| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 950 | Enfal 34. Ayet (8:34:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Mescid-i Haram’dan (mü’minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez. | |||||
| 951 | Enfal 40. Ayet (8:40:0) | فَاعْلَمُٓوا | فاعلموا | fa’lemû | bilin ki | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur. O, ne güzel dosttur; O, ne güzel yardımcıdır! | |||||
| 952 | Enfal 40. Ayet (8:40:0) | الْمَوْلٰى | المولى | l-mevlâ | sahip | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur. O, ne güzel dosttur; O, ne güzel yardımcıdır! | |||||
| 953 | Enfal 41. Ayet (8:41:0) | وَاعْلَمُٓوا | واعلموا | va’lemû | bilin ki | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize[251] inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 954 | Enfal 41. Ayet (8:41:0) | وَالْمَسَاك۪ينِ | والمساكين | vel-mesâkîni | ve yoksullara | س ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize[251] inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 955 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | الْم۪يعَادِۙ | الميعاد | l-mî’âdi | sözleştiğiniz vakitte | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 956 | Enfal 43. Ayet (8:43:0) | سَلَّمَۜ | سلم | sellem(e) | kurtardı | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir. | |||||
| 957 | Enfal 48. Ayet (8:48:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat ne zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, “Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım.” demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, “Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler)[252] görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır” demişti. | |||||
| 958 | Enfal 49. Ayet (8:49:0) | الْمُنَافِقُونَ | المنافقون | l-munâfikûne | Münafıklar | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, “Bunları dinleri aldatmış” diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 959 | Enfal 50. Ayet (8:50:0) | الْمَلٰٓئِكَةُ | الملئكة | l-melâiketu | Melekler | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin. | |||||
| 960 | Enfal 53. Ayet (8:53:0) | لَمْ | لم | lem | asla | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 961 | Enfal 54. Ayet (8:54:0) | ظَالِم۪ينَ | ظالمين | zâlimîn(e) | zulmedicilerdi | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helâk etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi. | |||||
| 962 | Enfal 60. Ayet (8:60:0) | تَعْلَمُونَهُمْۚ | تعلمونهم | ta’lemûnehumu | sizin bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez. | |||||
| 963 | Enfal 60. Ayet (8:60:0) | يَعْلَمُهُمْۜ | يعلمهم | ya’lemuhum | bildiği | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez. | |||||
| 964 | Enfal 60. Ayet (8:60:0) | تُظْلَمُونَ | تظلمون | tuzlemûn(e) | hiç haksızlığa uğratılmazsınız | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez. | |||||
| 965 | Enfal 61. Ayet (8:61:0) | لِلسَّلْمِ | للسلم | li-sselmi | barışa | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 966 | Enfal 62. Ayet (8:62:0) | وَبِالْمُؤْمِن۪ينَۙ | وبالمؤمنين | ve bilmu/minîn(e) | ve mü'minleri | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 62,63. Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 967 | Enfal 64. Ayet (8:64:0) | الْمُؤْمِن۪ينَ۟ | المؤمنين | l-mu/minîn(e) | mü'minler- | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü’minlere Allah yeter. | |||||
| 968 | Enfal 65. Ayet (8:65:0) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | mü'minleri | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir. | |||||
| 969 | Enfal 66. Ayet (8:66:0) | وَعَلِمَ | وعلم | ve ’alime | ve bildi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir. | |||||
| 970 | Enfal 68. Ayet (8:68:0) | لَمَسَّكُمْ | لمسكم | lemessekum | size mutlaka dokunurdu | م س س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah’ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye)den dolayı size büyük bir azap dokunurdu. | |||||
