| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 2850 | Talak 11. Ayet (65:11:13) | الظُّلُمَاتِ | الظلمات | zzulumâti | karanlıklar- | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah’ın apaçık âyetlerini okuyan bir peygamber gönderdi. Kim Allah’a inanır ve salih bir amel işlerse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir. | |||||
| 2851 | Talak 12. Ayet (65:12:12) | لِتَعْلَمُٓوا | لتعلموا | li-ta’lemû | bilesiniz diye | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz. | |||||
| 2852 | Talak 12. Ayet (65:12:25) | عِلْمًا | علما | ‘ilmâ(n) | bilgice | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz. | |||||
| 2853 | Tahrim 1. Ayet (66:1:4) | لِمَ | لم | lime | niçin? | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 2854 | Tahrim 3. Ayet (66:3:8) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi. | |||||
| 2855 | Tahrim 3. Ayet (66:3:19) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi. | |||||
| 2856 | Tahrim 4. Ayet (66:4:17) | الْمُؤْمِن۪ينَۚ | المؤمنين | l-mu/minîn(e) | mü'minlerin | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey peygamber’in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü’minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar. | |||||
| 2857 | Tahrim 4. Ayet (66:4:18) | وَالْمَلٰٓئِكَةُ | والملئكة | vel-melâiketu | ve melekler | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey peygamber’in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü’minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar. | |||||
| 2858 | Tahrim 5. Ayet (66:5:10) | مُسْلِمَاتٍ | مسلمات | muslimâtin | (kendisini Allah'a) teslim eden | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir. | |||||
| 2859 | Tahrim 9. Ayet (66:9:6) | وَالْمُنَافِق۪ينَ | والمنافقين | vel-munâfikîne | ve münafıklarla | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası! | |||||
| 2860 | Tahrim 9. Ayet (66:9:12) | الْمَص۪يرُ | المصير | l-masîr(u) | varılacak yerdir | ص ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası! | |||||
| 2861 | Tahrim 10. Ayet (66:10:17) | فَلَمْ | فلم | felem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi. | |||||
| 2862 | Tahrim 11. Ayet (66:11:24) | الظَّالِم۪ينَۙ | الظالمين | zzâlimîn(e) | zalimler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti. | |||||
| 2863 | Tahrim 12. Ayet (66:12:12) | بِكَلِمَاتِ | بكلمات | bi-kelimâti | kelimelerini | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi. | |||||
| 2864 | Mülk 1. Ayet (67:1:4) | الْمُلْكُۘ | الملك | l-mulku | mülk | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 2865 | Mülk 2. Ayet (67:2:3) | الْمَوْتَ | الموت | l-mevte | ölümü | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. | |||||
| 2866 | Mülk 6. Ayet (67:6:7) | الْمَص۪يرُ | المصير | l-masîr(u) | gidilecek sonuçtur | ص ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası! | |||||
| 2867 | Mülk 8. Ayet (67:8:5) | كُلَّمَٓا | كلما | kullemâ | her biri | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar. | |||||
| 2868 | Mülk 8. Ayet (67:8:11) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar. | |||||
| 2869 | Mülk 14. Ayet (67:14:2) | يَعْلَمُ | يعلم | ya’lemu | bilmez mi? | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır. | |||||
| 2870 | Mülk 17. Ayet (67:17:10) | فَسَتَعْلَمُونَ | فستعلمون | fe-seta’lemûne | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut göktekinin, üzerinize taş yağdıran rüzgâr göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? O zaman, uyarım nasılmış bileceksiniz! | |||||
| 2871 | Mülk 19. Ayet (67:19:1) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir. | |||||
| 2872 | Mülk 26. Ayet (67:26:3) | الْعِلْمُ | العلم | l-’ilmu | bilgi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.” | |||||
| 2873 | Mülk 27. Ayet (67:27:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu (azabı) yakından gördükleri zaman inkâr edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara, “İşte bu, (alaylı bir biçimde) isteyip durduğunuz şeydir” denir. | |||||
| 2874 | Mülk 29. Ayet (67:29:8) | فَسَتَعْلَمُونَ | فستعلمون | feseta’lemûne | yakında bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “O, Rahmân’dır. O’na iman ettik, yalnızca O’na tevekkül ettik. Siz, kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!” | |||||
