| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 550 | Sâffât 108. Ayet (37:108:1) | وَتَرَكْنَا | وتركنا | ve teraknâ | ve (iyi bir ün) bıraktık | ت ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. | |||||
| 551 | Sâffât 113. Ayet (37:113:1) | وَبَارَكْنَا | وباركنا | ve bâraknâ | ve bereketler verdik | ب ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu da İshak’ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de. | |||||
| 552 | Sâffât 119. Ayet (37:119:1) | وَتَرَكْنَا | وتركنا | ve teraknâ | ve (iyi bir ün) bıraktık | ت ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık. | |||||
| 553 | Sâffât 129. Ayet (37:129:1) | وَتَرَكْنَا | وتركنا | ve teraknâ | biz (iyi bir ün) bıraktık | ت ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık. | |||||
| 554 | Sâffât 157. Ayet (37:157:4) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | iseniz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı! | |||||
| 555 | Sâffât 169. Ayet (37:169:1) | لَكُنَّا | لكنا | lekunnâ | elbette biz olurduk | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 167,168,169. Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.” | |||||
| 556 | Sâd 3. Ayet (38:3:2) | اَهْلَكْنَا | اهلكنا | ehleknâ | helak ettik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi. | |||||
| 557 | Sâd 62. Ayet (38:62:7) | كُنَّا | كنا | kunnâ | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine şöyle derler: “Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?” | |||||
| 558 | Sâd 75. Ayet (38:75:13) | كُنْتَ | كنت | kunte | (mi) oldun? | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi. | |||||
| 559 | Zümer 7. Ayet (39:7:26) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | olduğunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir. | |||||
| 560 | Zümer 20. Ayet (39:20:1) | لٰكِنِ | لكن | lâkini | fakat | لٰكِنِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Allah, va’dinden dönmez. | |||||
| 561 | Zümer 24. Ayet (39:24:12) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | olduğunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü kötü azaba karşı yüzüyle korunan kimse[469], (o gün) azaptan emin olan kimse gibi midir? Zalimlere, “Kazandıklarınızı tadın” denir. | |||||
| 562 | Zümer 49. Ayet (39:49:19) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 563 | Zümer 56. Ayet (39:56:13) | كُنْتُ | كنت | kuntu | ben oldum | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 55,56. Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin. | |||||
| 564 | Zümer 57. Ayet (39:57:7) | لَكُنْتُ | لكنت | lekuntu | ben olurdum | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut, “Allah beni doğru yola iletseydi, elbette O’na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum” demesin. | |||||
| 565 | Zümer 59. Ayet (39:59:8) | وَكُنْتَ | وكنت | ve kunte | ve oldun | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.” | |||||
| 566 | Zümer 66. Ayet (39:66:4) | وَكُنْ | وكن | ve kun | ve ol | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, yalnız Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol. | |||||
| 567 | Zümer 71. Ayet (39:71:29) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | ama | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir. | |||||
| 568 | Mü'min 47. Ayet (40:47:10) | كُنَّا | كنا | kunnâ | idik | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?” derler. | |||||
| 569 | Mü'min 57. Ayet (40:57:8) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 570 | Mü'min 59. Ayet (40:59:7) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar. | |||||
| 571 | Mü'min 61. Ayet (40:61:6) | لِتَسْكُنُوا | لتسكنوا | li-teskunû | istirahat etmeniz için | س ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler. | |||||
| 572 | Mü'min 61. Ayet (40:61:16) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler. | |||||
| 573 | Mü'min 68. Ayet (40:68:11) | كُنْ | كن | kun | ol! | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece “ol” der, o da oluverir. | |||||
| 574 | Mü'min 73. Ayet (40:73:6) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | olduğunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 73,74. Sonra onlara, “Allah’ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?” denilir. Onlar da, “(Yüzüstü bırakıp) bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz, (taptıklarımız bir hiçmiş)” derler. İşte Allah, inkârcıları böyle saptırır. | |||||
| 575 | Mü'min 74. Ayet (40:74:9) | نَكُنْ | نكن | nekun | değilmişiz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 73,74. Sonra onlara, “Allah’ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?” denilir. Onlar da, “(Yüzüstü bırakıp) bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz, (taptıklarımız bir hiçmiş)” derler. İşte Allah, inkârcıları böyle saptırır. | |||||
