"وَهُمْ" Analizi

Arapça Metin (Harekeli) ve benzeşen aramasında 137 sonuç bulundu.
1 - 50 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1 Bakara 25. Ayet (2:25:32) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
2 Bakara 75. Ayet (2:75:18) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.[25]
3 Bakara 113. Ayet (2:113:13) وَهُمْ وهم ve hum oysa onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Yahudiler, “Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler bir temel üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı[31] okuyorlar. (Kitab'ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir.
4 Bakara 146. Ayet (2:146:13) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.[39]
5 Bakara 161. Ayet (2:161:5) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat âyetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir.
6 Bakara 243. Ayet (2:243:8) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara “ölün” dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
7 Bakara 281. Ayet (2:281:13) وَهُمْ وهم ve hum ve onlara هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.
8 Âl-i İmran 23. Ayet (3:23:19) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine Kitap’tan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.
9 Âl-i İmran 25. Ayet (3:25:13) وَهُمْ وهم ve hum ve onların هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Bakalım, kendilerini o geleceğinde hiç şüphe olmayan gün için bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese kazandığı tamamen ödendiği vakit, hâlleri nice olacaktır.
10 Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:35) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96]
11 Âl-i İmran 78. Ayet (3:78:28) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.
12 Âl-i İmran 91. Ayet (3:91:5) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
13 Âl-i İmran 113. Ayet (3:113:13) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.[98]
14 Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:22) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.
15 Âl-i İmran 161. Ayet (3:161:19) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.
16 Nisâ 18. Ayet (4:18:18) وَهُمْ وهم ve hum olarak هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.
17 Mâide 55. Ayet (5:55:12) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir.
18 Mâide 61. Ayet (5:61:8) وَهُمْ وهم ve hum yine onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) (Yanınıza) küfürle girip yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları hâlde, size geldiklerinde “İnandık” dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir.
19 En'am 26. Ayet (6:26:1) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.
20 En'am 31. Ayet (6:31:19) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!
21 En'am 61. Ayet (6:61:15) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir.[178] Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.
22 En'am 82. Ayet (6:82:10) وَهُمْ وهم ve hum ve onlardır هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.
23 En'am 92. Ayet (6:92:19) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır.[185] Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.
24 En'am 150. Ayet (6:150:25) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.
25 En'am 160. Ayet (6:160:14) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.
26 A'raf 45. Ayet (7:45:8) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar Allah yolundan alıkoyan ve onu, eğri ve çelişkili göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir.
27 A'raf 46. Ayet (7:46:17) وَهُمْ وهم ve hum fakat onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur[216], A’râf[217] üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selâm olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar.
28 A'raf 95. Ayet (7:95:16) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.
29 A'raf 97. Ayet (7:97:8) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?
30 A'raf 98. Ayet (7:98:8) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?
31 A'raf 191. Ayet (7:191:0) وَهُمْ وهم ve hum ve kendileri هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah’a ortak mı koşuyorlar?
32 A'raf 198. Ayet (7:198:0) وَهُمْ وهم ve hum oysa onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün, hâlbuki onlar görmezler.
33 Enfal 6. Ayet (8:6:0) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.
34 Enfal 21. Ayet (8:21:0) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) İşitmedikleri hâlde, “işittik” diyenler gibi de olmayın.
35 Enfal 23. Ayet (8:23:0) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.
36 Enfal 33. Ayet (8:33:0) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.
37 Enfal 34. Ayet (8:34:0) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar Mescid-i Haram’dan (mü’minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.
38 Enfal 42. Ayet (8:42:0) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar da هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
39 Enfal 56. Ayet (8:56:0) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını hiç çekinmeden bozan kimselerdir.
40 Tevbe 13. Ayet (9:13:0) وَهُمْ وهم ve hum ve kendileri هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.
41 Tevbe 29. Ayet (9:29:0) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.
42 Tevbe 48. Ayet (9:48:0) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri hâlde, Allah’ın dini galip geldi.
43 Tevbe 50. Ayet (9:50:0) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musîbet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dönüp giderler.
44 Tevbe 54. Ayet (9:54:0) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Resûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.
45 Tevbe 54. Ayet (9:54:0) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Resûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.
46 Tevbe 55. Ayet (9:55:0) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor.
47 Tevbe 57. Ayet (9:57:0) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer sığınacak bir yer veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya kaçarlardı.
48 Tevbe 76. Ayet (9:76:0) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat Allah, lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler.
49 Tevbe 84. Ayet (9:84:0) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.
50 Tevbe 85. Ayet (9:85:0) وَهُمْ وهم ve hum onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Allah, bunlarla ancak, dünyada kendilerine azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor.