| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 36. Ayet (2:36:1) | فَاَزَلَّهُمَا | فازلهما | fe-ezellehumâ | onlar(ın ayağın)ı kaydırdı | ز ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik. | |||||
| 2 | Nisâ 176. Ayet (4:176:29) | فَلَهُمَا | فلهما | fe-lehumâ | onlarındır | فَلَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 3 | A'raf 20. Ayet (7:20:2) | لَهُمَا | لهما | lehumâ | onlara | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” | |||||
| 4 | A'raf 20. Ayet (7:20:5) | لَهُمَا | لهما | lehumâ | kendilerine | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” | |||||
| 5 | A'raf 22. Ayet (7:22:7) | لَهُمَا | لهما | lehumâ | kendilerine | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. | |||||
| 6 | İsrâ 23. Ayet (17:23:18) | لَهُمَٓا | لهما | lehumâ | onlara | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. | |||||
| 7 | İsrâ 23. Ayet (17:23:23) | لَهُمَا | لهما | lehumâ | onlara | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. | |||||
| 8 | İsrâ 24. Ayet (17:24:2) | لَهُمَا | لهما | lehumâ | onlara | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” | |||||
| 9 | Kehf 33. Ayet (18:33:10) | خِلَالَهُمَا | خلالهما | ḣilâlehumâ | aralarından | خ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık. | |||||
| 10 | Kehf 81. Ayet (18:81:3) | يُبْدِلَهُمَا | يبدلهما | yubdilehumâ | onun yerine versin | ب د ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.” | |||||
| 11 | Kehf 82. Ayet (18:82:11) | لَهُمَا | لهما | lehumâ | onlara ait | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” | |||||
| 12 | Tâhâ 121. Ayet (20:121:4) | لَهُمَا | لهما | lehumâ | kendilerine | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı. | |||||
| 13 | Kasas 19. Ayet (28:19:9) | لَهُمَاۙ | لهما | lehumâ | ikisine de | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun” dedi. | |||||
| 14 | Kasas 24. Ayet (28:24:2) | لَهُمَا | لهما | lehumâ | onlarınkini | لَهُمَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi. | |||||
| 15 | Fussilet 29. Ayet (41:29:11) | نَجْعَلْهُمَا | نجعلهما | nec’alhumâ | onları alalım | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ateşe giren) inkârcılar şöyle derler: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan olsunlar.” | |||||