| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1300 | Yusuf 90. Ayet (12:90:23) | الْمُحْسِن۪ينَ | المحسنين | l-muhsinîn(e) | iyilik edenlerin | ح س ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kardeşleri, “Yoksa sen, sen Yûsuf musun?” dediler. O da, “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi. | |||||
| 1301 | Yusuf 94. Ayet (12:94:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kervan (Mısır’dan) ayrılınca babaları, “Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yûsuf’un kokusunu alıyorum” dedi. | |||||
| 1302 | Yusuf 96. Ayet (12:96:1) | فَلَمَّٓا | فلما | fe-lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 1303 | Yusuf 96. Ayet (12:96:11) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 1304 | Yusuf 96. Ayet (12:96:15) | اَعْلَمُ | اعلم | a’lemu | bilirim | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 1305 | Yusuf 96. Ayet (12:96:20) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | sizin bilmediğiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 1306 | Yusuf 99. Ayet (12:99:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | nihayet | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mısır’a gidip) Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; Yûsuf ana babasını bağrına bastı ve “Allah’ın iradesi ile güven içinde Mısır’a girin” dedi. | |||||
| 1307 | Yusuf 100. Ayet (12:100:42) | لِمَا | لما | limâ | şeyi | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yûsuf’a) saygı ile eğildiler. Yûsuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” | |||||
| 1308 | Yusuf 101. Ayet (12:101:5) | الْمُلْكِ | الملك | l-mulki | mülk | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” | |||||
| 1309 | Yusuf 101. Ayet (12:101:6) | وَعَلَّمْتَن۪ي | وعلمتني | ve ’allemtenî | ve bana öğrettin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” | |||||
| 1310 | Yusuf 101. Ayet (12:101:19) | مُسْلِمًا | مسلما | muslimen | müslüman olarak | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” | |||||
| 1311 | Yusuf 104. Ayet (12:104:10) | لِلْعَالَم۪ينَ۟ | للعالمين | lil-’âlemîn(e) | bütün alemler için | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür. | |||||
| 1312 | Yusuf 108. Ayet (12:108:17) | الْمُشْرِك۪ينَ | المشركين | l-muşrikîn(e) | ortak koşanlar- | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” | |||||
| 1313 | Yusuf 109. Ayet (12:109:12) | اَفَلَمْ | افلم | efelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? | |||||
| 1314 | Yusuf 110. Ayet (12:110:19) | الْمُجْرِم۪ينَ | المجرمين | l-mucrimîn(e) | suçlular | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hâle gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez. | |||||
| 1315 | Ra'd 1. Ayet (13:1:1) | الٓمٓرٰ۠ | المر | Elif Lâm Mîm Râ | Elif Lam Mim Ra | الٓمٓرٰ۠ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elif Lâm Mîm Râ.[287] İşte bunlar Kitab’ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar. | |||||
| 1316 | Ra'd 6. Ayet (13:6:9) | الْمَثُلَاتُۜ | المثلات | l-meśulât(u) | benzerleri | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir. | |||||
| 1317 | Ra'd 6. Ayet (13:6:16) | ظُلْمِهِمْۚ | ظلمهم | zulmihim | zulümlerine | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir. | |||||
| 1318 | Ra'd 8. Ayet (13:8:2) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O’nun katında bir ölçü iledir. | |||||
| 1319 | Ra'd 9. Ayet (13:9:1) | عَالِمُ | عالم | ‘âlimu | (O) bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gaybı da görülen âlemi de bilendir, çok büyüktür, çok yücedir. | |||||
| 1320 | Ra'd 9. Ayet (13:9:5) | الْمُتَعَالِ | المتعال | l-mute’âl(i) | yücedir | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gaybı da görülen âlemi de bilendir, çok büyüktür, çok yücedir. | |||||
| 1321 | Ra'd 13. Ayet (13:13:4) | وَالْمَلٰٓئِكَةُ | والملئكة | vel-melâiketu | ve melekler | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gök gürlemesi O’na hamd ederek tespih eder. Melekler de O’nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır. | |||||
| 1322 | Ra'd 13. Ayet (13:13:19) | الْمِحَالِۜ | المحال | l-mihâl(i) | tuzağı (cezası) | م ح ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gök gürlemesi O’na hamd ederek tespih eder. Melekler de O’nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır. | |||||
| 1323 | Ra'd 14. Ayet (13:14:16) | الْمَٓاءِ | الماء | l-mâi | suya | م و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.[291] | |||||
| 1324 | Ra'd 16. Ayet (13:16:27) | الظُّلُمَاتُ | الظلمات | zzulumâtu | karanlıklar | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.” | |||||
| 1325 | Ra'd 18. Ayet (13:18:6) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerinin emrine uyanlar için mükâfatın en güzeli vardır. Ona uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve onun yanında bir katı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte hesabın kötüsü bunlar içindir. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır! | |||||
