| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 2450 | Mü'min 83. Ayet (40:83:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi. | |||||
| 2451 | Mü'min 83. Ayet (40:83:9) | الْعِلْمِ | العلم | l-’ilmi | bilgi- | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi. | |||||
| 2452 | Mü'min 84. Ayet (40:84:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Azabımızı gördükleri zaman, “Yalnız Allah’a inandık; O’na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik” dediler. | |||||
| 2453 | Mü'min 85. Ayet (40:85:1) | فَلَمْ | فلم | fe-lem | fakat | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar. | |||||
| 2454 | Mü'min 85. Ayet (40:85:5) | لَمَّا | لما | lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar. | |||||
| 2455 | Fussilet 3. Ayet (41:3:7) | يَعْلَمُونَۙ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. | |||||
| 2456 | Fussilet 6. Ayet (41:6:16) | لِلْمُشْرِك۪ينَۙ | للمشركين | lil-muşrikîn(e) | ortak koşanların | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!” | |||||
| 2457 | Fussilet 9. Ayet (41:9:14) | الْعَالَم۪ينَۚ | العالمين | l-’âlemîn(e) | alemlerin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkâr ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.” | |||||
| 2458 | Fussilet 15. Ayet (41:15:13) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı. | |||||
| 2459 | Fussilet 21. Ayet (41:21:3) | لِمَ | لم | lime | niçin? | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar derilerine, “Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?” derler. Derileri de der ki; “Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O’na döndürülüyorsunuz.” | |||||
| 2460 | Fussilet 22. Ayet (41:22:17) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | bilmez | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lâkin, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.” | |||||
| 2461 | Fussilet 24. Ayet (41:24:11) | الْمُعْتَب۪ينَ | المعتبين | l-mu’tebîn(e) | affedilenler- | ع ت ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdi eğer dayanabilirlerse, artık cehennem onların yeridir! Eğer Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işlemeye izin isteseler, onlara izin verilmez. | |||||
| 2462 | Fussilet 30. Ayet (41:30:10) | الْمَلٰٓئِكَةُ | الملئكة | l-melâiketu | melekler | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va’dedilmekte olan cennetle sevinin!” | |||||
| 2463 | Fussilet 33. Ayet (41:33:13) | الْمُسْلِم۪ينَ | المسلمين | l-muslimîn(e) | müslümanlardanım | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir? | |||||
| 2464 | Fussilet 39. Ayet (41:39:10) | الْمَٓاءَ | الماء | l-mâe | suyu | م و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir. | |||||
| 2465 | Fussilet 39. Ayet (41:39:16) | لَمُحْيِ | لمحي | le-muhyî | diriltir | ح ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir. | |||||
| 2466 | Fussilet 39. Ayet (41:39:17) | الْمَوْتٰىۜ | الموتى | l-mevtâ | ölüleri de | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir. | |||||
| 2467 | Fussilet 41. Ayet (41:41:5) | لَمَّا | لما | lemmâ | لَمَّا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o, çok değerli ve sağlam bir kitaptır. | |||||
| 2468 | Fussilet 45. Ayet (41:45:8) | كَلِمَةٌ | كلمة | kelimetun | bir söz | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun! Biz, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik de, onda ayrılığa düşmüşlerdi. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler. | |||||
| 2469 | Fussilet 47. Ayet (41:47:3) | عِلْمُ | علم | ‘ilmu | bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O’na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.” | |||||
| 2470 | Fussilet 47. Ayet (41:47:18) | بِعِلْمِه۪ۜ | بعلمه | bi-’ilmih(i) | O'nun bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O’na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.” | |||||
| 2471 | Fussilet 53. Ayet (41:53:12) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | mi? | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? | |||||
| 2472 | Şûrâ 5. Ayet (42:5:6) | وَالْمَلٰٓئِكَةُ | والملئكة | vel-melâiketu | ve melekler | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Neredeyse gökler (O’nun azametinden) üstlerinden çatlayacaklar. Melekler ise, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 2473 | Şûrâ 5. Ayet (42:5:11) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseler için | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Neredeyse gökler (O’nun azametinden) üstlerinden çatlayacaklar. Melekler ise, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 2474 | Şûrâ 8. Ayet (42:8:13) | وَالظَّالِمُونَ | والظالمون | ve zzâlimûne | zalimlere gelince | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah dileseydi, onları (aynı dine mensup) bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı yoktur. | |||||
