"لم" Analizi

Arapça Metin (Harekesiz) ve benzeşen aramasında 3069 sonuç bulundu.
1750 - 1800 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1750 Mü'minûn 107. Ayet (23:107:7) ظَالِمُونَ ظالمون zâlimûn(e) zalimleriz ظ ل م
Diyanet İşleri (Yeni) “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.”
1751 Mü'minûn 108. Ayet (23:108:5) تُكَلِّمُونِ تكلمون tukellimûn(i) bana bir şey söylemeyin ك ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, ”Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!” der.
1752 Mü'minûn 114. Ayet (23:114:9) تَعْلَمُونَ تعلمون ta’lemûn(e) bilseydiniz ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.”
1753 Mü'minûn 116. Ayet (23:116:3) الْمَلِكُ الملك l-meliku mutlak hakim م ل ك
Diyanet İşleri (Yeni) Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O’ndan başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir.
1754 Nûr 2. Ayet (24:2:26) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minler- أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.
1755 Nûr 3. Ayet (24:3:18) الْمُؤْمِن۪ينَ المؤمنين l-mu/minîn(e) mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.
1756 Nûr 4. Ayet (24:4:3) الْمُحْصَنَاتِ المحصنات l-muhsanâti namuslu kadınları ح ص ن
Diyanet İşleri (Yeni) Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.
1757 Nûr 4. Ayet (24:4:5) لَمْ لم lem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.
1758 Nûr 6. Ayet (24:6:4) وَلَمْ ولم velem ve  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) 6,7. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.
1759 Nûr 6. Ayet (24:6:16) لَمِنَ لمن lemine -den olduğuna مِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) 6,7. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.
1760 Nûr 8. Ayet (24:8:10) لَمِنَ لمن lemine -den olduğuna مِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) 8,9. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah’ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır.
1761 Nûr 12. Ayet (24:12:5) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûne inanan erkeklerin أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!
1762 Nûr 12. Ayet (24:12:6) وَالْمُؤْمِنَاتُ والمؤمنات vel-mu/minâtu ve inanan kadınların أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!
1763 Nûr 13. Ayet (24:13:7) لَمْ لم lem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir.
1764 Nûr 14. Ayet (24:14:9) لَمَسَّكُمْ لمسكم lemessekum size mutlaka dokunurdu م س س
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu!
1765 Nûr 15. Ayet (24:15:10) عِلْمٌ علم ‘ilmun bilgi(niz) ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır.
1766 Nûr 16. Ayet (24:16:9) نَتَكَلَّمَ نتكلم netekelleme konuşmamız ك ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım! Bu, çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya!
1767 Nûr 17. Ayet (24:17:5) لِمِثْلِه۪ٓ لمثله li-miślihi böyle bir şeye م ث ل
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.
1768 Nûr 19. Ayet (24:19:17) يَعْلَمُ يعلم ya’lemu bilir ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
1769 Nûr 19. Ayet (24:19:20) تَعْلَمُونَ تعلمون ta’lemûn(e) bilmezsiniz ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
1770 Nûr 21. Ayet (24:21:16) وَالْمُنْكَرِۜ والمنكر vel munker(i) ve kötülüğü ن ك ر
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
1771 Nûr 22. Ayet (24:22:11) وَالْمَسَاك۪ينَ والمساكين vel-mesâkîne ve yoksullara س ك ن
Diyanet İşleri (Yeni) İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
1772 Nûr 22. Ayet (24:22:12) وَالْمُهَاجِر۪ينَ والمهاجرين vel-muhâcirîne ve hicret edenlere ه ج ر
Diyanet İşleri (Yeni) İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
1773 Nûr 23. Ayet (24:23:4) الْمُحْصَنَاتِ المحصنات l-muhsanâti namuslu kadınlara ح ص ن
Diyanet İşleri (Yeni) 23,24. İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mü’min kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır.
