| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1500 | Kehf 95. Ayet (18:95:10) | بَيْنَكُمْ | بينكم | beynekum | sizinle | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi. | |||||
| 1501 | Kehf 103. Ayet (18:103:3) | نُنَبِّئُكُمْ | ننبئكم | nunebbiukum | size söyleyeyim | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 103,104. (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?” | |||||
| 1502 | Kehf 110. Ayet (18:110:5) | مِثْلُكُمْ | مثلكم | miślukum | sizin gibi | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” | |||||
| 1503 | Kehf 110. Ayet (18:110:9) | اِلٰهُكُمْ | الهكم | ilâhukum | Tanrınız | أ ل ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” | |||||
| 1504 | Meryem 12. Ayet (19:12:7) | الْحُكْمَ | الحكم | l-hukme | hikmet | ح ك م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 12,13,14. (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi. | |||||
| 1505 | Meryem 36. Ayet (19:36:4) | وَرَبُّكُمْ | وربكم | ve rabbukum | ve sizin Rabbinizdir | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O’na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur. | |||||
| 1506 | Meryem 48. Ayet (19:48:1) | وَاَعْتَزِلُكُمْ | واعتزلكم | ve a’tezilukum | sizden ayrılıyorum | ع ز ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb’ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.” | |||||
| 1507 | Meryem 71. Ayet (19:71:2) | مِنْكُمْ | منكم | minkum | içinizden | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. | |||||
| 1508 | Meryem 74. Ayet (19:74:1) | وَكَمْ | وكم | ve kem | ve nice | كَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlardan önce, mal-mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helâk ettik. | |||||
| 1509 | Meryem 98. Ayet (19:98:1) | وَكَمْ | وكم | ve kem | ve nicesini | كَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun? | |||||
| 1510 | Tâhâ 10. Ayet (20:10:11) | اٰت۪يكُمْ | اتيكم | âtîkum | size getiririm | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani bir ateş görmüştü de ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum” demişti.[355] | |||||
| 1511 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:6) | اَدُلُّكُمْ | ادلكم | edullukum | size göstereyim | د ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 1512 | Tâhâ 46. Ayet (20:46:5) | مَعَكُمَٓا | معكما | me’akumâ | sizinle beraberim | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.” | |||||
| 1513 | Tâhâ 49. Ayet (20:49:3) | رَبُّكُمَا | ربكما | rabbukumâ | Rabbiniz | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?” dedi. | |||||
| 1514 | Tâhâ 53. Ayet (20:53:3) | لَكُمُ | لكم | lekumu | size | لَكُمُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. | |||||
| 1515 | Tâhâ 53. Ayet (20:53:7) | لَكُمْ | لكم | lekum | sizin için | لَكُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. | |||||
| 1516 | Tâhâ 54. Ayet (20:54:3) | اَنْعَامَكُمْۜ | انعامكم | en’âmekum | hayvanlarınızı | ن ع م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) deliller vardır. | |||||
| 1517 | Tâhâ 55. Ayet (20:55:2) | خَلَقْنَاكُمْ | خلقناكم | ḣalaknâkum | sizi yarattık | خ ل ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. | |||||
| 1518 | Tâhâ 55. Ayet (20:55:4) | نُع۪يدُكُمْ | نعيدكم | nu’îdukum | döndürürüz | ع و د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. | |||||
| 1519 | Tâhâ 55. Ayet (20:55:6) | نُخْرِجُكُمْ | نخرجكم | nuḣricukum | sizi çıkarırız | خ ر ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. | |||||
| 1520 | Tâhâ 59. Ayet (20:59:2) | مَوْعِدُكُمْ | موعدكم | mev’idukum | buluşma zamanınız | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi. | |||||
| 1521 | Tâhâ 61. Ayet (20:61:4) | وَيْلَكُمْ | ويلكم | veylekum | yazık size | وَيْلٌ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.” | |||||
| 1522 | Tâhâ 61. Ayet (20:61:10) | فَيُسْحِتَكُمْ | فيسحتكم | fe-yushitekum | sonra kökünüzü keser | س ح ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.” | |||||
| 1523 | Tâhâ 63. Ayet (20:63:7) | يُخْرِجَاكُمْ | يخرجاكم | yuḣricâkum | sizi çıkarsınlar | خ ر ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle dediler: “Şüphesiz bu ikisi, sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar.” | |||||
| 1524 | Tâhâ 63. Ayet (20:63:9) | اَرْضِكُمْ | ارضكم | ardikum | yurdunuz- | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle dediler: “Şüphesiz bu ikisi, sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar.” | |||||
| 1525 | Tâhâ 63. Ayet (20:63:12) | بِطَر۪يقَتِكُمُ | بطريقتكم | bi-tarîkatikumu | sizin yolunuzu | ط ر ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle dediler: “Şüphesiz bu ikisi, sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar.” | |||||
