| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 100 | Yunus 13. Ayet (10:13:0) | اَهْلَكْنَا | اهلكنا | ehleknâ | helak ettik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. | |||||
| 101 | Yunus 24. Ayet (10:24:0) | اَهْلُهَٓا | اهلها | ehluhâ | sahiplerinin | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. | |||||
| 102 | Yunus 34. Ayet (10:34:0) | هَلْ | هل | hel | var mıdır? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan, başlangıçta yaratmayı yapacak, sonra onu tekrarlayacak kimse var mı?” De ki: “Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. O hâlde, nasıl oluyor da (haktan) çevriliyorsunuz?” | |||||
| 103 | Yunus 35. Ayet (10:35:0) | هَلْ | هل | hel | var mıdır? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan hakka iletecek olan bir kimse var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir.” Öyle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?” | |||||
| 104 | Yunus 52. Ayet (10:52:0) | هَلْ | هل | hel | musunuz? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da zulmedenlere, “Ebedî azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz” denilecektir. | |||||
| 105 | Yunus 102. Ayet (10:102:0) | فَهَلْ | فهل | fe-hel | mı? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.” | |||||
| 106 | Hûd 14. Ayet (11:14:14) | فَهَلْ | فهل | fehel | artık olur musunuz? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer size (bu konuda) cevap veremedilerse, bilin ki o (Kur’an) ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz? | |||||
| 107 | Hûd 24. Ayet (11:24:7) | هَلْ | هل | hel | midir? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz? | |||||
| 108 | Hûd 29. Ayet (11:29:23) | تَجْهَلُونَ | تجهلون | techelûn(e) | cahillik eden | ج ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah’a âittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum.” | |||||
| 109 | Hûd 40. Ayet (11:40:14) | وَاَهْلَكَ | واهلك | ve ehleke | ve aileni | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.[274] | |||||
| 110 | Hûd 45. Ayet (11:45:9) | اَهْل۪ي | اهلي | ehlî | benim ailemdendir | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” | |||||
| 111 | Hûd 46. Ayet (11:46:7) | اَهْلِكَۚ | اهلك | ehlik(e) | senin ailen- | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi. | |||||
| 112 | Hûd 46. Ayet (11:46:24) | الْجَاهِل۪ينَ | الجاهلين | l-câhilîn(e) | bilgisizler- | ج ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi. | |||||
| 113 | Hûd 73. Ayet (11:73:10) | اَهْلَ | اهل | ehle | (ey) halkı | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Melekler, “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketi size olsun ey (peygamber ocağının) ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye lâyıktır, şanı yücedir.” dediler. | |||||
| 114 | Hûd 81. Ayet (11:81:11) | بِاَهْلِكَ | باهلك | bi-ehlike | ailenle birlikte | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!” | |||||
| 115 | Hûd 117. Ayet (11:117:4) | لِيُهْلِكَ | ليهلك | li-yuhlike | helak edecek | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez. | |||||
| 116 | Hûd 117. Ayet (11:117:7) | وَاَهْلُهَا | واهلها | ve ehluhâ | ahalisi (iken) | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez. | |||||
| 117 | Yusuf 25. Ayet (12:25:16) | بِاَهْلِكَ | باهلك | bi-ehlike | senin ailene | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır.” | |||||
| 118 | Yusuf 26. Ayet (12:26:9) | اَهْلِهَاۚ | اهلها | ehlihâ | kadının ailesi- | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, “O, benden arzusunu elde etmek istedi” dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: “Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o (Yûsuf) yalancılardandır.” | |||||
| 119 | Yusuf 33. Ayet (12:33:17) | الْجَاهِل۪ينَ | الجاهلين | l-câhilîn(e) | cahillerden | ج ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum” dedi. | |||||
| 120 | Yusuf 62. Ayet (12:62:12) | اَهْلِهِمْ | اهلهم | ehlihim | ailelerine | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, adamlarına dedi ki: “Onların ödedikleri zahire bedellerini yüklerinin içine koyun. Umulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp gelirler.” | |||||
| 121 | Yusuf 64. Ayet (12:64:2) | هَلْ | هل | hel | mi? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yakub onlara, “Onun hakkında size ancak, daha önce kardeşi hakkında güvendiğim kadar güvenebilirim! Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir” dedi. | |||||
| 122 | Yusuf 65. Ayet (12:65:18) | اَهْلَنَا | اهلنا | ehlenâ | ailemize | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir zahiredir” dediler. | |||||
