"م ت ع" Analizi

Kelime Kökü ve benzeşen aramasında 70 sonuç bulundu.
1 - 50 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1 Bakara 36. Ayet (2:36:17) وَمَتَاعٌ ومتاع ve metâ’un ve nimet م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.
2 Bakara 126. Ayet (2:126:22) فَاُمَتِّعُهُ فامتعه fe-umetti’uhu onu geçindiririm م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Hani İbrahim, “Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır” demişti. Allah da, “İnkâr edeni bile az bir süre, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!” demişti.
3 Bakara 196. Ayet (2:196:37) تَمَتَّعَ تمتع temette’a faydalanmak isteyen م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.
4 Bakara 236. Ayet (2:236:14) وَمَتِّعُوهُنَّۚ ومتعوهن ve metti’ûhunne ve onları faydalandırsın م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine el sürmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. (Bu durumda) -eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak müt’a[66] verin. Bu, iyilik yapanlar üzerinde bir borçtur.
5 Bakara 236. Ayet (2:236:21) مَتَاعًا متاعا metâ’en bir geçimlikle م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine el sürmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. (Bu durumda) -eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak müt’a[66] verin. Bu, iyilik yapanlar üzerinde bir borçtur.
6 Bakara 240. Ayet (2:240:8) مَتَاعًا متاعا metâ’en geçimlerinin sağlanmasını م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların meşru biçimde kendileri ile ilgili olarak işlediklerinden dolayı size bir günah yoktur. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
7 Bakara 241. Ayet (2:241:2) مَتَاعٌ متاع metâ’un geçimlerini sağlamak م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların hakkıdır. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir borçtur.
8 Âl-i İmran 14. Ayet (3:14:18) مَتَاعُ متاع metâ’u geçimidir م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
9 Âl-i İmran 185. Ayet (3:185:22) مَتَاعُ متاع metâ’u zevkten م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
10 Âl-i İmran 197. Ayet (3:197:1) مَتَاعٌ متاع metâ’un bir geçimdir م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) (Onların bu refahı) az bir yararlanmadır. Sonra onların barınağı cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!
11 Nisâ 24. Ayet (4:24:23) اسْتَمْتَعْتُمْ استمتعتم stemta’tum yararlanmanıza karşılık م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
12 Nisâ 77. Ayet (4:77:39) مَتَاعُ متاع metâ’u geçimi م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.”
13 Nisâ 102. Ayet (4:102:35) وَاَمْتِعَتِكُمْ وامتعتكم ve emti’atikum ve eşyanızdan م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[130]
14 Mâide 96. Ayet (5:96:6) مَتَاعًا متاعا metâ’en geçimlik olarak م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
15 En'am 128. Ayet (6:128:16) اسْتَمْتَعَ استمتع stemte’a yararlandık م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
16 A'raf 24. Ayet (7:24:10) وَمَتَاعٌ ومتاع ve metâ’un ve geçinme م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.”
17 Tevbe 38. Ayet (9:38:0) مَتَاعُ متاع metâ’u geçimi م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.
18 Tevbe 69. Ayet (9:69:0) فَاسْتَمْتَعُوا فاستمتعوا fe-stemte’û onlar zevklerine baktılar م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
19 Tevbe 69. Ayet (9:69:0) فَاسْتَمْتَعْتُمْ فاستمتعتم fe-stemta’tum zevkinize baktınız م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
20 Tevbe 69. Ayet (9:69:0) اسْتَمْتَعَ استمتع -stemte’a zevklerine baktıkları م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
21 Yunus 23. Ayet (10:23:0) مَتَاعَ متاع metâ’a geçici zevkleridir م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. (Biz de) bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz.
22 Yunus 70. Ayet (10:70:0) مَتَاعٌ متاع metâ’un bir geçim sürerler م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar için dünyada (geçici) bir yararlanma vardır. Sonra dönüşleri bizedir. Sonra da, inkâr etmekte olduklarına karşılık onlara şiddetli azabı tattıracağız.
23 Yunus 98. Ayet (10:98:0) وَمَتَّعْنَاهُمْ ومتعناهم ve metta’nâhum ve onları yararlandırdık م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.
24 Hûd 3. Ayet (11:3:7) يُمَتِّعْكُمْ يمتعكم yumetti’kum sizi yararlandırsın م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.
