| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 10. Ayet (2:10:11) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarından | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 2 | Bakara 16. Ayet (2:16:10) | كَانُوا | كانوا | kânû | olanlardan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır. | |||||
| 3 | Bakara 34. Ayet (2:34:11) | وَكَانَ | وكان | ve kâne | ve oldu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. | |||||
| 4 | Bakara 36. Ayet (2:36:6) | كَانَا | كانا | kânâ | bulundukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik. | |||||
| 5 | Bakara 57. Ayet (2:57:16) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 6 | Bakara 59. Ayet (2:59:17) | كَانُوا | كانوا | kânû | yaptıkları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.[19] | |||||
| 7 | Bakara 61. Ayet (2:61:48) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. | |||||
| 8 | Bakara 61. Ayet (2:61:59) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. | |||||
| 9 | Bakara 75. Ayet (2:75:6) | كَانَ | كان | kâne | vardı ki | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.[25] | |||||
| 10 | Bakara 89. Ayet (2:89:10) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. | |||||
| 11 | Bakara 94. Ayet (2:94:3) | كَانَتْ | كانت | kânet | ise | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahiret yurdu (cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi ölümü temenni edin!” | |||||
| 12 | Bakara 97. Ayet (2:97:3) | كَانَ | كان | kâne | ise (bilsin ki) | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” | |||||
| 13 | Bakara 98. Ayet (2:98:2) | كَانَ | كان | kâne | ise | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır. | |||||
| 14 | Bakara 101. Ayet (2:101:20) | كَاَنَّهُمْ | كانهم | keennehum | sanki gibi | كَأَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab’ı (Tevrat’ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar. | |||||
| 15 | Bakara 102. Ayet (2:102:73) | كَانُوا | كانوا | kânû | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 16 | Bakara 103. Ayet (2:103:11) | كَانُوا | كانوا | kânû | idi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi! | |||||
| 17 | Bakara 111. Ayet (2:111:7) | كَانَ | كان | kâne | olan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de; “Yahudi ve Hıristiyanlardan başkası Cennet’e girmeyecek” dediler. Bu, onların kuruntuları! De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz (iddianızı ispat edecek) delilinizi getirin.” | |||||
| 18 | Bakara 113. Ayet (2:113:29) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudiler, “Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler bir temel üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı[31] okuyorlar. (Kitab'ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir. | |||||
| 19 | Bakara 114. Ayet (2:114:16) | كَانَ | كان | kâne | olmaları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır. | |||||
| 20 | Bakara 134. Ayet (2:134:14) | كَانُوا | كانوا | kânu | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz. | |||||
| 21 | Bakara 135. Ayet (2:135:13) | كَانَ | كان | kâne | O değildi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yahudiler) “Yahudi olun ve (Hıristiyanlar da) "Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” | |||||
| 22 | Bakara 140. Ayet (2:140:9) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarını | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. | |||||
| 23 | Bakara 141. Ayet (2:141:14) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz. | |||||
| 24 | Bakara 142. Ayet (2:142:10) | كَانُوا | كانوا | kânû | bulunurlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Birtakım kendini bilmez insanlar, “Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da, Batı da Allah’ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.” | |||||
| 25 | Bakara 143. Ayet (2:143:29) | كَانَتْ | كانت | kânet | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet[36] yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.[37] | |||||
| 26 | Bakara 143. Ayet (2:143:37) | كَانَ | كان | kâne | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet[36] yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.[37] | |||||
| 27 | Bakara 170. Ayet (2:170:16) | كَانَ | كان | kâne | olsalar- | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?[45] | |||||
| 28 | Bakara 184. Ayet (2:184:4) | كَانَ | كان | kâne | olursa | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir.[50] Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. | |||||
| 29 | Bakara 185. Ayet (2:185:19) | كَانَ | كان | kâne | olur | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir. | |||||
| 30 | Bakara 196. Ayet (2:196:19) | كَانَ | كان | kâne | olan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin. | |||||
| 31 | Bakara 213. Ayet (2:213:1) | كَانَ | كان | kâne | idi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 32 | Bakara 232. Ayet (2:232:19) | كَانَ | كان | kâne | olan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 33 | Bakara 280. Ayet (2:280:2) | كَانَ | كان | kâne | ise | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır. | |||||
| 34 | Bakara 282. Ayet (2:282:37) | كَانَ | كان | kâne | ise | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.[79] Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[80] | |||||
| 35 | Âl-i İmran 13. Ayet (3:13:2) | كَانَ | كان | kâne | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.[85] | |||||
| 36 | Âl-i İmran 24. Ayet (3:24:14) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun sebebi, onların, “Bize, ateş sadece sayılı günlerde dokunacaktır.” demeleridir. Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır. | |||||
| 37 | Âl-i İmran 67. Ayet (3:67:2) | كَانَ | كان | kâne | değildi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.[94] | |||||
| 38 | Âl-i İmran 67. Ayet (3:67:8) | كَانَ | كان | kâne | idi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.[94] | |||||
| 39 | Âl-i İmran 67. Ayet (3:67:12) | كَانَ | كان | kâne | ve değildi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.[94] | |||||
| 40 | Âl-i İmran 79. Ayet (3:79:2) | كَانَ | كان | kâne | mümkün değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.” | |||||
| 41 | Âl-i İmran 93. Ayet (3:93:3) | كَانَ | كان | kâne | idi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun.” | |||||
| 42 | Âl-i İmran 95. Ayet (3:95:9) | كَانَ | كان | kâne | idi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah, doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” | |||||
| 43 | Âl-i İmran 97. Ayet (3:97:8) | كَانَ | كان | kâne | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim[97] vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.) | |||||
| 44 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:17) | لَكَانَ | لكان | le-kâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 45 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:23) | كَانُوا | كانوا | kânû | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 46 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:34) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 47 | Âl-i İmran 137. Ayet (3:137:11) | كَانَ | كان | kâne | olduğunu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün. | |||||
| 48 | Âl-i İmran 145. Ayet (3:145:2) | كَانَ | كان | kâne | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız. | |||||
| 49 | Âl-i İmran 146. Ayet (3:146:18) | اسْتَكَانُواۜ | استكانوا | stekânû | boyun eğmediler | ك ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever. | |||||
| 50 | Âl-i İmran 147. Ayet (3:147:2) | كَانَ | كان | kâne | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların sözleri ancak, “Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et” demekten ibaretti. | |||||