| 123 | Yusuf 88. Ayet (12:88:9) | وَاَهْلَنَا | واهلنا | ve ehlenâ | ve çocuklarımıza | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine (Mısır’a dönüp) Yûsuf’un yanına girdiklerinde, “Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükâfatlandırır” dediler. | |||||
| 124 | Yusuf 89. Ayet (12:89:2) | هَلْ | هل | hel | mi? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf dedi ki: “Siz (henüz) cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?” | |||||
| 125 | Yusuf 89. Ayet (12:89:10) | جَاهِلُونَ | جاهلون | câhilûn(e) | cahiller | ج ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf dedi ki: “Siz (henüz) cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?” | |||||
| 126 | Yusuf 93. Ayet (12:93:11) | بِاَهْلِكُمْ | باهلكم | bi-ehlikum | ailenizle birlikte | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın ve bütün ailenizi bana getirin” dedi. | |||||
| 127 | Yusuf 109. Ayet (12:109:10) | اَهْلِ | اهل | ehli | halkın- | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? | |||||
| 128 | Ra'd 16. Ayet (13:16:20) | هَلْ | هل | hel | هَلْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.” | |||||
| 129 | Ra'd 16. Ayet (13:16:25) | هَلْ | هل | hel | هَلْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.” | |||||
| 130 | İbrahim 13. Ayet (14:13:15) | لَنُهْلِكَنَّ | لنهلكن | le-nuhlikenne | mutlaka helak edeceğiz | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, peygamberlerine; “Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz” dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: “Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz.” | |||||
| 131 | İbrahim 21. Ayet (14:21:12) | فَهَلْ | فهل | fe-hel | misiniz? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler. | |||||
| 132 | Hicr 4. Ayet (15:4:2) | اَهْلَكْنَا | اهلكنا | ehleknâ | biz yok etmedik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır. | |||||
| 133 | Hicr 65. Ayet (15:65:2) | بِاَهْلِكَ | باهلك | bi-ehlike | aileni | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin.” | |||||
| 134 | Hicr 67. Ayet (15:67:2) | اَهْلُ | اهل | ehlu | halkı | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şehir halkı sevinerek geldiler. | |||||
| 135 | Nahl 33. Ayet (16:33:1) | هَلْ | هل | hel | mi? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O kâfirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 136 | Nahl 35. Ayet (16:35:27) | فَهَلْ | فهل | fe-hel | değil midir? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir. | |||||
| 137 | Nahl 43. Ayet (16:43:10) | اَهْلَ | اهل | ehle | ehline | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.[304] | |||||
| 138 | Nahl 75. Ayet (16:75:20) | هَلْ | هل | hel | olurlar mı? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 139 | Nahl 76. Ayet (16:76:20) | هَلْ | هل | hel | هَلْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu? | |||||
| 140 | Nahl 115. Ayet (16:115:9) | اُهِلَّ | اهل | uhille | kesilen | ه ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.[307] | |||||
| 141 | İsrâ 16. Ayet (17:16:4) | نُهْلِكَ | نهلك | nuhlike | helak etmek | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de[312] onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz. | |||||
| 142 | İsrâ 17. Ayet (17:17:2) | اَهْلَكْنَا | اهلكنا | ehleknâ | helak ettik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’tan sonra da nice nesilleri helâk ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin yeter. | |||||
| 143 | İsrâ 58. Ayet (17:58:6) | مُهْلِكُوهَا | مهلكوها | muhlikûhâ | onu yok ederiz | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış bulunuyor.[319] | |||||
| 144 | İsrâ 93. Ayet (17:93:22) | هَلْ | هل | hel | miyim? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 90,91,92,93. Dediler ki: “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim.” | |||||
| 145 | Kehf 29. Ayet (18:29:22) | كَالْمُهْلِ | كالمهل | kel-muhli | erimiş maden gibi | م ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 146 | Kehf 59. Ayet (18:59:3) | اَهْلَكْنَاهُمْ | اهلكناهم | ehleknâhum | helak ettik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler.. Helâk edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik. | |||||
| 147 | Kehf 59. Ayet (18:59:7) | لِمَهْلِكِهِمْ | لمهلكهم | li-mehlikihim | onları helak etmek için | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler.. Helâk edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik. | |||||
| 148 | Kehf 66. Ayet (18:66:4) | هَلْ | هل | hel | هَلْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi. | |||||
| 149 | Kehf 71. Ayet (18:71:11) | اَهْلَهَاۚ | اهلها | ehlehâ | halkını | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi. | |||||