| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 400 | Nahl 61. Ayet (16:61:22) | وَلَا | ولا | velâ | ne de | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. | |||||
| 401 | Nahl 73. Ayet (16:73:14) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı bırakıp da, kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan ve buna gücü de yetmeyen şeylere tapıyorlar. | |||||
| 402 | Nahl 84. Ayet (16:84:12) | وَلَا | ولا | velâ | ve ne de | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkâr edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek. | |||||
| 403 | Nahl 85. Ayet (16:85:9) | وَلَا | ولا | velâ | ve asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez. | |||||
| 404 | Nahl 91. Ayet (16:91:6) | وَلَا | ولا | velâ | ve asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. | |||||
| 405 | Nahl 92. Ayet (16:92:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. | |||||
| 406 | Nahl 94. Ayet (16:94:1) | وَلَا | ولا | velâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır. | |||||
| 407 | Nahl 95. Ayet (16:95:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır. | |||||
| 408 | Nahl 115. Ayet (16:115:17) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.[307] | |||||
| 409 | Nahl 116. Ayet (16:116:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler. | |||||
| 410 | Nahl 127. Ayet (16:127:6) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme. | |||||
| 411 | Nahl 127. Ayet (16:127:9) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme. | |||||
| 412 | İsrâ 5. Ayet (17:5:17) | مَفْعُولًا | مفعولا | mef’ûlâ(n) | yapılması gereken | ف ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi. | |||||
| 413 | İsrâ 11. Ayet (17:11:8) | عَجُولًا | عجولا | ‘acûlâ(n) | pek acelecidir | ع ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir. | |||||
| 414 | İsrâ 15. Ayet (17:15:11) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.[311] | |||||
| 415 | İsrâ 15. Ayet (17:15:21) | رَسُولًا | رسولا | rasûlâ(n) | elçi | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.[311] | |||||
| 416 | İsrâ 22. Ayet (17:22:9) | مَخْذُولًا۟ | مخذولا | maḣżûlâ(n) | ve yalnız başına bırakılmış olarak | خ ذ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın. | |||||
| 417 | İsrâ 23. Ayet (17:23:20) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. | |||||
| 418 | İsrâ 23. Ayet (17:23:24) | قَوْلًا | قولا | kavlen | bir söz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. | |||||
| 419 | İsrâ 26. Ayet (17:26:8) | وَلَا | ولا | velâ | (fakat) | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. | |||||
| 420 | İsrâ 28. Ayet (17:28:11) | قَوْلًا | قولا | kavlen | bir söz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle.[313] | |||||
| 421 | İsrâ 29. Ayet (17:29:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.[314] | |||||
| 422 | İsrâ 29. Ayet (17:29:7) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.[314] | |||||
| 423 | İsrâ 31. Ayet (17:31:1) | وَلَا | ولا | velâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır. | |||||
| 424 | İsrâ 31. Ayet (17:31:3) | اَوْلَادَكُمْ | اولادكم | evlâdekum | çocuklarınızı | و ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır. | |||||
| 425 | İsrâ 32. Ayet (17:32:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. | |||||
| 426 | İsrâ 33. Ayet (17:33:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. | |||||
| 427 | İsrâ 34. Ayet (17:34:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur. | |||||
| 428 | İsrâ 36. Ayet (17:36:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. | |||||
| 429 | İsrâ 37. Ayet (17:37:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. | |||||
| 430 | İsrâ 37. Ayet (17:37:13) | طُولًا | طولا | tûlâ(n) | boyca | ط و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. | |||||
| 431 | İsrâ 39. Ayet (17:39:8) | وَلَا | ولا | velâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın. | |||||
| 432 | İsrâ 40. Ayet (17:40:10) | قَوْلًا | قولا | kavlen | bir söz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbiniz erkek çocukları size seçip-ayırdı da kendisine meleklerden kız çocukları mı edindi? Gerçekten çok büyük bir söz söylüyorsunuz.[315] | |||||
| 433 | İsrâ 56. Ayet (17:56:12) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.” | |||||
| 434 | İsrâ 64. Ayet (17:64:13) | وَالْاَوْلَادِ | والاولاد | vel-evlâdi | ve evladlarda | و ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun.” Hâlbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va’detmez. | |||||
| 435 | İsrâ 71. Ayet (17:71:13) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla. (O gün) her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.[321] | |||||
| 436 | İsrâ 74. Ayet (17:74:1) | وَلَوْلَٓا | ولولا | ve levlâ | eğer olmasaydık | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin. | |||||
| 437 | İsrâ 77. Ayet (17:77:8) | وَلَا | ولا | velâ | ve asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın. | |||||
| 438 | İsrâ 82. Ayet (17:82:9) | وَلَا | ولا | velâ | ama (bu) | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır. | |||||
| 439 | İsrâ 93. Ayet (17:93:26) | رَسُولًا۟ | رسولا | rasûlâ(n) | elçi ol(arak gönderil)en | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 90,91,92,93. Dediler ki: “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim.” | |||||
| 440 | İsrâ 94. Ayet (17:94:15) | رَسُولًا | رسولا | rasûlâ(n) | elçi olarak | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara hidayet (Kur’an) geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, “Allah, bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi?” demeleri engel olmuştur. | |||||
| 441 | İsrâ 95. Ayet (17:95:14) | رَسُولًا | رسولا | rasûlâ(n) | elçi | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine) yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.” | |||||
| 442 | İsrâ 108. Ayet (17:108:8) | لَمَفْعُولًا | لمفعولا | le-mef’ûlâ(n) | mutlaka yerine getirilir | ف ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin va’di mutlaka gerçekleşecektir” derler. | |||||
| 443 | İsrâ 110. Ayet (17:110:13) | وَلَا | ولا | velâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut. | |||||
| 444 | İsrâ 110. Ayet (17:110:16) | وَلَا | ولا | velâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut. | |||||
| 445 | Kehf 5. Ayet (18:5:6) | وَلَا | ولا | velâ | ve yoktur | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz (bu) ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar. | |||||
| 446 | Kehf 15. Ayet (18:15:7) | لَوْلَا | لولا | levlâ | gerekmez mi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik. | |||||
| 447 | Kehf 19. Ayet (18:19:35) | وَلَا | ولا | velâ | sakın | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.” | |||||
| 448 | Kehf 22. Ayet (18:22:29) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. Şöyle de diyecekler: “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O hâlde, onlar hakkında (Kur’an’daki) apaçık tartışma(yı aktarmak)dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.” | |||||
| 449 | Kehf 23. Ayet (18:23:1) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbir şey hakkında sakın “yarın şunu yapacağım” deme! | |||||