| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 35. Ayet (2:35:8) | وَكُلَا | وكلا | ve kulâ | ve yeyin | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” | |||||
| 2 | Bakara 100. Ayet (2:100:1) | اَوَكُلَّمَا | اوكلما | eve-kullemâ | ne zaman | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez. | |||||
| 3 | Bakara 187. Ayet (2:187:31) | وَكُلُوا | وكلوا | ve kulû | ve yiyin | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı.[51] Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz.[52] Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 122. Ayet (3:122:11) | فَلْيَتَوَكَّلِ | فليتوكل | Fel-yetevekkeli | dayansınlar | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.[99] | |||||
| 5 | Âl-i İmran 159. Ayet (3:159:24) | فَتَوَكَّلْ | فتوكل | fe-tevekkel | dayan | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 159. Ayet (3:159:30) | الْمُتَوَكِّل۪ينَ | المتوكلين | l-mutevekkilîn(e) | kendine dayanıp güvenenleri | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 160. Ayet (3:160:17) | فَلْيَتَوَكَّلِ | فليتوكل | fel-yetevekkeli | dayansınlar | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler. | |||||
| 8 | Nisâ 81. Ayet (4:81:19) | وَتَوَكَّلْ | وتوكل | ve tevekkel | ve dayan | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.[126] | |||||
| 9 | Nisâ 95. Ayet (4:95:23) | وَكُلًّا | وكلا | ve kullen | ve hepsine | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 10 | Nisâ 164. Ayet (4:164:11) | وَكَلَّمَ | وكلم | ve kellema | ve konuşmuştu | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah, Mûsa ile de doğrudan konuştu. | |||||
| 11 | Nisâ 171. Ayet (4:171:21) | وَكَلِمَتُهُۚ | وكلمته | ve kelimetuhu | ve O'nun kelimesidir | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin.[136] Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 12 | Mâide 11. Ayet (5:11:23) | فَلْيَتَوَكَّلِ | فليتوكل | fel-yetevekkeli | dayansınlar | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) kalkışmıştı da, Allah (buna engel olmuş) onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı gelmekten sakının. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler. | |||||
| 13 | Mâide 23. Ayet (5:23:18) | فَتَوَكَّلُٓوا | فتوكلوا | fetevekkelû | dayanın | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Korkanların içinden Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle demişti: “Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girdiniz mi artık siz kuşkusuz galiplersiniz. Eğer mü’minler iseniz, yalnızca Allah’a tevekkül edin.” | |||||
| 14 | Mâide 88. Ayet (5:88:1) | وَكُلُوا | وكلوا | ve kulû | ve yeyin | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının. | |||||
| 15 | En'am 86. Ayet (6:86:5) | وَكُلًّا | وكلا | ve kullen | hepsini | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsmail’i, Elyasa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık. | |||||
| 16 | En'am 89. Ayet (6:89:12) | وَكَّلْنَا | وكلنا | vekkelnâ | biz vekil bırakmışızdır | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.[182] | |||||
| 17 | En'am 111. Ayet (6:111:6) | وَكَلَّمَهُمُ | وكلمهم | ve kellemehumu | ve kendilerine konuşsaydı | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar. | |||||
| 18 | A'raf 31. Ayet (7:31:9) | وَكُلُوا | وكلوا | ve kulû | ve yeyin | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. | |||||
| 19 | A'raf 89. Ayet (7:89:33) | تَوَكَّلْنَاۜ | توكلنا | tevekkelnâ | dayanmışız | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 20 | A'raf 143. Ayet (7:143:5) | وَكَلَّمَهُ | وكلمه | ve kellemehu | ve ona konuşunca | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince[228] onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. | |||||
| 21 | A'raf 158. Ayet (7:158:0) | وَكَلِمَاتِه۪ | وكلماته | ve kelimâtihi | ve O'nun sözlerine | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” | |||||
| 22 | A'raf 161. Ayet (7:161:0) | وَكُلُوا | وكلوا | ve kulû | ve yeyin | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zaman onlara denilmişti ki: “Şu memlekete[231] yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve ‘Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)’ deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.” | |||||
| 23 | Enfal 2. Ayet (8:2:0) | يَتَوَكَّلُونَۚ | يتوكلون | yetevekkelûn(e) | tevekkül ederler | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.[241] | |||||
| 24 | Enfal 49. Ayet (8:49:0) | يَتَوَكَّلْ | يتوكل | yetevekkel | dayanırsa | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, “Bunları dinleri aldatmış” diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 25 | Enfal 54. Ayet (8:54:0) | وَكُلٌّ | وكل | ve kullun | ve hepsi de | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helâk etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi. | |||||
