| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1350 | İbrahim 13. Ayet (14:13:16) | الظَّالِم۪ينَۙ | الظالمين | zzâlimîn(e) | zalimleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, peygamberlerine; “Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz” dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: “Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz.” | |||||
| 1351 | İbrahim 14. Ayet (14:14:6) | لِمَنْ | لمن | limen | içindir | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimseler içindir.” | |||||
| 1352 | İbrahim 17. Ayet (14:17:6) | الْمَوْتُ | الموت | l-mevtu | ölüm | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu yudumlamaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecektir. Ona her yönden ölüm gelecek fakat ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap gelecektir. | |||||
| 1353 | İbrahim 19. Ayet (14:19:1) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir. | |||||
| 1354 | İbrahim 22. Ayet (14:22:3) | لَمَّا | لما | lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” | |||||
| 1355 | İbrahim 22. Ayet (14:22:41) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîne | zalimler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” | |||||
| 1356 | İbrahim 24. Ayet (14:24:1) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. | |||||
| 1357 | İbrahim 24. Ayet (14:24:7) | كَلِمَةً | كلمة | kelimeten | sözün | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. | |||||
| 1358 | İbrahim 26. Ayet (14:26:2) | كَلِمَةٍ | كلمة | kelimetin | sözün | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir. | |||||
| 1359 | İbrahim 27. Ayet (14:27:14) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîn(e) | zalimleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır[294], zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar. | |||||
| 1360 | İbrahim 28. Ayet (14:28:1) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 28,29. Allah’ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helâk yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır! | |||||
| 1361 | İbrahim 37. Ayet (14:37:12) | الْمُحَرَّمِۙ | المحرم | l-muharrami | mukaddes | ح ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.” | |||||
| 1362 | İbrahim 38. Ayet (14:38:3) | تَعْلَمُ | تعلم | ta’lemu | bilirsin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” | |||||
| 1363 | İbrahim 41. Ayet (14:41:5) | وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ | وللمؤمنين | ve lil-mu/minîne | ve mü'minleri | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.” | |||||
| 1364 | İbrahim 42. Ayet (14:42:7) | الظَّالِمُونَۜ | الظالمون | zzâlimûn(e) | zalimlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor. | |||||
| 1365 | İbrahim 44. Ayet (14:44:8) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zalimlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?” | |||||
| 1366 | İbrahim 44. Ayet (14:44:18) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?” | |||||
| 1367 | İbrahim 45. Ayet (14:45:5) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(lerin) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.” | |||||
| 1368 | İbrahim 49. Ayet (14:49:2) | الْمُجْرِم۪ينَ | المجرمين | l-mucrimîne | suçluları | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün. | |||||
| 1369 | İbrahim 52. Ayet (14:52:6) | وَلِيَعْلَمُٓوا | وليعلموا | ve li-ya’lemû | ve bilsinler diye | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir. | |||||
| 1370 | Hicr 2. Ayet (15:2:7) | مُسْلِم۪ينَ | مسلمين | muslimîn(e) | müslüman | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, “Keşke müslüman olsaydık” diye çok arzu edeceklerdir. | |||||
| 1371 | Hicr 3. Ayet (15:3:7) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bileceklerdir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler. | |||||
| 1372 | Hicr 6. Ayet (15:6:9) | لَمَجْنُونٌۜ | لمجنون | lemecnûn(un) | delisin | ج ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey kendisine Zikir (Kur’an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!” | |||||
| 1373 | Hicr 7. Ayet (15:7:4) | بِالْمَلٰٓئِكَةِ | بالملئكة | bil-melâiketi | melekleri | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!” | |||||
| 1374 | Hicr 8. Ayet (15:8:3) | الْمَلٰٓئِكَةَ | الملئكة | l-melâikete | melekleri | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez. | |||||
| 1375 | Hicr 12. Ayet (15:12:5) | الْمُجْرِم۪ينَۙ | المجرمين | l-mucrimîn(e) | suçluların | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Aynı şekilde (onların tutumlarına uygun olarak) biz onu suçluların kalbine sokarız.[296] | |||||