| 1526 | Tâhâ 64. Ayet (20:64:2) | كَيْدَكُمْ | كيدكم | keydekum | hilenizi | ك ي د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Öyleyse, hilelerinizi toplayın (birbirinize destek olun) sonra sıra hâlinde gelin. Bu gün üstün gelen muhakkak başarıya ulaşmıştır.” | |||||
| 1527 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:7) | لَكُمْۜ | لكم | lekum | size | لَكُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 1528 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:9) | لَكَب۪يرُكُمُ | لكبيركم | le-kebîrukumu | büyüğünüzdür | ك ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 1529 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:11) | عَلَّمَكُمُ | علمكم | ‘allemekumu | size öğreten | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 1530 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:14) | اَيْدِيَكُمْ | ايديكم | eydiyekum | sizin ellerinizi | ي د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 1531 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:15) | وَاَرْجُلَكُمْ | وارجلكم | ve erculekum | ve ayaklarınızı | ر ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 1532 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:18) | وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ | ولاصلبنكم | ve le-usallibennekum | ve sizi asacağım | ص ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 1533 | Tâhâ 80. Ayet (20:80:5) | اَنْجَيْنَاكُمْ | انجيناكم | enceynâkum | biz sizi kurtardık | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr’un sağ yanını va’dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.” | |||||
| 1534 | Tâhâ 80. Ayet (20:80:7) | عَدُوِّكُمْ | عدوكم | ‘aduvvikum | düşmanınız- | ع د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr’un sağ yanını va’dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.” | |||||
| 1535 | Tâhâ 80. Ayet (20:80:8) | وَوٰعَدْنَاكُمْ | ووعدناكم | ve vâ’adnâkum | ve size va'dettik | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr’un sağ yanını va’dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.” | |||||
| 1536 | Tâhâ 80. Ayet (20:80:13) | عَلَيْكُمُ | عليكم | ‘aleykumu | üzerinize | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr’un sağ yanını va’dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.” | |||||
| 1537 | Tâhâ 81. Ayet (20:81:5) | رَزَقْنَاكُمْ | رزقناكم | razaknâkum | sizi rızıklandırdığımız | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.” | |||||
| 1538 | Tâhâ 81. Ayet (20:81:10) | عَلَيْكُمْ | عليكم | ‘aleykum | üzerinize | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.” | |||||
| 1539 | Tâhâ 86. Ayet (20:86:11) | يَعِدْكُمْ | يعدكم | ya’idkum | size va'detmemiş miydi? | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi. | |||||
| 1540 | Tâhâ 86. Ayet (20:86:12) | رَبُّكُمْ | ربكم | rabbukum | Rabbiniz | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi. | |||||
| 1541 | Tâhâ 86. Ayet (20:86:16) | عَلَيْكُمُ | عليكم | ‘aleykumu | size | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi. | |||||
| 1542 | Tâhâ 86. Ayet (20:86:22) | عَلَيْكُمْ | عليكم | ‘aleykum | üstünüze | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi. | |||||
| 1543 | Tâhâ 86. Ayet (20:86:25) | رَبِّكُمْ | ربكم | rabbikum | Rabbiniz- | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi. | |||||
| 1544 | Tâhâ 88. Ayet (20:88:9) | اِلٰهُكُمْ | الهكم | ilâhukum | sizin tanrınız | أ ل ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece (Sâmirî) onlar için böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. (Sâmirî ve adamları) “Bu sizin de ilâhınızdır, Mûsâ’nın da ilâhıdır. Öyle iken Mûsâ, (ilâhını burada) unuttu (da onu Tûr’da aramaya gitti)” dediler.[359] | |||||
| 1545 | Tâhâ 90. Ayet (20:90:13) | رَبَّكُمُ | ربكم | rabbekumu | Rabbiniz | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahmân’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.” | |||||
| 1546 | Tâhâ 98. Ayet (20:98:2) | اِلٰهُكُمُ | الهكم | ilâhukumu | tanrınız | أ ل ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. | |||||
| 1547 | Tâhâ 117. Ayet (20:117:10) | يُخْرِجَنَّكُمَا | يخرجنكما | yuḣricennekumâ | sizi çıkarmasın | خ ر ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de şöyle dedik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun.” | |||||
| 1548 | Tâhâ 123. Ayet (20:123:5) | بَعْضُكُمْ | بعضكم | ba’dukum | bir kısmınız | ب ع ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.” | |||||
| 1549 | Tâhâ 123. Ayet (20:123:9) | يَأْتِيَنَّكُمْ | يأتينكم | ye/tiyennekum | size geldiği zaman | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.” | |||||