| 2875 | Kalem 1. Ayet (68:1:2) | وَالْقَلَمِ | والقلم | vel-kalemi | kaleme andolsun | ق ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. Nûn.[553] (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin. | |||||
| 2876 | Kalem 6. Ayet (68:6:2) | الْمَفْتُونُ | المفتون | l-meftûn(u) | fitnelenmiştir | ف ت ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 5,6. Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. | |||||
| 2877 | Kalem 7. Ayet (68:7:4) | اَعْلَمُ | اعلم | a’lemu | en iyi bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir. | |||||
| 2878 | Kalem 7. Ayet (68:7:10) | اَعْلَمُ | اعلم | a’lemu | en iyi bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir. | |||||
| 2879 | Kalem 7. Ayet (68:7:11) | بِالْمُهْتَد۪ينَ | بالمهتدين | bil-muhtedîn(e) | doğru yoldadır | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir. | |||||
| 2880 | Kalem 8. Ayet (68:8:3) | الْمُكَذِّب۪ينَ | المكذبين | l-mukeżżibîn(e) | yalanlayanlara | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde yalanlayanlara boyun eğme. | |||||
| 2881 | Kalem 26. Ayet (68:26:1) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler. | |||||
| 2882 | Kalem 28. Ayet (68:28:3) | اَلَمْ | الم | elem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi. | |||||
| 2883 | Kalem 29. Ayet (68:29:6) | ظَالِم۪ينَ | ظالمين | zâlimîn(e) | zulmedenlermişiz | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz” dediler. | |||||
| 2884 | Kalem 33. Ayet (68:33:8) | يَعْلَمُونَ۟ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilseler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi! | |||||
| 2885 | Kalem 34. Ayet (68:34:2) | لِلْمُتَّق۪ينَ | للمتقين | lil-muttekîne | muttakiler için vardır | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır. | |||||
| 2886 | Kalem 35. Ayet (68:35:2) | الْمُسْلِم۪ينَ | المسلمين | l-muslimîne | müslümanları | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız? | |||||
| 2887 | Kalem 35. Ayet (68:35:3) | كَالْمُجْرِم۪ينَۜ | كالمجرمين | kel-mucrimîn(e) | suçlular gibi | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız? | |||||
| 2888 | Kalem 38. Ayet (68:38:4) | لَمَا | لما | lemâ | her şey | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onda, “Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir” (diye mi yazılı?) | |||||
| 2889 | Kalem 39. Ayet (68:39:11) | لَمَا | لما | lemâ | ne | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız? | |||||
| 2890 | Kalem 43. Ayet (68:43:11) | سَالِمُونَ | سالمون | sâlimûn(e) | sağlam iken | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 42,43. Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir hâlde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Hâlbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı. | |||||
| 2891 | Kalem 44. Ayet (68:44:10) | يَعْلَمُونَۙ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmedikleri | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâka yaklaştıracağız. | |||||
| 2892 | Kalem 51. Ayet (68:51:7) | لَمَّا | لما | lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) “Hiç şüphe yok o bir delidir” diyorlar. | |||||
| 2893 | Kalem 51. Ayet (68:51:12) | لَمَجْنُونٌۢ | لمجنون | le-mecnûn(un) | mecnundur | ج ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) “Hiç şüphe yok o bir delidir” diyorlar. | |||||
| 2894 | Kalem 52. Ayet (68:52:5) | لِلْعَالَم۪ينَ | للعالمين | lil-’âlemîn(e) | alemler için | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlbuki o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür. | |||||
| 2895 | Hâkka 9. Ayet (69:9:5) | وَالْمُؤْتَفِكَاتُ | والمؤتفكات | vel-mu/tefikâtu | ve altüst olmuş kentler | أ ف ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lût kavmi) hep o suçu işlediler. | |||||
| 2896 | Hâkka 11. Ayet (69:11:2) | لَمَّا | لما | lemmâ | لَمَّا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 11,12. Şüphesiz, (Nûh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin. | |||||
| 2897 | Hâkka 11. Ayet (69:11:4) | الْمَٓاءُ | الماء | l-mâu | su(lar) | م و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 11,12. Şüphesiz, (Nûh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin. | |||||
| 2898 | Hâkka 17. Ayet (69:17:1) | وَالْمَلَكُ | والملك | vel-meleku | ve melekler de | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş’ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır. | |||||
| 2899 | Hâkka 25. Ayet (69:25:9) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: “Keşke kitabım bana verilmeseydi.” | |||||