| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Yâsîn 64. Ayet (36:64:1) | اِصْلَوْهَا | اصلوها | islevhâ | oraya girin | ص ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İnkâr ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!” | |||||
| 2 | Tûr 16. Ayet (52:16:1) | اِصْلَوْهَا | اصلوها | islevhâ | girin ona | ص ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Girin oraya. İster dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Size ancak yapmakta olduğunuzun karşılığı veriliyor.” | |||||
| 3 | Âl-i İmran 139. Ayet (3:139:6) | الْاَعْلَوْنَ | الاعلون | l-a’levne | üstün geleceksiniz | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz. | |||||
| 4 | Muhammed 35. Ayet (47:35:7) | الْاَعْلَوْنَۗ | الاعلون | l-a’levne | galip durumda | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sakın za’f göstermeyin. Üstün olduğunuz hâlde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir. | |||||
| 5 | Bakara 170. Ayet (2:170:15) | اَوَلَوْ | اولو | evelev | -da mı? | لَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?[45] | |||||
| 6 | Mâide 104. Ayet (5:104:17) | اَوَلَوْ | اولو | evelev | olsa da mı? | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı? | |||||
| 7 | A'raf 88. Ayet (7:88:20) | اَوَلَوْ | اولو | evelev | bile mi? | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 8 | Şu'arâ 30. Ayet (26:30:2) | اَوَلَوْ | اولو | evelev | لَو | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi. | |||||
| 9 | Lokman 21. Ayet (31:21:15) | اَوَلَوْ | اولو | evelev | şayet | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman, “Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Şeytan, kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı? | |||||
| 10 | Zümer 43. Ayet (39:43:8) | اَوَلَوْ | اولو | evelev | bile mi? | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?” | |||||
| 11 | Zuhruf 24. Ayet (43:24:2) | اَوَلَوْ | اولو | evelev | şayet | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Gönderilen uyarıcı,) “Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlar, “Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz” dediler. | |||||
| 12 | Kalem 17. Ayet (68:17:4) | بَلَوْنَٓا | بلونا | belevnâ | bela verdiğimiz | ب ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkârcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi. | |||||
| 13 | Kalem 17. Ayet (68:17:2) | بَلَوْنَاهُمْ | بلوناهم | belevnâhum | bunlara da bela verdik | ب ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkârcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi. | |||||
| 14 | Âl-i İmran 61. Ayet (3:61:11) | تَعَالَوْا | تعالوا | te’âlev | gelin | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.”[92] | |||||
| 15 | Âl-i İmran 64. Ayet (3:64:5) | تَعَالَوْا | تعالوا | te’âlev | gelin | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.”[93] | |||||
| 16 | Âl-i İmran 167. Ayet (3:167:6) | تَعَالَوْا | تعالوا | te’âlev | gelin | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir. | |||||
| 17 | Nisâ 61. Ayet (4:61:4) | تَعَالَوْا | تعالوا | te’âlev | gelin | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün. | |||||
| 18 | Mâide 104. Ayet (5:104:4) | تَعَالَوْا | تعالوا | te’âlev | gelin | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı? | |||||
| 19 | En'am 151. Ayet (6:151:2) | تَعَالَوْا | تعالوا | te’âlev | gelin | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın.[203] Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin.[204] İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” | |||||
| 20 | Münafikun 5. Ayet (63:5:4) | تَعَالَوْا | تعالوا | te’âlev | gelin | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O münafıklara, “Gelin, Allah’ın Resûlü sizin için bağışlama dilesin” denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün. | |||||
| 21 | Yunus 16. Ayet (10:16:0) | تَلَوْتُهُ | تلوته | televtuhu | bunu okumazdım | ت ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur’an’ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?” | |||||
| 22 | Bakara 14. Ayet (2:14:8) | خَلَوْا | خلوا | ḣalev | yalnız kaldıkları | خ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. | |||||
| 23 | Bakara 214. Ayet (2:214:10) | خَلَوْا | خلوا | ḣalev | geçenlerin | خ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır. | |||||
| 24 | Âl-i İmran 119. Ayet (3:119:15) | خَلَوْا | خلوا | ḣalev | yalnız kaldıkları | خ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir. | |||||
| 25 | Yunus 102. Ayet (10:102:0) | خَلَوْا | خلوا | ḣalev | geçmiş olanların | خ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.” | |||||