| 1376 | Hicr 24. Ayet (15:24:2) | عَلِمْنَا | علمنا | ‘alimnâ | biliriz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da. | |||||
| 1377 | Hicr 24. Ayet (15:24:3) | الْمُسْتَقْدِم۪ينَ | المستقدمين | l-mustakdimîne | önce geçenleri | ق د م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da. | |||||
| 1378 | Hicr 24. Ayet (15:24:6) | عَلِمْنَا | علمنا | ‘alimnâ | biliriz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da. | |||||
| 1379 | Hicr 24. Ayet (15:24:7) | الْمُسْتَأْخِر۪ينَ | المستأخرين | l-muste/ḣirîn(e) | geri kalanları da | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da. | |||||
| 1380 | Hicr 28. Ayet (15:28:4) | لِلْمَلٰٓئِكَةِ | للملئكة | lil-melâiketi | meleklere | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 28,29. Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti. | |||||
| 1381 | Hicr 30. Ayet (15:30:2) | الْمَلٰٓئِكَةُ | الملئكة | l-melâiketu | melekler | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine bütün melekler saygı ile eğildiler. | |||||
| 1382 | Hicr 33. Ayet (15:33:2) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İblis dedi ki: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem.” | |||||
| 1383 | Hicr 37. Ayet (15:37:4) | الْمُنْظَر۪ينَۙ | المنظرين | l-munzarîn(e) | ertelenmişlerdensin | ن ظ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 37,38. Allah da, "O hâlde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi. | |||||
| 1384 | Hicr 38. Ayet (15:38:4) | الْمَعْلُومِ | المعلوم | l-ma’lûm(i) | bilinen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 37,38. Allah da, "O hâlde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi. | |||||
| 1385 | Hicr 40. Ayet (15:40:4) | الْمُخْلَص۪ينَ | المخلصين | l-muḣlasîn(e) | ihlâslı | خ ل ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 39,40. İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. | |||||
| 1386 | Hicr 43. Ayet (15:43:3) | لَمَوْعِدُهُمْ | لموعدهم | le-mev’iduhum | onların buluşma yeridir | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir. | |||||
| 1387 | Hicr 45. Ayet (15:45:2) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîne | muttakiler | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır. | |||||
| 1388 | Hicr 57. Ayet (15:57:5) | الْمُرْسَلُونَ | المرسلون | l-murselûn(e) | elçiler | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, “Ey Elçiler! Göreviniz nedir?” dedi. | |||||
| 1389 | Hicr 59. Ayet (15:59:5) | لَمُنَجُّوهُمْ | لمنجوهم | le-muneccûhum | onları kurtaracağız | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 59,60. Lût’un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût’un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik. | |||||
| 1390 | Hicr 60. Ayet (15:60:5) | لَمِنَ | لمن | lemine | مِنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 59,60. Lût’un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût’un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik. | |||||
| 1391 | Hicr 61. Ayet (15:61:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 61,62. Elçiler (melekler) Lût’un ailesine gelince, Lût onlara, “Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz” dedi. | |||||
| 1392 | Hicr 61. Ayet (15:61:5) | الْمُرْسَلُونَۙ | المرسلون | l-murselûn(e) | Elçiler | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 61,62. Elçiler (melekler) Lût’un ailesine gelince, Lût onlara, “Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz” dedi. | |||||
| 1393 | Hicr 67. Ayet (15:67:3) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîneti | şehrin | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şehir halkı sevinerek geldiler. | |||||
| 1394 | Hicr 70. Ayet (15:70:2) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik” dediler. | |||||
| 1395 | Hicr 70. Ayet (15:70:5) | الْعَالَم۪ينَ | العالمين | l-’âlemîn(e) | alemler- | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik” dediler. | |||||
| 1396 | Hicr 75. Ayet (15:75:5) | لِلْمُتَوَسِّم۪ينَ | للمتوسمين | lil-mutevessimîn(e) | işaretten anlayanlara | و س م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır. | |||||
| 1397 | Hicr 77. Ayet (15:77:5) | لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ | للمؤمنين | lil-mu/minîn(e) | inananlar için | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır. | |||||
| 1398 | Hicr 78. Ayet (15:78:5) | لَظَالِم۪ينَۙ | لظالمين | le-zâlimîn(e) | zalim kimseler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eyke” halkı da şüphesiz zalim idiler.[299] | |||||
| 1399 | Hicr 80. Ayet (15:80:5) | الْمُرْسَل۪ينَۙ | المرسلين | l-murselîn(e) | peygamberleri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.[300] | |||||