| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 5. Ayet (2:5:6) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. | |||||
| 2 | Bakara 157. Ayet (2:157:7) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır. | |||||
| 3 | Bakara 177. Ayet (2:177:49) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. | |||||
| 4 | Bakara 217. Ayet (2:217:52) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.[62] | |||||
| 5 | Âl-i İmran 10. Ayet (3:10:13) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, inkâr edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah’a karşı hiçbir fayda sağlar. Onlar ateşin yakıtıdırlar. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 90. Ayet (3:90:12) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 104. Ayet (3:104:12) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 105. Ayet (3:105:11) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | işte onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. | |||||
| 9 | Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:13) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | işte onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir. | |||||
| 10 | Âl-i İmran 116. Ayet (3:116:13) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 11 | Tevbe 10. Ayet (9:10:0) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir. | |||||
| 12 | Tevbe 20. Ayet (9:20:0) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 13 | Tevbe 69. Ayet (9:69:0) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. | |||||
| 14 | Tevbe 88. Ayet (9:88:0) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 15 | Tevbe 88. Ayet (9:88:0) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 16 | Ra'd 5. Ayet (13:5:16) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve onlar (bulunanlardır) | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacakmışız?” demeleridir. İşte bunlar Rablerini inkâr edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 17 | Ra'd 5. Ayet (13:5:20) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacakmışız?” demeleridir. İşte bunlar Rablerini inkâr edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 18 | Nahl 105. Ayet (16:105:9) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir. | |||||
| 19 | Nahl 108. Ayet (16:108:9) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir. | |||||
| 20 | Nûr 4. Ayet (24:4:17) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir. | |||||
| 21 | Nûr 51. Ayet (24:51:16) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Aralarında hüküm vermek için Allah’a (Kur’an’a) ve Resûlüne davet edildiklerinde, mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, “işittik ve iman ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 22 | Ankebut 23. Ayet (29:23:10) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler var ya; işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 23 | Rum 38. Ayet (30:38:14) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. | |||||
| 24 | Lokman 5. Ayet (31:5:6) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 25 | Zümer 18. Ayet (39:18:10) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. | |||||