| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1400 | Hicr 87. Ayet (15:87:5) | الْمَثَان۪ي | المثاني | l-meśânî | ikililerden | ث ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti[301] ve büyük Kur’an’ı verdik. | |||||
| 1401 | Hicr 88. Ayet (15:88:15) | لِلْمُؤْمِن۪ينَ | للمؤمنين | lil-mu/minîn(e) | mü'minlere | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir. | |||||
| 1402 | Hicr 89. Ayet (15:89:5) | الْمُب۪ينُۚ | المبين | l-mubîn(u) | apaçık | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım.” | |||||
| 1403 | Hicr 90. Ayet (15:90:4) | الْمُقْتَسِم۪ينَۙ | المقتسمين | l-muktesimîn(e) | kısımlara ayıranlara | ق س م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik. | |||||
| 1404 | Hicr 94. Ayet (15:94:6) | الْمُشْرِك۪ينَ | المشركين | l-muşrikîn(e) | ortak koşanlar | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme. | |||||
| 1405 | Hicr 95. Ayet (15:95:3) | الْمُسْتَهْزِء۪ينَۙ | المستهزءين | l-mustehzi-în(e) | alay edenler(e karşı) | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler. | |||||
| 1406 | Hicr 96. Ayet (15:96:8) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bileceklerdir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler. | |||||
| 1407 | Hicr 97. Ayet (15:97:2) | نَعْلَمُ | نعلم | na’lemu | biliyoruz (ki) | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz. | |||||
| 1408 | Nahl 2. Ayet (16:2:2) | الْمَلٰٓئِكَةَ | الملئكة | l-melâikete | Melekleri | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının” diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir. | |||||
| 1409 | Nahl 7. Ayet (16:7:5) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir. | |||||
| 1410 | Nahl 8. Ayet (16:8:9) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | sizin bilmediklerinizi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır. | |||||
| 1411 | Nahl 19. Ayet (16:19:2) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | her şeyi bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. | |||||
| 1412 | Nahl 23. Ayet (16:23:5) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez. | |||||
| 1413 | Nahl 23. Ayet (16:23:13) | الْمُسْتَكْبِر۪ينَ | المستكبرين | l-mustekbirîn(e) | büyüklük taslayanları | ك ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez. | |||||
| 1414 | Nahl 25. Ayet (16:25:11) | عِلْمٍۜ | علم | ‘ilm(in) | bilgisizce | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür. | |||||
| 1415 | Nahl 27. Ayet (16:27:15) | الْعِلْمَ | العلم | l-’ilme | ilim | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kıyamet günü, Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: “Uğrunda mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?!” Kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: “Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kâfirlerin üzerinedir.” | |||||
| 1416 | Nahl 28. Ayet (16:28:3) | الْمَلٰٓئِكَةُ | الملئكة | l-melâiketu | meleklerin | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O kâfirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim olup, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” derler. (Melekler de şöyle diyecekler:) “Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir.” | |||||
| 1417 | Nahl 28. Ayet (16:28:4) | ظَالِم۪ٓي | ظالمي | zâlimî | zulmederlerken | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O kâfirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim olup, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” derler. (Melekler de şöyle diyecekler:) “Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir.” | |||||
| 1418 | Nahl 28. Ayet (16:28:7) | السَّلَمَ | السلم | sseleme | teslim olurlar | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O kâfirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim olup, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” derler. (Melekler de şöyle diyecekler:) “Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir.” | |||||
| 1419 | Nahl 29. Ayet (16:29:8) | الْمُتَكَبِّر۪ينَ | المتكبرين | l-mutekebbirîn(e) | kibirlenenlerin | ك ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Haydi, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!” | |||||
| 1420 | Nahl 30. Ayet (16:30:20) | الْمُتَّق۪ينَۙ | المتقين | l-muttekîn(e) | korunanların | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı gelmekten sakınan kimselere, “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde, “Hayr indirdi” derler. Bu dünyada iyilik yapanlara bir iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah’a karşı gelmekten sakınanların yurdu ne güzeldir. | |||||
| 1421 | Nahl 31. Ayet (16:31:15) | الْمُتَّق۪ينَۙ | المتقين | l-muttekîn(e) | korunanları | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçinden nehirler akan Adn cennetlerine gireceklerdir. Kendileri için orada diledikleri her şey vardır. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları böyle mükâfatlandırır. | |||||
