| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 400 | Âl-i İmran 125. Ayet (3:125:14) | الْمَلٰٓئِكَةِ | الملئكة | l-melâiketi | melekle | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder. | |||||
| 401 | Âl-i İmran 128. Ayet (3:128:12) | ظَالِمُونَ | ظالمون | zâlimûn(e) | zalimlerdir | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder. | |||||
| 402 | Âl-i İmran 129. Ayet (3:129:9) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 403 | Âl-i İmran 133. Ayet (3:133:11) | لِلْمُتَّق۪ينَۙ | للمتقين | lil-muttekîn(e) | korunanlar için | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun. | |||||
| 404 | Âl-i İmran 134. Ayet (3:134:13) | الْمُحْسِن۪ينَۚ | المحسنين | l-muhsinîn(e) | güzel davrananları | ح س ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever. | |||||
| 405 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:6) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | zulmettikleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 406 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:17) | وَلَمْ | ولم | velem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 407 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:23) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bile bile | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 408 | Âl-i İmran 137. Ayet (3:137:13) | الْمُكَذِّب۪ينَ | المكذبين | l-mukeżżibîn(e) | yalanlayıcıların | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün. | |||||
| 409 | Âl-i İmran 138. Ayet (3:138:6) | لِلْمُتَّق۪ينَ | للمتقين | lil-muttekîn(e) | korunanlara | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür. | |||||
| 410 | Âl-i İmran 140. Ayet (3:140:14) | وَلِيَعْلَمَ | وليعلم | ve liya’lema | (bu) bilmesi içindir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez. | |||||
| 411 | Âl-i İmran 140. Ayet (3:140:24) | الظَّالِم۪ينَۙ | الظالمين | zzâlimîn(e) | zalimleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez. | |||||
| 412 | Âl-i İmran 142. Ayet (3:142:6) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | لَمَّا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? | |||||
| 413 | Âl-i İmran 142. Ayet (3:142:7) | يَعْلَمِ | يعلم | ya’lemi | bilmeden | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? | |||||
| 414 | Âl-i İmran 142. Ayet (3:142:12) | وَيَعْلَمَ | ويعلم | ve ya’leme | (sınayıp) bilmeden | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? | |||||
| 415 | Âl-i İmran 143. Ayet (3:143:4) | الْمَوْتَ | الموت | l-mevte | ölümü | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz. | |||||
| 416 | Âl-i İmran 146. Ayet (3:146:10) | لِمَٓا | لما | limâ | şeylerden | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever. | |||||
| 417 | Âl-i İmran 148. Ayet (3:148:10) | الْمُحْسِن۪ينَ۟ | المحسنين | l-muhsinîn(e) | güzel davrananları | ح س ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever. | |||||
| 418 | Âl-i İmran 151. Ayet (3:151:11) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür. | |||||
| 419 | Âl-i İmran 151. Ayet (3:151:19) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîn(e) | zalimlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür. | |||||
| 420 | Âl-i İmran 152. Ayet (3:152:40) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîn(e) | mü'minlere | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır. | |||||
| 421 | Âl-i İmran 157. Ayet (3:157:8) | لَمَغْفِرَةٌ | لمغفرة | le-maġfiratun | bağışlaması vardır | غ ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır. | |||||
| 422 | Âl-i İmran 159. Ayet (3:159:30) | الْمُتَوَكِّل۪ينَ | المتوكلين | l-mutevekkilîn(e) | kendine dayanıp güvenenleri | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. | |||||
| 423 | Âl-i İmran 160. Ayet (3:160:18) | الْمُؤْمِنُونَ | المؤمنون | l-mu/minûn(e) | Mü'minler | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler. | |||||
| 424 | Âl-i İmran 161. Ayet (3:161:21) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûn(e) | hiçbir haksızlığa uğratılmazlar | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir. | |||||
| 425 | Âl-i İmran 162. Ayet (3:162:13) | الْمَص۪يرُ | المصير | l-masîr(u) | sonuçtur orası | ص ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir! | |||||