| 2475 | Şûrâ 9. Ayet (42:9:11) | الْمَوْتٰىۘ | الموتى | l-mevtâ | ölüleri | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa onlar Allah’tan başka dostlar mı edindiler? Hâlbuki gerçek dost Allah’tır. O, ölüleri diriltir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 2476 | Şûrâ 12. Ayet (42:12:7) | لِمَنْ | لمن | li-men | kimse niçin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Dilediğine rızkı bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 2477 | Şûrâ 13. Ayet (42:13:26) | الْمُشْرِك۪ينَ | المشركين | l-muşrikîne | ortak koşanlara | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslâm dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır. | |||||
| 2478 | Şûrâ 14. Ayet (42:14:8) | الْعِلْمُ | العلم | l-’ilmu | ilim | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab’a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler. | |||||
| 2479 | Şûrâ 14. Ayet (42:14:12) | كَلِمَةٌ | كلمة | kelimetun | sözü | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab’a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler. | |||||
| 2480 | Şûrâ 15. Ayet (42:15:34) | الْمَص۪يرُۜ | المصير | l-masîr(u) | dönüş | ص ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevâ ve heveslerine uyma ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O’nadır.” | |||||
| 2481 | Şûrâ 17. Ayet (42:17:6) | وَالْم۪يزَانَۜ | والميزان | vel-mîzân(e) | ve ölçüyü | و ز ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, hak olarak Kitab’ı ve mizanı[481] indirendir. Sen nereden bileceksin belki de o saat (kıyamet) yakındır. | |||||
| 2482 | Şûrâ 18. Ayet (42:18:11) | وَيَعْلَمُونَ | ويعلمون | ve ya’lemûne | ve bilirler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamete inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise, ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, Kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 2483 | Şûrâ 21. Ayet (42:21:9) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, Allah’ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zâlimler için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 2484 | Şûrâ 21. Ayet (42:21:14) | كَلِمَةُ | كلمة | kelimetu | sözü | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, Allah’ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zâlimler için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 2485 | Şûrâ 21. Ayet (42:21:19) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîne | zalimler (için) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, Allah’ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zâlimler için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 2486 | Şûrâ 22. Ayet (42:22:2) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîne | zalimlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen, zalimlerin yaptıkları şeyler tepelerine inerken bu yüzden korku ile titrediklerini göreceksin. İnanıp yararlı işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu büyük lütuftur. | |||||
| 2487 | Şûrâ 23. Ayet (42:23:16) | الْمَوَدَّةَ | المودة | l-meveddete | arzu ediyorum | و د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu, Allah’ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. | |||||
| 2488 | Şûrâ 24. Ayet (42:24:18) | بِكَلِمَاتِه۪ۜ | بكلماته | bi-kelimâtih(i) | sözleriyle | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa “Yalan uydurup Allah’a iftira etti” mi diyorlar. Eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler. Allah batılı yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanları) hakkıyla bilendir. | |||||
| 2489 | Şûrâ 25. Ayet (42:25:10) | وَيَعْلَمُ | ويعلم | ve ya’lemu | ve bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir. | |||||
| 2490 | Şûrâ 35. Ayet (42:35:1) | وَيَعْلَمَ | ويعلم | ve ya’leme | ve bilsinler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, böyle yapar ki, âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler. | |||||
| 2491 | Şûrâ 40. Ayet (42:40:14) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîn(e) | zalimleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez. | |||||
| 2492 | Şûrâ 41. Ayet (42:41:1) | وَلَمَنِ | ولمن | ve lemeni | ve elbette kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur. | |||||
| 2493 | Şûrâ 41. Ayet (42:41:4) | ظُلْمِه۪ | ظلمه | zulmihi | zulme uğradıktan | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur. | |||||
| 2494 | Şûrâ 42. Ayet (42:42:5) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûne | zulmedenler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 2495 | Şûrâ 43. Ayet (42:43:1) | وَلَمَنْ | ولمن | ve lemen | fakat kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir. | |||||
| 2496 | Şûrâ 43. Ayet (42:43:6) | لَمِنْ | لمن | lemin | şüphesiz | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir. | |||||
| 2497 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:11) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîne | zalimlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 2498 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:12) | لَمَّا | لما | lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 2499 | Şûrâ 45. Ayet (42:45:24) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîne | zalimler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zâlimler, sürekli bir azap içindedirler. | |||||