25 Hûd 3. Ayet (11:3:8) مَتَاعًا متاعا metâ’en nimetlerden م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.
26 Hûd 48. Ayet (11:48:14) سَنُمَتِّعُهُمْ سنمتعهم senumetti’uhum geçimlik vereceğiz م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Ona denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.”
27 Hûd 65. Ayet (11:65:3) تَمَتَّعُوا تمتعوا temette’û yaşayın م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. (Sonra helâk olacaksınız.) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.”
28 Yusuf 17. Ayet (12:17:10) مَتَاعِنَا متاعنا metâ’inâ yiyeceğimizin م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) “Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın” dediler.
29 Yusuf 65. Ayet (12:65:3) مَتَاعَهُمْ متاعهم metâ’ahum (zahire) yüklerini م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir zahiredir” dediler.
30 Yusuf 79. Ayet (12:79:9) مَتَاعَنَا متاعنا metâ’anâ eşyamızı م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Yûsuf, “Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah’a sığınırız. Şüphesiz biz o takdirde zulmetmiş oluruz” dedi.
31 Ra'd 17. Ayet (13:17:20) مَتَاعٍ متاع metâ’in eşya م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.
32 Ra'd 26. Ayet (13:26:16) مَتَاعٌ۟ متاع metâ’(un) bir geçimdir م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.
33 İbrahim 30. Ayet (14:30:8) تَمَتَّعُوا تمتعوا temette’û eğlenin م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’ın yolundan saptırmak için O’na ortaklar koştular. De ki: “Bir süre daha faydalanın. Çünkü varışınız ateşedir.”
34 Hicr 3. Ayet (15:3:3) وَيَتَمَتَّعُوا ويتمتعوا ve yetemette’û ve eğlensinler م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.
35 Hicr 88. Ayet (15:88:6) مَتَّعْنَا متعنا metta’nâ verdiğimiz dünyalığa م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir.
36 Nahl 55. Ayet (16:55:4) فَتَمَتَّعُوا۠ فتمتعوا fe-temette’û öyleyse eğlenin م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz!
37 Nahl 80. Ayet (16:80:23) وَمَتَاعًا ومتاعا ve metâ’an ve geçimlik م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi.
38 Nahl 117. Ayet (16:117:1) مَتَاعٌ متاع metâ’un bir mefaattir م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) (Dünyada elde ettikleri) az bir yararlanmadır. Hâlbuki (ahirette) onlara acıklı bir azap vardır.
39 Tâhâ 131. Ayet (20:131:6) مَتَّعْنَا متعنا metta’nâ faydalandırdığımız م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
40 Enbiyâ 44. Ayet (21:44:2) مَتَّعْنَا متعنا metta’nâ biz yaşattık م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler?
41 Enbiyâ 111. Ayet (21:111:6) وَمَتَاعٌ ومتاع ve metâ’un ve yaşatmak içindir م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) “Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.”
42 Nûr 29. Ayet (24:29:10) مَتَاعٌ متاع metâ’un eşyanız bulunan م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) İçinde size ait bir eşya olan, oturanı bulunmayan evlere girmenizde herhangi bir günah yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
43 Furkan 18. Ayet (25:18:14) مَتَّعْتَهُمْ متعتهم metta’tehum sen onları ni'metlendirdin م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helâke giden bir toplum oldular” derler.
44 Şu'arâ 205. Ayet (26:205:3) مَتَّعْنَاهُمْ متعناهم metta’nâhum biz onları yaşatsak م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,
45 Şu'arâ 207. Ayet (26:207:6) يُمَتَّعُونَۜ يمتعون yumette’ûn(e) yaşatılıyor م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.
46 Kasas 60. Ayet (28:60:5) فَمَتَاعُ فمتاع fe-metâ’u geçimidir م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) (Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
47 Kasas 61. Ayet (28:61:8) مَتَّعْنَاهُ متعناه metta’nâhu kendisine yaşattığımız م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir?
48 Kasas 61. Ayet (28:61:9) مَتَاعَ متاع metâ’a geçici zevkini م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir?
49 Ankebut 66. Ayet (29:66:4) وَلِيَتَمَتَّعُوا۠ وليتمتعوا ve liyetemette’û ve zevk içinde yaşasınlar diye م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! İleride bilecekler.
50 Rum 34. Ayet (30:34:4) فَتَمَتَّعُوا۠ فتمتعوا fe-temette’û şimdi zevk içinde yaşayın م ت ع
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine verdiğimiz nimetleri inkâr etsinler bakalım! Haydi (şimdilik) yararlanın, ama yakında bileceksiniz.