| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1000 | Tevbe 23. Ayet (9:23:0) | الظَّالِمُونَ | الظالمون | zzâlimûn(e) | zalimler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir. | |||||
| 1001 | Tevbe 25. Ayet (9:25:0) | فَلَمْ | فلم | fe-lem | fakat | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisingeriye dönüp kaçmıştınız.[255] | |||||
| 1002 | Tevbe 26. Ayet (9:26:0) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | mü'minlerin | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır. | |||||
| 1003 | Tevbe 26. Ayet (9:26:0) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır. | |||||
| 1004 | Tevbe 28. Ayet (9:28:0) | الْمُشْرِكُونَ | المشركون | l-muşrikûne | ortak koşanlar | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1005 | Tevbe 28. Ayet (9:28:0) | الْمَسْجِدَ | المسجد | l-mescide | Mescid-i | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1006 | Tevbe 30. Ayet (9:30:0) | الْمَس۪يحُ | المسيح | l-mesîhu | Mesih | الْمَس۪يح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar! | |||||
| 1007 | Tevbe 31. Ayet (9:31:0) | وَالْمَس۪يحَ | والمسيح | vel-mesîha | ve Mesih'i de | الْمَس۪يح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır. | |||||
| 1008 | Tevbe 33. Ayet (9:33:0) | الْمُشْرِكُونَ | المشركون | l-muşrikûn(e) | ortak koşanlar | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir. | |||||
| 1009 | Tevbe 36. Ayet (9:36:0) | تَظْلِمُوا | تظلموا | tazlimû | zulmetmeyin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.[256] İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. | |||||
| 1010 | Tevbe 36. Ayet (9:36:0) | الْمُشْرِك۪ينَ | المشركين | l-muşrikîne | ortak koşanlarla | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.[256] İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. | |||||
| 1011 | Tevbe 36. Ayet (9:36:0) | وَاعْلَمُٓوا | واعلموا | va’lemû | ve bilin ki | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.[256] İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. | |||||
| 1012 | Tevbe 36. Ayet (9:36:0) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîn(e) | korunanlarla | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.[256] İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. | |||||
| 1013 | Tevbe 40. Ayet (9:40:0) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1014 | Tevbe 40. Ayet (9:40:0) | كَلِمَةَ | كلمة | kelimete | sözünü | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1015 | Tevbe 40. Ayet (9:40:0) | وَكَلِمَةُ | وكلمة | ve kelimetu | ve sözü ise | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1016 | Tevbe 41. Ayet (9:41:0) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde[259] Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. | |||||
| 1017 | Tevbe 42. Ayet (9:42:0) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. | |||||
| 1018 | Tevbe 43. Ayet (9:43:0) | لِمَ | لم | lime | niçin | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? | |||||
| 1019 | Tevbe 43. Ayet (9:43:0) | وَتَعْلَمَ | وتعلم | ve ta’leme | ve öğreninceye | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? | |||||
| 1020 | Tevbe 44. Ayet (9:44:0) | بِالْمُتَّق۪ينَ | بالمتقين | bil-muttekîn(e) | korunanları | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir. | |||||
| 1021 | Tevbe 47. Ayet (9:47:0) | بِالظَّالِم۪ينَ | بالظالمين | bi-zzâlimîn(e) | zalimleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir. | |||||
| 1022 | Tevbe 49. Ayet (9:49:0) | لَمُح۪يطَةٌ | لمحيطة | le-muhîtatun | kuşatacaktır | ح و ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan “Bana izin ver, beni fitneye (isyana) sevk etme” diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar (böyle diyerek) fitnenin ta içine düştüler. Şüphesiz ki cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır. | |||||
| 1023 | Tevbe 51. Ayet (9:51:0) | الْمُؤْمِنُونَ | المؤمنون | l-mu/minûn(e) | inananlar | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” | |||||
