| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 14. Ayet (2:14:13) | مَعَكُمْۙ | معكم | me’akum | sizinle beraberiz | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. | |||||
| 2 | Bakara 41. Ayet (2:41:6) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizin yanınızda | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının. | |||||
| 3 | Âl-i İmran 81. Ayet (3:81:16) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | yanınızda | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 81. Ayet (3:81:31) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti. | |||||
| 5 | Nisâ 47. Ayet (4:47:11) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | yanınızdakini | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey kendilerine kitap verilenler! Birtakım yüzleri silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını[120] lânetlediğimiz gibi onları lânetlemeden, yanınızda bulunanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur’an’a) iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir. | |||||
| 6 | Nisâ 102. Ayet (4:102:10) | مَعَكَ | معك | me’ake | seninle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[130] | |||||
| 7 | Nisâ 102. Ayet (4:102:24) | مَعَكَ | معك | me’ake | seninle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[130] | |||||
| 8 | Nisâ 141. Ayet (4:141:13) | مَعَكُمْۘ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir. | |||||
| 9 | Mâide 12. Ayet (5:12:15) | مَعَكُمْۜ | معكم | me’akum | sizinle beraberim | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.” | |||||
| 10 | Mâide 53. Ayet (5:53:11) | لَمَعَكُمْۜ | لمعكم | leme’akum | sizinle beraber olduklarına | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O zaman) iman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır. | |||||
| 11 | En'am 46. Ayet (6:46:6) | سَمْعَكُمْ | سمعكم | sem’akum | işitme(duyu)nuzu | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar? | |||||
| 12 | En'am 94. Ayet (6:94:15) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | yanınızda | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 13 | A'raf 48. Ayet (7:48:11) | جَمْعُكُمْ | جمعكم | cem’ukum | topluluğunuzun | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | A’râftakiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara da seslenir ve şöyle derler: “Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!” | |||||
| 14 | A'raf 71. Ayet (7:71:23) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hûd, “Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah’ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” dedi. | |||||
| 15 | A'raf 88. Ayet (7:88:12) | مَعَكَ | معك | me’ake | seninle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 16 | A'raf 134. Ayet (7:134:21) | مَعَكَ | معك | me’ake | seninle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerlerine azap çökünce, “Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz” dediler. | |||||
| 17 | Enfal 12. Ayet (8:12:0) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraberim | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu. | |||||
| 18 | Enfal 75. Ayet (8:75:0) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Allah’ın kitabınca, kan akrabaları birbirlerine (varis olmaya) daha lâyıktırlar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir. | |||||
| 19 | Tevbe 42. Ayet (9:42:0) | مَعَكُمْۚ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. | |||||
| 20 | Tevbe 52. Ayet (9:52:0) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.” | |||||
| 21 | Yunus 20. Ayet (10:20:0) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle birlikte | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!” | |||||
| 22 | Yunus 102. Ayet (10:102:0) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle birlikte | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.” | |||||
| 23 | Hûd 48. Ayet (11:48:12) | مَعَكَۜ | معك | me’ak(e) | seninle birlikte | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.” | |||||
| 24 | Hûd 93. Ayet (11:93:19) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle birlikte | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum.” | |||||
| 25 | Hûd 112. Ayet (11:112:6) | مَعَكَ | معك | me’ake | seninle birlikte | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür. | |||||
| 26 | Yusuf 66. Ayet (12:66:4) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babaları, “Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız hariç, onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim” dedi. Ona güvencelerini verdiklerinde, “Allah söylediklerimize vekildir” dedi. | |||||
| 27 | Tâhâ 46. Ayet (20:46:5) | مَعَكُمَٓا | معكما | me’akumâ | sizinle beraberim | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.” | |||||
| 28 | Mü'minûn 28. Ayet (23:28:5) | مَعَكَ | معك | me’ake | yanındaki | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” de. | |||||
| 29 | Şu'arâ 15. Ayet (26:15:6) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraberiz | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah dedi ki, “Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.” | |||||
| 30 | Neml 47. Ayet (27:47:5) | مَعَكَۜ | معك | me’ak(e) | seninle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler. Salih, “Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katında(yazılı)dır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz” dedi. | |||||
| 31 | Kasas 57. Ayet (28:57:5) | مَعَكَ | معك | me’ake | seninle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız” dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 32 | Ankebut 10. Ayet (29:10:24) | مَعَكُمْۜ | معكم | me’akum | sizinle beraberdik | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir? | |||||
| 33 | Ahzab 50. Ayet (33:50:28) | مَعَكَۘ | معك | me’ake | seninle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 34 | Yâsîn 19. Ayet (36:19:3) | مَعَكُمْۜ | معكم | me’akum | sizin kendinizdedir | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçiler de, “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz” dediler. | |||||
| 35 | Sâd 59. Ayet (38:59:4) | مَعَكُمْۚ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kendi aralarında şöyle derler:) “İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir.” | |||||
| 36 | Fussilet 22. Ayet (41:22:7) | سَمْعُكُمْ | سمعكم | sem’ukum | kulaklarınızın | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lâkin, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.” | |||||
| 37 | Câsiye 26. Ayet (45:26:7) | يَجْمَعُكُمْ | يجمعكم | yecme’ukum | sizi toplayıp getirecektir | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan Kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler.” | |||||
| 38 | Muhammed 35. Ayet (47:35:9) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraberdir | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sakın za’f göstermeyin. Üstün olduğunuz hâlde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir. | |||||
| 39 | Fetih 25. Ayet (48:25:9) | مَعْكُوفًا | معكوفا | ma’kûfen | bekletilen | ع ك ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, inkâr edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah, Mekke’ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkârcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık. | |||||
| 40 | Tûr 31. Ayet (52:31:4) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara de ki: “Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” | |||||
| 41 | Hadîd 4. Ayet (57:4:29) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraberdir | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökleri ve yeri altı günde (altı evrede) yaratan, sonra Arş’a[525] kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 42 | Hadîd 14. Ayet (57:14:4) | مَعَكُمْۜ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Münafıklar) mü’minlere şöyle seslenirler: “Biz de (dünyada) sizinle beraber değil miydik?” (Mü’minler de) derler ki: “Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gelmesini gözlediniz, şüphe ettiniz. Allah’ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı (şeytan) Allah hakkında da sizi aldattı.” | |||||
| 43 | Haşr 11. Ayet (59:11:16) | مَعَكُمْ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden o inkâr eden kardeşlerine, “Yemin ederiz ki, siz (Medine’den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz” diyerek münafıklık yapanlara bakmaz mısın? Hâlbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. | |||||
| 44 | Teğabun 9. Ayet (64:9:2) | يَجْمَعُكُمْ | يجمعكم | yecme’ukum | sizi topladığı | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Toplanma vakti için Allah'ın sizi toplayacağı günü düşün. O gün aldanışın ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah'a inanır ve salih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu içinden ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 45 | Müzzemmil 20. Ayet (73:20:15) | مَعَكَۜ | معك | me’ak(e) | seninle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||