| 26 | Nûr 34. Ayet (24:34:9) | خَلَوْا | خلوا | ḣalev | gelip geçen | خ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz size açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik. | |||||
| 27 | Ahzab 38. Ayet (33:38:15) | خَلَوْا | خلوا | ḣalev | geçenler | خ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, kendisine farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi konusunda peygambere bir darlık yoktur. Daha önce gelip geçen peygamberler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür. | |||||
| 28 | Ahzab 62. Ayet (33:62:5) | خَلَوْا | خلوا | ḣalev | geçen(millet)ler | خ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın. | |||||
| 29 | İsrâ 7. Ayet (17:7:22) | عَلَوْا | علوا | ‘alev | ele geçirdikleri | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.) | |||||
| 30 | En'am 149. Ayet (6:149:5) | فَلَوْ | فلو | felev | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”[202] | |||||
| 31 | Şu'arâ 102. Ayet (26:102:1) | فَلَوْ | فلو | fe-lev | ah keşke | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.” | |||||
| 32 | Muhammed 21. Ayet (47:21:7) | فَلَوْ | فلو | felev | şayet | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah’a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu. | |||||
| 33 | Bakara 64. Ayet (2:64:6) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | eğer olmasaydı | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhâlde ziyana uğrayanlardan olurdunuz. | |||||
| 34 | En'am 43. Ayet (6:43:1) | فَلَوْلَٓا | فلولا | fe-levlâ | hiç olmazsa | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti. | |||||
| 35 | Tevbe 122. Ayet (9:122:0) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | gerekmez mi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.[265] | |||||
| 36 | Yunus 98. Ayet (10:98:0) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | bulunsaydı ya! | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık. | |||||
| 37 | Hûd 116. Ayet (11:116:1) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | değil miydi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular. | |||||
| 38 | Sâffât 143. Ayet (37:143:1) | فَلَوْلَٓا | فلولا | fe-levlâ | eğer | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 143,144. Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı. | |||||
| 39 | Zuhruf 53. Ayet (43:53:1) | فَلَوْلَٓا | فلولا | fe-levlâ | değil miydi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?” | |||||
| 40 | Ahkaf 28. Ayet (46:28:1) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | olmaz mıydı? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı bırakıp O’na yakınlık sağlamaları için edindikleri ilâhlar kendilerine yardım etseydi ya!? Aksine onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanı ve uydurmakta oldukları şeydir. | |||||
| 41 | Vâkı'a 57. Ayet (56:57:3) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | gerekmez mi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz? | |||||
| 42 | Vâkı'a 62. Ayet (56:62:5) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | -mısınız? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O hâlde düşünseniz ya! | |||||
| 43 | Vâkı'a 70. Ayet (56:70:5) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | -misiniz? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dileseydik onu acı bir su yapardık. O hâlde şükretseydiniz ya!. | |||||
| 44 | Vâkı'a 83. Ayet (56:83:1) | فَلَوْلَٓا | فلولا | fe-levlâ | ya ? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! | |||||
| 45 | Vâkı'a 86. Ayet (56:86:1) | فَلَوْلَٓا | فلولا | fe-levlâ | لَوْلَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 86,87. Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize! | |||||
| 46 | Bakara 96. Ayet (2:96:11) | لَوْ | لو | lev | olsa | لَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Hâlbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah, onların bütün işlediklerini görür. | |||||
| 47 | Bakara 102. Ayet (2:102:72) | لَوْ | لو | lev | keşke | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 48 | Bakara 103. Ayet (2:103:10) | لَوْ | لو | lev | keşke | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi! | |||||
| 49 | Bakara 109. Ayet (2:109:6) | لَوْ | لو | lev | şayet | لَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir. | |||||
| 50 | Bakara 167. Ayet (2:167:4) | لَوْ | لو | lev | keşke | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir dönüşümüz olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir. | |||||