| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1050 | Tevbe 73. Ayet (9:73:0) | وَالْمُنَافِق۪ينَ | والمنافقين | vel-munâfikîne | ve münafıklarla | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası! | |||||
| 1051 | Tevbe 73. Ayet (9:73:0) | الْمَص۪يرُ | المصير | l-masîr(u) | bir gidiş yeridir | ص ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası! | |||||
| 1052 | Tevbe 74. Ayet (9:74:0) | كَلِمَةَ | كلمة | kelimete | (o) sözü | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. | |||||
| 1053 | Tevbe 74. Ayet (9:74:0) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. | |||||
| 1054 | Tevbe 76. Ayet (9:76:0) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat Allah, lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler. | |||||
| 1055 | Tevbe 78. Ayet (9:78:0) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini[260] ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi? | |||||
| 1056 | Tevbe 78. Ayet (9:78:0) | يَعْلَمُٓوا | يعلموا | ya’lemû | bilmediler mi ki | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini[260] ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi? | |||||
| 1057 | Tevbe 78. Ayet (9:78:0) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini[260] ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi? | |||||
| 1058 | Tevbe 79. Ayet (9:79:0) | يَلْمِزُونَ | يلمزون | yelmizûne | çekiştiren | ل م ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 1059 | Tevbe 79. Ayet (9:79:0) | الْمُطَّوِّع۪ينَ | المطوعين | l-muttavvi’îne | gönülden verenleri | ط و ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 1060 | Tevbe 79. Ayet (9:79:0) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | mü'minler- | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 1061 | Tevbe 81. Ayet (9:81:0) | الْمُخَلَّفُونَ | المخلفون | l-muḣallefûne | muhalefet ederek | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı. | |||||
| 1062 | Tevbe 88. Ayet (9:88:0) | الْمُفْلِحُونَ | المفلحون | l-muflihûn(e) | başarıya erenler | ف ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 1063 | Tevbe 90. Ayet (9:90:0) | الْمُعَذِّرُونَ | المعذرون | l-mu’ażżirûne | özür bahane eden | ع ذ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bedevîlerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Resûlüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir. | |||||
| 1064 | Tevbe 91. Ayet (9:91:0) | الْمَرْضٰى | المرضى | l-merdâ | hastalar | م ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı sadık ve samimi oldukları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir günah yoktur. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 1065 | Tevbe 91. Ayet (9:91:0) | الْمُحْسِن۪ينَ | المحسنين | l-muhsinîne | iyilik edenlerin | ح س ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı sadık ve samimi oldukları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir günah yoktur. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 1066 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 1067 | Tevbe 94. Ayet (9:94:0) | عَالِمِ | عالم | ‘âlimi | bilene | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara döndüğünüzde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: “Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Resûlü de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da görülen âlemi de bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek.” | |||||
| 1068 | Tevbe 97. Ayet (9:97:0) | يَعْلَمُوا | يعلموا | ya’lemû | tanımamaya | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bedevîler inkâr ve nifak bakımından daha ileri ve Allah’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1069 | Tevbe 100. Ayet (9:100:0) | الْمُهَاجِر۪ينَ | المهاجرين | l-muhâcirîne | Muhacirler- | ه ج ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 1070 | Tevbe 101. Ayet (9:101:0) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîne(ti) | Medine | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. | |||||
| 1071 | Tevbe 101. Ayet (9:101:0) | تَعْلَمُهُمْۜ | تعلمهم | ta’lemuhum | sen onları bilmezsin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. | |||||
| 1072 | Tevbe 101. Ayet (9:101:0) | نَعْلَمُهُمْۜ | نعلمهم | na’lemuhum | onları biliriz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. | |||||
| 1073 | Tevbe 104. Ayet (9:104:0) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi? | |||||
| 1074 | Tevbe 104. Ayet (9:104:0) | يَعْلَمُٓوا | يعلموا | ya’lemû | bilmediler mi ki | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi? | |||||
| 1075 | Tevbe 105. Ayet (9:105:0) | وَالْمُؤْمِنُونَۜ | والمؤمنون | vel-mu/minûn(e) | ve mü'minler de | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” | |||||
| 1076 | Tevbe 105. Ayet (9:105:0) | عَالِمِ | عالم | ‘âlimi | bilene | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” | |||||
| 1077 | Tevbe 107. Ayet (9:107:0) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | mü'minlerin | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.[261] | |||||
| 1078 | Tevbe 107. Ayet (9:107:0) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.[261] | |||||
| 1079 | Tevbe 108. Ayet (9:108:0) | لَمَسْجِدٌ | لمسجد | le-mescidun | mescid (ise) | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever. | |||||
| 1080 | Tevbe 108. Ayet (9:108:0) | الْمُطَّهِّر۪ينَ | المطهرين | l-muttahhirîn(e) | temizlenenleri | ط ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever. | |||||
| 1081 | Tevbe 109. Ayet (9:109:0) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîn(e) | zalimler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. | |||||
| 1082 | Tevbe 111. Ayet (9:111:0) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | mü'minler- | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır. | |||||
| 1083 | Tevbe 112. Ayet (9:112:0) | بِالْمَعْرُوفِ | بالمعروف | bil-ma’rûfi | iyiliği | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar[262], rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele. | |||||
| 1084 | Tevbe 112. Ayet (9:112:0) | الْمُنْكَرِ | المنكر | l-munkeri | kötülük- | ن ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar[262], rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele. | |||||
| 1085 | Tevbe 112. Ayet (9:112:0) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîn(e) | mü'minleri | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar[262], rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele. | |||||
| 1086 | Tevbe 113. Ayet (9:113:0) | لِلْمُشْرِك۪ينَ | للمشركين | lil-muşrikîne | ortak koşanlar için | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere. | |||||
| 1087 | Tevbe 114. Ayet (9:114:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi.[263] Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. | |||||
| 1088 | Tevbe 117. Ayet (9:117:0) | وَالْمُهَاجِر۪ينَ | والمهاجرين | vel-muhâcirîne | ve Muhacirleri | ه ج ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir. | |||||
| 1089 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîneti | Medine | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 1090 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | الْمُحْسِن۪ينَۙ | المحسنين | l-muhsinîn(e) | harcamaları | ح س ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 1091 | Tevbe 122. Ayet (9:122:0) | الْمُؤْمِنُونَ | المؤمنون | l-mu/minûne | inananlar | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.[265] | |||||
| 1092 | Tevbe 123. Ayet (9:123:0) | وَاعْلَمُٓوا | واعلموا | va’lemû | ve bilin ki | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kâfirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. | |||||
| 1093 | Tevbe 123. Ayet (9:123:0) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîn(e) | korunanlarla | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kâfirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. | |||||
| 1094 | Tevbe 128. Ayet (9:128:0) | بِالْمُؤْمِن۪ينَ | بالمؤمنين | bil-mu/minîne | mü'minlere | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. | |||||
| 1095 | Yunus 5. Ayet (10:5:0) | لِتَعْلَمُوا | لتعلموا | li-ta’lemû | bilmeniz için | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır. | |||||
| 1096 | Yunus 5. Ayet (10:5:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır. | |||||
| 1097 | Yunus 10. Ayet (10:10:0) | الْعَالَم۪ينَ۟ | العالمين | l-’âlemîn(e) | alemlerin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”; dualarının sonu ise, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir. | |||||
| 1098 | Yunus 12. Ayet (10:12:0) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ancak | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir. | |||||
| 1099 | Yunus 12. Ayet (10:12:0) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir. | |||||