| 971 | Enfal 70. Ayet (8:70:0) | لِمَنْ | لمن | limen | kimselere | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 972 | Enfal 70. Ayet (8:70:0) | يَعْلَمِ | يعلم | ya’lemi | bilirse | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 973 | Enfal 72. Ayet (8:72:0) | وَلَمْ | ولم | ve lem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 974 | Enfal 74. Ayet (8:74:0) | الْمُؤْمِنُونَ | المؤمنون | l-mu/minûne | mü'minler | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır. | |||||
| 975 | Tevbe 1. Ayet (9:1:0) | الْمُشْرِك۪ينَۜ | المشركين | l-muşrikîn(e) | müşrikler- | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır: | |||||
| 976 | Tevbe 2. Ayet (9:2:0) | وَاعْلَمُٓوا | واعلموا | va’lemû | ve bilin ki | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkârcıları perişan edecektir. | |||||
| 977 | Tevbe 3. Ayet (9:3:0) | الْمُشْرِك۪ينَۙ | المشركين | l-muşrikîne | puta tapanlar- | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hacc-ı ekber gününde[254], Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele! | |||||
| 978 | Tevbe 3. Ayet (9:3:0) | فَاعْلَمُٓوا | فاعلموا | fa’lemû | bilin ki | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hacc-ı ekber gününde[254], Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele! | |||||
| 979 | Tevbe 4. Ayet (9:4:0) | الْمُشْرِك۪ينَ | المشركين | l-muşrikîne | müşrikler- | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 980 | Tevbe 4. Ayet (9:4:0) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 981 | Tevbe 4. Ayet (9:4:0) | وَلَمْ | ولم | ve lem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 982 | Tevbe 4. Ayet (9:4:0) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîn(e) | korunanları | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 983 | Tevbe 5. Ayet (9:5:0) | الْمُشْرِك۪ينَ | المشركين | l-muşrikîne | ortak koşanları | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 984 | Tevbe 6. Ayet (9:6:0) | الْمُشْرِك۪ينَ | المشركين | l-muşrikîne | ortak koşanlar- | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir. | |||||
| 985 | Tevbe 6. Ayet (9:6:0) | يَعْلَمُونَ۟ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmez | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir. | |||||
| 986 | Tevbe 7. Ayet (9:7:0) | لِلْمُشْرِك۪ينَ | للمشركين | lil-muşrikîne | ortak koşanların | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 987 | Tevbe 7. Ayet (9:7:0) | الْمَسْجِدِ | المسجد | l-mescidi | Mescid-i | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 988 | Tevbe 7. Ayet (9:7:0) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîn(e) | korunanları | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 989 | Tevbe 10. Ayet (9:10:0) | الْمُعْتَدُونَ | المعتدون | l-mu’tedûn(e) | saldırganlar | ع د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir. | |||||
| 990 | Tevbe 11. Ayet (9:11:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız. | |||||
| 991 | Tevbe 16. Ayet (9:16:0) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 992 | Tevbe 16. Ayet (9:16:0) | يَعْلَمِ | يعلم | ya’lemi | bilmeden | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 993 | Tevbe 16. Ayet (9:16:0) | وَلَمْ | ولم | ve lem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 994 | Tevbe 16. Ayet (9:16:0) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | mü'minler(den) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 995 | Tevbe 17. Ayet (9:17:0) | لِلْمُشْرِك۪ينَ | للمشركين | lil-muşrikîne | müşrikler için | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır. | |||||
| 996 | Tevbe 18. Ayet (9:18:0) | وَلَمْ | ولم | velem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. | |||||
| 997 | Tevbe 18. Ayet (9:18:0) | الْمُهْتَد۪ينَ | المهتدين | l-muhtedîn(e) | doğru yolu bulanlar- | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. | |||||
| 998 | Tevbe 19. Ayet (9:19:0) | الْمَسْجِدِ | المسجد | l-mescidi | Mescid-i | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zâlim topluluğu doğru yola erdirmez. | |||||
| 999 | Tevbe 19. Ayet (9:19:0) | الظَّالِم۪ينَۢ | الظالمين | zzâlimîn(e) | zalimler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zâlim topluluğu doğru yola erdirmez. | |||||