| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 89. Ayet (2:89:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | Ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. | |||||
| 2 | Bakara 101. Ayet (2:101:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab’ı (Tevrat’ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar. | |||||
| 3 | Bakara 214. Ayet (2:214:6) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | لَمَّا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır. | |||||
| 4 | Bakara 247. Ayet (2:247:21) | وَلَمْ | ولم | velem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara, “Allah, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 5 | Bakara 250. Ayet (2:250:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Tâlût’un askerleri) Câlût ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.” | |||||
| 6 | Bakara 260. Ayet (2:260:10) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | yoksa | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” | |||||
| 7 | Bakara 283. Ayet (2:283:5) | وَلَمْ | ولم | velem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah’tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 47. Ayet (3:47:7) | وَلَمْ | ولم | velem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Meryem), “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi. | |||||
| 9 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:17) | وَلَمْ | ولم | velem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 10 | Âl-i İmran 142. Ayet (3:142:6) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | لَمَّا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? | |||||
| 11 | Âl-i İmran 165. Ayet (3:165:1) | اَوَلَمَّٓا | اولما | eve-lemmâ | için mi? | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter. | |||||
| 12 | Nisâ 152. Ayet (4:152:5) | وَلَمْ | ولم | ve lem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükâfatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 13 | Mâide 27. Ayet (5:27:13) | وَلَمْ | ولم | ve lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti. | |||||
| 14 | Mâide 41. Ayet (5:41:15) | وَلَمْ | ولم | ve lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler[150], sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.[151] Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır. | |||||
| 15 | En'am 82. Ayet (6:82:3) | وَلَمْ | ولم | ve lem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır. | |||||
| 16 | En'am 93. Ayet (6:93:12) | وَلَمْ | ولم | velem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen! | |||||
| 17 | En'am 101. Ayet (6:101:8) | وَلَمْ | ولم | ve lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı hâlde, nasıl bir çocuğu olabilir? Hâlbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 18 | A'raf 100. Ayet (7:100:1) | اَوَلَمْ | اولم | eve-lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. | |||||
| 19 | A'raf 134. Ayet (7:134:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerlerine azap çökünce, “Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz” dediler. | |||||
| 20 | A'raf 143. Ayet (7:143:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince[228] onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. | |||||
| 21 | A'raf 149. Ayet (7:149:0) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler. | |||||
| 22 | A'raf 150. Ayet (7:150:0) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.” | |||||
| 23 | A'raf 154. Ayet (7:154:0) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ve ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın öfkesi dinince (attığı) levhaları aldı. Onların yazısında Rableri için korku duyanlara bir hidayet ve bir rahmet vardı. | |||||
| 24 | A'raf 184. Ayet (7:184:0) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar düşünmediler mi ki (çok iyi tanıdıkları, kendileriyle iç içe yaşamış olan) arkadaşlarında (Peygamber’de) delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır. | |||||
| 25 | A'raf 185. Ayet (7:185:0) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama[237], Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, bundan sonra artık hangi söze inanacaklar? | |||||
| 26 | Enfal 72. Ayet (8:72:0) | وَلَمْ | ولم | ve lem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 27 | Tevbe 4. Ayet (9:4:0) | وَلَمْ | ولم | ve lem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 28 | Tevbe 16. Ayet (9:16:0) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 29 | Tevbe 16. Ayet (9:16:0) | وَلَمْ | ولم | ve lem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 30 | Tevbe 18. Ayet (9:18:0) | وَلَمْ | ولم | velem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. | |||||
| 31 | Yunus 39. Ayet (10:39:0) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır öyle değil. Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de (peygamberleri ve onlara indirilen kitapları) böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu. | |||||
| 32 | Hûd 58. Ayet (11:58:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ve ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Helâk emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık. | |||||
| 33 | Hûd 77. Ayet (11:77:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ve ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve “Bu çok zor bir gün” dedi. | |||||
| 34 | Hûd 94. Ayet (11:94:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Azap) emrimiz gelince, Şu’ayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. | |||||
| 35 | Yusuf 22. Ayet (12:22:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 36 | Yusuf 59. Ayet (12:59:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ve ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim.” | |||||
| 37 | Yusuf 65. Ayet (12:65:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir zahiredir” dediler. | |||||
| 38 | Yusuf 68. Ayet (12:68:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 39 | Yusuf 69. Ayet (12:69:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; o, kardeşi Bünyamin’i yanına bağrına bastı ve (gizlice) “Haberin olsun ben senin kardeşinim, artık onların yaptıklarına üzülme” dedi. | |||||
| 40 | Yusuf 72. Ayet (12:72:5) | وَلِمَنْ | ولمن | ve limen | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Hükümdar’ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim” dediler. | |||||
| 41 | Yusuf 77. Ayet (12:77:14) | وَلَمْ | ولم | ve lem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Eğer o çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.” Yûsuf, bunu içinde sakladı ve onlara belli etmedi. İçinden, “Siz kötü bir durumdasınız; anlattığınızı Allah çok daha iyi biliyor” dedi. | |||||
| 42 | Yusuf 94. Ayet (12:94:1) | وَلَمَّا | ولما | ve lemmâ | ne zaman ki | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kervan (Mısır’dan) ayrılınca babaları, “Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yûsuf’un kokusunu alıyorum” dedi. | |||||
| 43 | Ra'd 41. Ayet (13:41:1) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah, hükmeder. O’nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 44 | İbrahim 44. Ayet (14:44:18) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?” | |||||
| 45 | Hicr 70. Ayet (15:70:2) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik” dediler. | |||||
| 46 | Nahl 48. Ayet (16:48:1) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir. | |||||
| 47 | Nahl 120. Ayet (16:120:8) | وَلَمْ | ولم | ve lem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi. | |||||
| 48 | İsrâ 99. Ayet (17:99:1) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kendileri gibilerini yaratmaya kadir olduğunu görmediler mi? Allah onlar için, hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir ecel belirlemiştir. Fakat zalimler ancak inkârda direttiler. | |||||
| 49 | İsrâ 111. Ayet (17:111:8) | وَلَمْ | ولم | velem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve âcizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a mahsustur” de ve O’nu tekbir ile yücelt. | |||||
| 50 | İsrâ 111. Ayet (17:111:14) | وَلَمْ | ولم | velem | ve | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve âcizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a mahsustur” de ve O’nu tekbir ile yücelt. | |||||