| 1024 | Tevbe 56. Ayet (9:56:0) | لَمِنْكُمْۜ | لمنكم | leminkum | sizden olduklarına | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur. | |||||
| 1025 | Tevbe 58. Ayet (9:58:0) | يَلْمِزُكَ | يلمزك | yelmizuke | sana dil uzatır | ل م ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar. | |||||
| 1026 | Tevbe 58. Ayet (9:58:0) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar. | |||||
| 1027 | Tevbe 60. Ayet (9:60:0) | وَالْمَسَاك۪ينِ | والمساكين | vel-mesâkîni | ve düşkünlere | س ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1028 | Tevbe 60. Ayet (9:60:0) | وَالْمُؤَ۬لَّفَةِ | والمؤلفة | vel-muellefeti | ve ısındırılacak olanlara | أ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1029 | Tevbe 61. Ayet (9:61:0) | لِلْمُؤْمِن۪ينَ | للمؤمنين | lil-mu/minîne | mü'minlere | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlardan peygamberi inciten ve “O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır” diyen kimseler de vardır. De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, mü’minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah’ın Resûlünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.” | |||||
| 1030 | Tevbe 63. Ayet (9:63:0) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir. | |||||
| 1031 | Tevbe 63. Ayet (9:63:0) | يَعْلَمُٓوا | يعلموا | ya’lemû | bilmediler mi ki | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir. | |||||
| 1032 | Tevbe 64. Ayet (9:64:0) | الْمُنَافِقُونَ | المنافقون | l-munâfikûne | münafıklar | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.” | |||||
| 1033 | Tevbe 67. Ayet (9:67:0) | اَلْمُنَافِقُونَ | المنافقون | el-munâfikûne | münafık erkekler | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 1034 | Tevbe 67. Ayet (9:67:0) | وَالْمُنَافِقَاتُ | والمنافقات | vel-munâfikâtu | ve münafık kadınlar | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 1035 | Tevbe 67. Ayet (9:67:0) | بِالْمُنْكَرِ | بالمنكر | bil-munkeri | kötülüğü | ن ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 1036 | Tevbe 67. Ayet (9:67:0) | الْمَعْرُوفِ | المعروف | l-ma’rûfi | iyilikten | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 1037 | Tevbe 67. Ayet (9:67:0) | الْمُنَافِق۪ينَ | المنافقين | l-munâfikîne | Münafıklar | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 1038 | Tevbe 68. Ayet (9:68:0) | الْمُنَافِق۪ينَ | المنافقين | l-munâfikîne | münafık erkeklere | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır. | |||||
| 1039 | Tevbe 68. Ayet (9:68:0) | وَالْمُنَافِقَاتِ | والمنافقات | vel-munâfikâti | ve münafık kadınlara | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır. | |||||
| 1040 | Tevbe 70. Ayet (9:70:0) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1041 | Tevbe 70. Ayet (9:70:0) | وَالْمُؤْتَفِكَاتِۜ | والمؤتفكات | vel-mu/tefikât(i) | ve yerlebir olanların | أ ف ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1042 | Tevbe 70. Ayet (9:70:0) | لِيَظْلِمَهُمْ | ليظلمهم | li-yazlimehum | onlara zulmediyor | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1043 | Tevbe 70. Ayet (9:70:0) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûn(e) | zulmediyorlardı | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1044 | Tevbe 71. Ayet (9:71:0) | وَالْمُؤْمِنُونَ | والمؤمنون | vel-mu/minûne | inanan erkekler | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1045 | Tevbe 71. Ayet (9:71:0) | وَالْمُؤْمِنَاتُ | والمؤمنات | vel-mu/minâtu | ve inanan kadınlar | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1046 | Tevbe 71. Ayet (9:71:0) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1047 | Tevbe 71. Ayet (9:71:0) | الْمُنْكَرِ | المنكر | l-munkeri | kötülük- | ن ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1048 | Tevbe 72. Ayet (9:72:0) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | inanan erkeklere | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 1049 | Tevbe 72. Ayet (9:72:0) | وَالْمُؤْمِنَاتِ | والمؤمنات | vel-mu/minâti | ve inanan kadınlara | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. | |||||