| 1422 | Nahl 32. Ayet (16:32:3) | الْمَلٰٓئِكَةُ | الملئكة | l-melâiketu | melekler | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, “Selâm size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete” derler. | |||||
| 1423 | Nahl 33. Ayet (16:33:6) | الْمَلٰٓئِكَةُ | الملئكة | l-melâiketu | meleklerin | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O kâfirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1424 | Nahl 33. Ayet (16:33:17) | ظَلَمَهُمُ | ظلمهم | zalemehumu | onlara zulmetmedi | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O kâfirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1425 | Nahl 33. Ayet (16:33:22) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûn(e) | zulmediyorlardı | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O kâfirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1426 | Nahl 35. Ayet (16:35:32) | الْمُب۪ينُ | المبين | l-mubîn(u) | açıkça | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir. | |||||
| 1427 | Nahl 36. Ayet (16:36:28) | الْمُكَذِّب۪ينَ | المكذبين | l-mukeżżibîn(e) | yalanlayanların | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan[303] kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün. | |||||
| 1428 | Nahl 38. Ayet (16:38:18) | يَعْلَمُونَۙ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 1429 | Nahl 39. Ayet (16:39:6) | وَلِيَعْلَمَ | وليعلم | ve li-ya’leme | ve bilsinler (diye) | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kâfir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler! | |||||
| 1430 | Nahl 41. Ayet (16:41:8) | ظُلِمُوا | ظلموا | zulimû | kendilerine zulmedildikten | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi.. | |||||
| 1431 | Nahl 41. Ayet (16:41:18) | يَعْلَمُونَۙ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilselerdi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi.. | |||||
| 1432 | Nahl 43. Ayet (16:43:15) | تَعْلَمُونَۙ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyorsanız | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.[304] | |||||
| 1433 | Nahl 48. Ayet (16:48:1) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir. | |||||
| 1434 | Nahl 49. Ayet (16:49:11) | وَالْمَلٰٓئِكَةُ | والملئكة | vel-melâiketu | ve meleklerden | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler (boyun eğerler). | |||||
| 1435 | Nahl 55. Ayet (16:55:6) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz! | |||||
| 1436 | Nahl 56. Ayet (16:56:2) | لِمَا | لما | limâ | şeylere | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. | |||||
| 1437 | Nahl 56. Ayet (16:56:4) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bilmedikleri | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. | |||||
| 1438 | Nahl 60. Ayet (16:60:8) | الْمَثَلُ | المثل | l-meśelu | sıfatlar | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü sıfatlar ahirete inanmayanlara aittir. En yüce sıfatlar ise Allah’ındır. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1439 | Nahl 61. Ayet (16:61:5) | بِظُلْمِهِمْ | بظلمهم | bi-zulmihim | yaptıkları (her) haksızlıkla | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. | |||||
| 1440 | Nahl 70. Ayet (16:70:13) | يَعْلَمَ | يعلم | ya’leme | hiçbir şeyi bilmez olsun | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 1441 | Nahl 70. Ayet (16:70:15) | عِلْمٍ | علم | ‘ilmin | bilgiden | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 1442 | Nahl 74. Ayet (16:74:7) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık Allah’a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1443 | Nahl 74. Ayet (16:74:10) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmezsiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık Allah’a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1444 | Nahl 75. Ayet (16:75:27) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 1445 | Nahl 77. Ayet (16:77:9) | كَلَمْحِ | كلمح | ke-lemhi | açıp yumma gibidir | ل م ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet’in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 1446 | Nahl 78. Ayet (16:78:7) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûne | bilmezken | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. | |||||
| 1447 | Nahl 79. Ayet (16:79:1) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökyüzünde Allah’ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları gökte ancak Allah tutar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır. | |||||
| 1448 | Nahl 81. Ayet (16:81:25) | تُسْلِمُونَ | تسلمون | tuslimûn(e) | teslim (müslüman) olursunuz | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor. | |||||
| 1449 | Nahl 82. Ayet (16:82:6) | الْمُب۪ينُ | المبين | l-mubîn(u) | açık bir şekilde | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir. | |||||