| 426 | Âl-i İmran 164. Ayet (3:164:5) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | mü'minlere | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler. | |||||
| 427 | Âl-i İmran 164. Ayet (3:164:16) | وَيُعَلِّمُهُمُ | ويعلمهم | ve yu’allimuhumu | ve kendilerine öğreten | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler. | |||||
| 428 | Âl-i İmran 165. Ayet (3:165:1) | اَوَلَمَّٓا | اولما | eve-lemmâ | için mi? | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter. | |||||
| 429 | Âl-i İmran 166. Ayet (3:166:8) | وَلِيَعْلَمَ | وليعلم | ve liya’leme | ve bilmesi içindir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir. | |||||
| 430 | Âl-i İmran 166. Ayet (3:166:9) | الْمُؤْمِن۪ينَۙ | المؤمنين | l-mu/minîn(e) | inananları | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir. | |||||
| 431 | Âl-i İmran 167. Ayet (3:167:1) | وَلِيَعْلَمَ | وليعلم | ve liya’leme | ve bilmesi içindir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir. | |||||
| 432 | Âl-i İmran 167. Ayet (3:167:15) | نَعْلَمُ | نعلم | na’lemu | bilseydik | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir. | |||||
| 433 | Âl-i İmran 167. Ayet (3:167:31) | اَعْلَمُ | اعلم | a’lemu | çok iyi bilmektedir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir. | |||||
| 434 | Âl-i İmran 168. Ayet (3:168:13) | الْمَوْتَ | الموت | l-mevte | ölümü | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Onlar), kendileri oturup kaldıkları hâlde kardeşleri için, “Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi” diyen kimselerdir. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden ölümü savın.” | |||||
| 435 | Âl-i İmran 170. Ayet (3:170:9) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 169,170. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. | |||||
| 436 | Âl-i İmran 171. Ayet (3:171:11) | الْمُؤْمِن۪ينَۚۛ۟ | المؤمنين | l-mu/minîn(e) | mü'minlerin | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler. | |||||
| 437 | Âl-i İmran 174. Ayet (3:174:6) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 438 | Âl-i İmran 179. Ayet (3:179:5) | الْمُؤْمِن۪ينَ | المؤمنين | l-mu/minîne | mü'minleri | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 439 | Âl-i İmran 183. Ayet (3:183:24) | فَلِمَ | فلم | felime | niçin | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?” | |||||
| 440 | Âl-i İmran 184. Ayet (3:184:12) | الْمُن۪يرِ | المنير | l-munîr(i) | aydınlatıcı | ن و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık delilleri, hikmetli sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.[103] | |||||
| 441 | Âl-i İmran 185. Ayet (3:185:4) | الْمَوْتِۜ | الموت | l-mevt(i) | ölümü | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. | |||||
| 442 | Âl-i İmran 188. Ayet (3:188:11) | لَمْ | لم | lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmeyi seven kimselerin, sakın azaptan kurtulacaklarını sanma. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 443 | Âl-i İmran 192. Ayet (3:192:9) | لِلظَّالِم۪ينَ | للظالمين | li-zzâlimîne | zalimlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.” | |||||
| 444 | Âl-i İmran 194. Ayet (3:194:14) | الْم۪يعَادَ | الميعاد | l-mî’âd(e) | verdiğin sözden | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.” | |||||
| 445 | Âl-i İmran 197. Ayet (3:197:7) | الْمِهَادُ | المهاد | l-mihâd(u) | yataktır (orası) | م ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Onların bu refahı) az bir yararlanmadır. Sonra onların barınağı cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası! | |||||
| 446 | Âl-i İmran 199. Ayet (3:199:5) | لَمَنْ | لمن | lemen | öyleleri var ki | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allah’a derinden saygı duyarak inanırlar. Allah’ın âyetlerini az bir değere satmazlar. Onlar var ya, işte onların, Rableri katında mükâfatları vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 447 | Nisâ 6. Ayet (4:6:28) | بِالْمَعْرُوفِۜ | بالمعروف | bil-ma’rûf(i) | uygun şekilde | ع ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter. | |||||
| 448 | Nisâ 8. Ayet (4:8:7) | وَالْمَسَاك۪ينُ | والمساكين | vel-mesâkînu | ve yoksullar | س ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin. | |||||
| 449 | Nisâ 10. Ayet (4:10:6) | ظُلْمًا | ظلما | zulmen | zulüm ile | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir. | |||||