"ولا" Analizi

Arapça Metin (Harekesiz) ve benzeşen aramasında 853 sonuç bulundu.
450 - 500 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
450 Kehf 26. Ayet (18:26:19) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”
451 Kehf 28. Ayet (18:28:11) وَلَا ولا velâ ve لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
452 Kehf 28. Ayet (18:28:19) وَلَا ولا velâ ve لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
453 Kehf 38. Ayet (18:38:5) وَلَٓا ولا velâ ve asla  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Fakat O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.”
454 Kehf 39. Ayet (18:39:1) وَلَوْلَٓا ولولا ve levlâ gerekmez miydi? لَوْلَا
Diyanet İşleri (Yeni) 39,40. “Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’ deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.”
455 Kehf 44. Ayet (18:44:2) الْوَلَايَةُ الولاية l-velâyetu velilik (koruyuculuk) و ل ي
Diyanet İşleri (Yeni) İşte bu durumda velayet (himaye ve koruyuculuk) yalnızca hak olan Allah’a mahsustur. O’nun mükâfatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır.
456 Kehf 49. Ayet (18:49:17) وَلَا ولا velâ ne de  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
457 Kehf 49. Ayet (18:49:25) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
458 Kehf 51. Ayet (18:51:6) وَلَا ولا velâ ve ne de  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.
459 Kehf 69. Ayet (18:69:7) وَلَٓا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi.
460 Kehf 73. Ayet (18:73:6) وَلَا ولا velâ ve لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ, “Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!” dedi.[331]
461 Kehf 93. Ayet (18:93:13) قَوْلًا قولا kavlâ(n) söz ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.
462 Kehf 108. Ayet (18:108:6) حِوَلًا حولا hivelâ(n) ayrılmak ح و ل
Diyanet İşleri (Yeni) 107,108. Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedî kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler.
463 Kehf 110. Ayet (18:110:20) وَلَا ولا velâ ve asla  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.”
464 Meryem 42. Ayet (19:42:11) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
465 Meryem 42. Ayet (19:42:13) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
466 Meryem 51. Ayet (19:51:9) رَسُولًا رسولا rasûlen bir peygamber ر س ل
Diyanet İşleri (Yeni) Kitap’ta, Mûsâ’yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resûl, bir nebî idi.[346]
467 Meryem 54. Ayet (19:54:10) رَسُولًا رسولا rasûlen bir peygamber ر س ل
Diyanet İşleri (Yeni) Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi.
468 Meryem 60. Ayet (19:60:10) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) 60,61. Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir.
469 Meryem 67. Ayet (19:67:1) اَوَلَا اولا evelâ  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
470 Tâhâ 21. Ayet (20:21:3) وَلَا ولا velâ ve لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.”
471 Tâhâ 40. Ayet (20:40:16) وَلَا ولا velâ ve asla  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!”
472 Tâhâ 42. Ayet (20:42:5) وَلَا ولا velâ ve asla لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.”
473 Tâhâ 44. Ayet (20:44:1) فَقُولَا فقولا fekûlâ ve söyleyin ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.”
474 Tâhâ 44. Ayet (20:44:3) قَوْلًا قولا kavlen bir söz ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.”
475 Tâhâ 47. Ayet (20:47:2) فَقُولَٓا فقولا fekûlâ deyin ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ”
476 Tâhâ 47. Ayet (20:47:4) رَسُولَا رسولا rasûlâ elçileriyiz ر س ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ”
477 Tâhâ 47. Ayet (20:47:10) وَلَا ولا velâ ve لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ”
478 Tâhâ 52. Ayet (20:52:10) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. Rabbim, yanılmaz ve unutmaz.”
479 Tâhâ 58. Ayet (20:58:11) وَلَٓا ولا velâ ne de  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.”
480 Tâhâ 69. Ayet (20:69:12) وَلَا ولا velâ ve asla  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.”
481 Tâhâ 71. Ayet (20:71:18) وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ولاصلبنكم ve le-usallibennekum ve sizi asacağım ص ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.”
482 Tâhâ 74. Ayet (20:74:12) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar.
483 Tâhâ 77. Ayet (20:77:17) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) (Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” diye vahyettik.
484 Tâhâ 81. Ayet (20:81:6) وَلَا ولا velâ ama لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.”
485 Tâhâ 84. Ayet (20:84:3) اُو۬لَٓاءِ اولاء ulâ-i işte  أُولَاءِ
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar, işte onlar hemen arkamdalar. Rabbim! Sen hoşnut olasın diye, acele ederek sana geldim.”
486 Tâhâ 89. Ayet (20:89:6) قَوْلًاۙ قولا kavlen bir sözle ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?
487 Tâhâ 89. Ayet (20:89:7) وَلَا ولا velâ ve değildir  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?
488 Tâhâ 89. Ayet (20:89:11) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?
489 Tâhâ 94. Ayet (20:94:6) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Hârûn: “Ey anam oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden korktum” dedi.
490 Tâhâ 107. Ayet (20:107:5) وَلَٓا ولا velâ ne de  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin.”
491 Tâhâ 109. Ayet (20:109:12) قَوْلًا قولا kavlâ(n) sözünden ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
492 Tâhâ 110. Ayet (20:110:7) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) O, önlerindekini ve arkalarındakini (dünyadaki ve ahiretteki durumlarını) bilir. Onların bilgisi ise Rahmân’ı kuşatamaz.
493 Tâhâ 112. Ayet (20:112:10) وَلَا ولا velâ ne de  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse, o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan.
494 Tâhâ 114. Ayet (20:114:5) وَلَا ولا velâ asla لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. “Rabbim! İlmimi arttır” de.
495 Tâhâ 118. Ayet (20:118:6) وَلَا ولا velâ ve yoktur  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur.”
496 Tâhâ 119. Ayet (20:119:5) وَلَا ولا velâ ve  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın.”
497 Tâhâ 123. Ayet (20:123:17) وَلَا ولا velâ ve yoktur  لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.”
498 Tâhâ 129. Ayet (20:129:1) وَلَوْلَا ولولا ve levlâ eğer olmasaydı لَوْلَا
Diyanet İşleri (Yeni) Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen cezalandırılırlardı.
499 Tâhâ 131. Ayet (20:131:1) وَلَا ولا velâ ve asla لَا
Diyanet İşleri (Yeni) Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.