| 1326 | Ra'd 18. Ayet (13:18:27) | الْمِهَادُ۟ | المهاد | l-mihâd(u) | bir yataktır | م ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerinin emrine uyanlar için mükâfatın en güzeli vardır. Ona uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve onun yanında bir katı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte hesabın kötüsü bunlar içindir. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır! | |||||
| 1327 | Ra'd 19. Ayet (13:19:2) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar. | |||||
| 1328 | Ra'd 20. Ayet (13:20:7) | الْم۪يثَاقَۙ | الميثاق | l-mîśâk(e) | andlaşmayı | و ث ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır. | |||||
| 1329 | Ra'd 23. Ayet (13:23:10) | وَالْمَلٰٓئِكَةُ | والملئكة | vel-melâiketu | ve melekler de | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler (ve şöyle derler): | |||||
| 1330 | Ra'd 26. Ayet (13:26:4) | لِمَنْ | لمن | li-men | kimse için | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir. | |||||
| 1331 | Ra'd 31. Ayet (13:31:12) | كُلِّمَ | كلم | kullime | konuşturulduğu | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. | |||||
| 1332 | Ra'd 31. Ayet (13:31:14) | الْمَوْتٰىۜ | الموتى | l-mevtâ | ölülerin | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. | |||||
| 1333 | Ra'd 31. Ayet (13:31:19) | اَفَلَمْ | افلم | efelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. | |||||
| 1334 | Ra'd 31. Ayet (13:31:51) | الْم۪يعَادَ۟ | الميعاد | l-mî’âd(e) | sözünden | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. | |||||
| 1335 | Ra'd 33. Ayet (13:33:18) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | (Allah'ın) bilmediği | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Hâlbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkâr edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur. | |||||
| 1336 | Ra'd 35. Ayet (13:35:5) | الْمُتَّقُونَۜ | المتقون | l-muttekûn(e) | korunanlara | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkâr edenlerin sonu ise ateştir. | |||||
| 1337 | Ra'd 37. Ayet (13:37:12) | الْعِلْمِۙ | العلم | l-’ilmi | ilim- | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah tarafından senin için ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu. | |||||
| 1338 | Ra'd 41. Ayet (13:41:1) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah, hükmeder. O’nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 1339 | Ra'd 42. Ayet (13:42:7) | الْمَكْرُ | المكر | l-mekru | tuzaklar | م ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün tuzaklar Allah’a aittir. O, her nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir. | |||||
| 1340 | Ra'd 42. Ayet (13:42:9) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün tuzaklar Allah’a aittir. O, her nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir. | |||||
| 1341 | Ra'd 42. Ayet (13:42:14) | وَسَيَعْلَمُ | وسيعلم | ve seya’lemu | ve bileceklerdir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün tuzaklar Allah’a aittir. O, her nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir. | |||||
| 1342 | Ra'd 42. Ayet (13:42:16) | لِمَنْ | لمن | limen | kimin olacağını | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün tuzaklar Allah’a aittir. O, her nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir. | |||||
| 1343 | Ra'd 43. Ayet (13:43:14) | عِلْمُ | علم | ‘ilmu | bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, “Sen peygamber değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur’an) bilgisi bulunanlar yeter.” | |||||
| 1344 | İbrahim 1. Ayet (14:1:8) | الظُّلُمَاتِ | الظلمات | zzulumâti | karanlıklar- | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. Elif Lâm Râ.[293] Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline. | |||||
| 1345 | İbrahim 5. Ayet (14:5:9) | الظُّلُمَاتِ | الظلمات | zzulumâti | karanlıklar- | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Mûsâ’yı da, “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (geçmiş milletleri cezalandırdığı) günlerini hatırlat” diye âyetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. | |||||
| 1346 | İbrahim 9. Ayet (14:9:1) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler. | |||||
| 1347 | İbrahim 9. Ayet (14:9:15) | يَعْلَمُهُمْ | يعلمهم | ya’lemuhum | onları kimse bilmez | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler. | |||||
| 1348 | İbrahim 11. Ayet (14:11:29) | الْمُؤْمِنُونَ | المؤمنون | l-mu/minûn(e) | inananlar | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri, onlara dedi ki: “Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah’ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.” | |||||
| 1349 | İbrahim 12. Ayet (14:12:17) | الْمُتَوَكِّلُونَ۟ | المتوكلون | l-mutevekkilûn(e) | tevekkül edenler | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye O’na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” | |||||