1774 Nûr 23. Ayet (24:23:6) الْمُؤْمِنَاتِ المؤمنات l-mu/minâti inanmış kadınlara أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) 23,24. İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mü’min kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır.
1775 Nûr 25. Ayet (24:25:6) وَيَعْلَمُونَ ويعلمون ve ya’lemûne ve onlar bilirler ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir.
1776 Nûr 25. Ayet (24:25:11) الْمُب۪ينُ المبين l-mubîn(u) apaçık ب ي ن
Diyanet İşleri (Yeni) O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir.
1777 Nûr 27. Ayet (24:27:12) وَتُسَلِّمُوا وتسلموا ve tusellimû ve selam verin س ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selâm vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.
1778 Nûr 28. Ayet (24:28:2) لَمْ لم lem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün” denirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
1779 Nûr 29. Ayet (24:29:13) يَعْلَمُ يعلم ya’lemu bilir ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) İçinde size ait bir eşya olan, oturanı bulunmayan evlere girmenizde herhangi bir günah yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
1780 Nûr 30. Ayet (24:30:2) لِلْمُؤْمِن۪ينَ للمؤمنين lil-mu/minîne inanan erkeklere أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
1781 Nûr 31. Ayet (24:31:2) لِلْمُؤْمِنَاتِ للمؤمنات lil-mu/minâti inanan kadınlara أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
1782 Nûr 31. Ayet (24:31:58) لَمْ لم lem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
1783 Nûr 31. Ayet (24:31:66) لِيُعْلَمَ ليعلم li-yu’leme bilinmesi için ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
1784 Nûr 31. Ayet (24:31:76) الْمُؤْمِنُونَ المؤمنون l-mu/minûne mü'minler أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
1785 Nûr 33. Ayet (24:33:19) عَلِمْتُمْ علمتم ‘alimtum bilirseniz ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın.[387] Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
1786 Nûr 34. Ayet (24:34:13) لِلْمُتَّق۪ينَ۟ للمتقين lil-muttekîn(e) muttakiler için و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, biz size açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik.
1787 Nûr 35. Ayet (24:35:10) اَلْمِصْبَاحُ المصباح el-misbâhu lamba ص ب ح
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[388]
1788 Nûr 35. Ayet (24:35:30) لَمْ لم lem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[388]
1789 Nûr 39. Ayet (24:39:12) لَمْ لم lem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kâfir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah’ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir.
1790 Nûr 40. Ayet (24:40:2) كَظُلُمَاتٍ كظلمات ke-zulumâtin karanlıklar gibidir ظ ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Yahut (inkârcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.[389]
1791 Nûr 40. Ayet (24:40:14) ظُلُمَاتٌ ظلمات zulumâtun karanlıklar ظ ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Yahut (inkârcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.[389]
1792 Nûr 40. Ayet (24:40:21) لَمْ لم lem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Yahut (inkârcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.[389]
1793 Nûr 40. Ayet (24:40:25) لَمْ لم lem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Yahut (inkârcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.[389]
1794 Nûr 41. Ayet (24:41:1) اَلَمْ الم elem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.
1795 Nûr 41. Ayet (24:41:15) عَلِمَ علم ‘alime bilir ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.
1796 Nûr 42. Ayet (24:42:7) الْمَص۪يرُ المصير l-masîr(u) dönüş ص ي ر
Diyanet İşleri (Yeni) Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak Allah’adır.
1797 Nûr 43. Ayet (24:43:1) اَلَمْ الم elem  لَمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.
1798 Nûr 47. Ayet (24:47:15) بِالْمُؤْمِن۪ينَ بالمؤمنين bil-mu/minîn(e) inanmış أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) (Münâfıklar), “Allah’a ve peygambere inandık ve itaat ettik” derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Hâlbuki onlar inanmış değillerdir.
1799 Nûr 50. Ayet (24:50:16) الظَّالِمُونَ۟ الظالمون zzâlimûn(e) zalimlerdir ظ ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resûlünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir.