffât 158. Ayet (37:158:6) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | oysa | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler. | |||||
| 317 | Sâffât 171. Ayet (37:171:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti: | |||||
| 318 | Sâd 24. Ayet (38:24:2) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Davud dedi ki: “Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır.” Dâvûd, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi. | |||||
| 319 | Sâd 34. Ayet (38:34:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık.[464] Sonra tövbe edip bize yöneldi. | |||||
| 320 | Zümer 27. Ayet (39:27:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik. | |||||
| 321 | Zümer 50. Ayet (39:50:1) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamamıştı. | |||||
| 322 | Zümer 59. Ayet (39:59:2) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.” | |||||
| 323 | Zümer 65. Ayet (39:65:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.” | |||||
| 324 | Mü'min 9. Ayet (40:9:7) | فَقَدْ | فقد | fekad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 325 | Mü'min 23. Ayet (40:23:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 23,24. Andolsun ki biz Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a, Hâmân’a ve Kârûn’a[473] gönderdik. Onlar ise; “Bu çok yalancı bir sihirbazdır” dediler. | |||||
| 326 | Mü'min 28. Ayet (40:28:15) | وَقَدْ | وقد | ve kad | oysa gerçekten | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.” | |||||
| 327 | Mü'min 34. Ayet (40:34:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, “Allah, ondan sonra aslâ peygamber göndermez” demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır. | |||||
| 328 | Mü'min 48. Ayet (40:48:9) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Büyüklük taslayanlar ise şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah, kullar arasında (böyle) hüküm vermiştir.” | |||||
| 329 | Mü'min 53. Ayet (40:53:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 53,54. Andolsun, biz Mûsâ’ya hidayet verdik. İsrailoğulları’na da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olarak o kitabı (Tevrat’ı) miras bıraktık. | |||||
| 330 | Mü'min 78. Ayet (40:78:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar. | |||||
| 331 | Mü'min 85. Ayet (40:85:11) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar. | |||||
| 332 | Fussilet 25. Ayet (41:25:16) | قَدْ | قد | kad | قَدْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı. | |||||
| 333 | Fussilet 43. Ayet (41:43:6) | قَدْ | قد | kad | قَدْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana ancak, senden önceki peygamberlere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir. | |||||
| 334 | Fussilet 45. Ayet (41:45:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun! Biz, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik de, onda ayrılığa düşmüşlerdi. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler. | |||||
| 335 | Zuhruf 46. Ayet (43:46:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti. | |||||
| 336 | Zuhruf 63. Ayet (43:63:6) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” | |||||
| 337 | Zuhruf 78. Ayet (43:78:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız. | |||||
| 338 | Duhân 13. Ayet (44:13:4) | وَقَدْ | وقد | ve kad | oysa elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti. | |||||
| 339 | Duhân 17. Ayet (44:17:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Mûsâ) gelmişti. | |||||
| 340 | Duhân 30. Ayet (44:30:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 30,31. Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi. | |||||
| 341 | Duhân 32. Ayet (44:32:1) | وَلَقَدِ | ولقد | ve lekadi | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık. | |||||
| 342 | Câsiye 16. Ayet (45:16:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık. | |||||
| 343 | Ahkaf 17. Ayet (46:17:9) | وَقَدْ | وقد | ve kad | gelip geçmiş iken | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. | |||||
| 344 | Ahkaf 18. Ayet (46:18:8) | قَدْ | قد | kad | gelip geçen | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır. | |||||
| 345 | Ahkaf 21. Ayet (46:21:8) | وَقَدْ | وقد | ve kad | gelip geçti | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçmiş olan Âd kavminin kardeşini (Hûd’u) hatırla. Hani Ahkâf’taki kavmini, “Ancak Allah’a ibadet edin, çünkü ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” diye uyarmıştı. | |||||
| 346 | Ahkaf 26. Ayet (46:26:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve le-kad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı. | |||||
| 347 | Ahkaf 27. Ayet (46:27:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. (Doğru yola) dönsünler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık. | |||||
| 348 | Muhammed 18. Ayet (47:18:8) | فَقَدْ | فقد | fe-kad | işte | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir (ama öğüt almıyorlar). Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek? | |||||
| 349 | Fetih 18. Ayet (48:18:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 18,19. Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih[497] ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||