| 26 | Enfal 61. Ayet (8:61:0) | وَتَوَكَّلْ | وتوكل | ve tevekkel | ve dayan | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 27 | Tevbe 40. Ayet (9:40:0) | وَكَلِمَةُ | وكلمة | ve kelimetu | ve sözü ise | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 28 | Tevbe 51. Ayet (9:51:0) | فَلْيَتَوَكَّلِ | فليتوكل | fel-yetevekkeli | dayansınlar | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” | |||||
| 29 | Tevbe 129. Ayet (9:129:0) | تَوَكَّلْتُ | توكلت | tevekkeltu | dayandım | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.” | |||||
| 30 | Yunus 71. Ayet (10:71:0) | تَوَكَّلْتُ | توكلت | tevekkeltu | güvendim | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin! | |||||
| 31 | Yunus 84. Ayet (10:84:0) | تَوَكَّلُٓوا | توكلوا | tevekkelû | güvenin | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah’a iman etmişseniz, eğer O’na teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O’na tevekkül edin” dedi. | |||||
| 32 | Yunus 85. Ayet (10:85:0) | تَوَكَّلْنَاۚ | توكلنا | tevekkelnâ | güvendik | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar da şöyle dediler: “Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!” | |||||
| 33 | Hûd 38. Ayet (11:38:3) | وَكُلَّمَا | وكلما | ve kullemâ | ve ne zaman | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 34 | Hûd 56. Ayet (11:56:2) | تَوَكَّلْتُ | توكلت | tevekkeltu | güvendim | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın.[275] Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.” | |||||
| 35 | Hûd 88. Ayet (11:88:34) | تَوَكَّلْتُ | توكلت | tevekkeltu | güvendim | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” | |||||
| 36 | Hûd 120. Ayet (11:120:1) | وَكُلًّا | وكلا | ve kullen | her şeyi | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü’minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir. | |||||
| 37 | Hûd 123. Ayet (11:123:10) | وَتَوَكَّلْ | وتوكل | ve tevekkel | ve dayan | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. | |||||
| 38 | Yusuf 67. Ayet (12:67:25) | تَوَكَّلْتُۚ | توكلت | tevekkelt(u) | tevekkül ettim | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da, “Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim.[285] Tevekkül edenler de yalnız O’na tevekkül etsinler” dedi. | |||||
| 39 | Yusuf 67. Ayet (12:67:27) | فَلْيَتَوَكَّلِ | فليتوكل | fel-yetevekkeli | tevekkül etsinler | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da, “Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim.[285] Tevekkül edenler de yalnız O’na tevekkül etsinler” dedi. | |||||
| 40 | Yusuf 67. Ayet (12:67:28) | الْمُتَوَكِّلُونَ | المتوكلون | l-mutevekkilûn(e) | tevekkül edenler | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da, “Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim.[285] Tevekkül edenler de yalnız O’na tevekkül etsinler” dedi. | |||||
| 41 | Ra'd 8. Ayet (13:8:12) | وَكُلُّ | وكل | ve kullu | ve her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O’nun katında bir ölçü iledir. | |||||
| 42 | Ra'd 30. Ayet (13:30:26) | تَوَكَّلْتُ | توكلت | tevekkeltu | dayandım | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahmân’ı inkâr ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: “O, benim Rabbimdir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O’nadır.” | |||||
| 43 | İbrahim 11. Ayet (14:11:28) | فَلْيَتَوَكَّلِ | فليتوكل | fel-yetevekkeli | dayansınlar | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri, onlara dedi ki: “Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah’ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.” | |||||
| 44 | İbrahim 12. Ayet (14:12:4) | نَتَوَكَّلَ | نتوكل | netevekkele | dayanmayalım | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye O’na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” | |||||
| 45 | İbrahim 12. Ayet (14:12:16) | فَلْيَتَوَكَّلِ | فليتوكل | fel-yetevekkeli | dayansınlar | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye O’na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” | |||||
| 46 | İbrahim 12. Ayet (14:12:17) | الْمُتَوَكِّلُونَ۟ | المتوكلون | l-mutevekkilûn(e) | tevekkül edenler | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye O’na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” | |||||
| 47 | Nahl 42. Ayet (16:42:5) | يَتَوَكَّلُونَ | يتوكلون | yetevekkelûn(e) | dayanmaktadırlar | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir. | |||||
| 48 | Nahl 99. Ayet (16:99:10) | يَتَوَكَّلُونَ | يتوكلون | yetevekkelûn(e) | dayananlar | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. | |||||
| 49 | İsrâ 12. Ayet (17:12:20) | وَكُلَّ | وكل | ve kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alâmet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık. | |||||
| 50 | İsrâ 13. Ayet (17:13:1) | وَكُلَّ | وكل | ve kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her insanın amelini boynuna yükledik.[310] Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. | |||||