| 576 | Mü'min 75. Ayet (40:75:3) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | sizin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür. | |||||
| 577 | Mü'min 75. Ayet (40:75:10) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | olmanızdan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür. | |||||
| 578 | Mü'min 84. Ayet (40:84:10) | كُنَّا | كنا | kunnâ | olan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Azabımızı gördükleri zaman, “Yalnız Allah’a inandık; O’na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik” dediler. | |||||
| 579 | Fussilet 5. Ayet (41:5:4) | اَكِنَّةٍ | اكنة | ekinnetin | kılıflar | ك ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “(Ey Muhammed!) Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O hâlde sen (istediğini) yap, şüphesiz biz de (istediğimizi) yapacağız.”[476] | |||||
| 580 | Fussilet 22. Ayet (41:22:2) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | siz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lâkin, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.” | |||||
| 581 | Fussilet 22. Ayet (41:22:12) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lâkin, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.” | |||||
| 582 | Fussilet 30. Ayet (41:30:18) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va’dedilmekte olan cennetle sevinin!” | |||||
| 583 | Fussilet 37. Ayet (41:37:17) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | iseniz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gece, gündüz, güneş ve ay Allah’ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah’a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin.[478] | |||||
| 584 | Şûrâ 8. Ayet (42:8:7) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah dileseydi, onları (aynı dine mensup) bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı yoktur. | |||||
| 585 | Şûrâ 27. Ayet (42:27:9) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir. | |||||
| 586 | Şûrâ 33. Ayet (42:33:3) | يُسْكِنِ | يسكن | yuskini | durdurur da | س ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. | |||||
| 587 | Şûrâ 52. Ayet (42:52:8) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen değildin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 52,53. İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner. | |||||
| 588 | Şûrâ 52. Ayet (42:52:14) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 52,53. İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner. | |||||
| 589 | Zuhruf 5. Ayet (43:5:6) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | oldunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haddi aşan bir topluluk oldunuz, diye vazgeçip Zikir’le (Kur’an’la) sizi uyarmaktan geri mi duralım? | |||||
| 590 | Zuhruf 8. Ayet (43:8:1) | فَاَهْلَكْنَٓا | فاهلكنا | fe-ehleknâ | biz de helak ettik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onlardan daha çetinlerini de helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti! | |||||
| 591 | Zuhruf 13. Ayet (43:13:18) | كُنَّا | كنا | kunnâ | biz değildik | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 12,13,14. O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır. | |||||
| 592 | Zuhruf 72. Ayet (43:72:6) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | olduklarınıza | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu, yapmakta olduklarınıza karşılık size mîras verilen cennettir. | |||||
| 593 | Zuhruf 76. Ayet (43:76:3) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zâlim idiler. | |||||
| 594 | Zuhruf 78. Ayet (43:78:4) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız. | |||||
| 595 | Duhân 3. Ayet (44:3:7) | كُنَّا | كنا | kunnâ | biz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede[485] indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. | |||||
| 596 | Duhân 5. Ayet (44:5:5) | كُنَّا | كنا | kunnâ | biz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 4,5,6,7. Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 597 | Duhân 7. Ayet (44:7:7) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | iseniz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 4,5,6,7. Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 598 | Duhân 36. Ayet (44:36:4) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | iseniz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin.” | |||||
| 599 | Duhân 37. Ayet (44:37:9) | اَهْلَكْنَاهُمْۘ | اهلكناهم | ehleknâhum | biz onları helak ettik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba’[488] kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi. | |||||