| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 13. Ayet (2:13:19) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilenlerden | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler.[11] İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler. | |||||
| 2 | Bakara 26. Ayet (2:26:15) | فَيَعْلَمُونَ | فيعلمون | fe-ya’lemûne | bilirler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.[12] | |||||
| 3 | Bakara 75. Ayet (2:75:19) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bildikleri halde | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.[25] | |||||
| 4 | Bakara 77. Ayet (2:77:2) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bilmiyorlar mı ki? | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da. | |||||
| 5 | Bakara 78. Ayet (2:78:4) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların bir de ümmî[26] takımı vardır; Kitab’ı (Tevrat’ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar. | |||||
| 6 | Bakara 101. Ayet (2:101:22) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlarmış | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab’ı (Tevrat’ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar. | |||||
| 7 | Bakara 102. Ayet (2:102:74) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | (bunu) bilselerdi! | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 8 | Bakara 103. Ayet (2:103:12) | يَعْلَمُونَ۟ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilseler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi! | |||||
| 9 | Bakara 113. Ayet (2:113:20) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bilmeyen(ler) | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudiler, “Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler bir temel üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı[31] okuyorlar. (Kitab'ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir. | |||||
| 10 | Bakara 118. Ayet (2:118:4) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bilmeyen(ler) | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık. | |||||
| 11 | Bakara 144. Ayet (2:144:25) | لَيَعْلَمُونَ | ليعلمون | le-ya’lemûne | elbette bilirler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.[38] | |||||
| 12 | Bakara 146. Ayet (2:146:14) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bildikleri (halde) | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.[39] | |||||
| 13 | Bakara 230. Ayet (2:230:30) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer erkek karısını (üçüncü defa) boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. (Bu koca da) onu boşadığı takdirde, onlar (kadın ile ilk kocası) Allah’ın koyduğu ölçüleri gözetebileceklerine inanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönüp evlenmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın, anlayan bir toplum için açıkladığı ölçüleridir. | |||||
| 14 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:36) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bile bile | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 15 | Âl-i İmran 78. Ayet (3:78:29) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bile bile | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler. | |||||
| 16 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:23) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bile bile | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 17 | Mâide 104. Ayet (5:104:21) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bilmeyen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı? | |||||
| 18 | En'am 37. Ayet (6:37:19) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.” | |||||
| 19 | En'am 97. Ayet (6:97:16) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık. | |||||
| 20 | En'am 105. Ayet (6:105:8) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur’an’ı) açıklayalım diye âyetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.[189] | |||||
| 21 | En'am 114. Ayet (6:114:14) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bilirler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.[190] | |||||
| 22 | A'raf 32. Ayet (7:32:26) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” | |||||
| 23 | A'raf 131. Ayet (7:131:22) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler. | |||||
| 24 | A'raf 182. Ayet (7:182:0) | يَعْلَمُونَۚ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmeyecekleri | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz. | |||||
| 25 | A'raf 187. Ayet (7:187:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” | |||||
| 26 | Enfal 34. Ayet (8:34:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Mescid-i Haram’dan (mü’minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez. | |||||
| 27 | Tevbe 6. Ayet (9:6:0) | يَعْلَمُونَ۟ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmez | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir. | |||||
| 28 | Tevbe 11. Ayet (9:11:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız. | |||||
| 29 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 30 | Yunus 5. Ayet (10:5:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır. | |||||
| 31 | Yunus 55. Ayet (10:55:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlar | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın va’di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez. | |||||
| 32 | Yunus 89. Ayet (10:89:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmeyen(lerin) | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah da, “Her ikinizin de duası kabul edildi. Öyleyse dürüst olmakta devam edin ve sakın bilmeyenlerin yolunda gitmeyin” dedi. | |||||
| 33 | Yusuf 21. Ayet (12:21:32) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler. | |||||
| 34 | Yusuf 40. Ayet (12:40:32) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilâhlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” | |||||
| 35 | Yusuf 46. Ayet (12:46:22) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilirler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Zindana varınca), “Yûsuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da (senin değerini) bilirler” dedi. | |||||
| 36 | Yusuf 68. Ayet (12:68:30) | يَعْلَمُونَ۟ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 37 | Hicr 3. Ayet (15:3:7) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bileceklerdir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler. | |||||
| 38 | Hicr 96. Ayet (15:96:8) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bileceklerdir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler. | |||||
| 39 | Nahl 38. Ayet (16:38:18) | يَعْلَمُونَۙ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 40 | Nahl 41. Ayet (16:41:18) | يَعْلَمُونَۙ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilselerdi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi.. | |||||
| 41 | Nahl 56. Ayet (16:56:4) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bilmedikleri | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. | |||||
| 42 | Nahl 75. Ayet (16:75:27) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 43 | Nahl 101. Ayet (16:101:17) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlar | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler. | |||||
| 44 | Meryem 75. Ayet (19:75:19) | فَسَيَعْلَمُونَ | فسيعلمون | fe-seya’lemûne | bileceklerdir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler. | |||||
| 45 | Enbiyâ 24. Ayet (21:24:19) | يَعْلَمُونَۙ | يعلمون | ya’lemûne | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa ondan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilâh olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”[362] | |||||
| 46 | Nûr 25. Ayet (24:25:6) | وَيَعْلَمُونَ | ويعلمون | ve ya’lemûne | ve onlar bilirler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir. | |||||
| 47 | Furkan 42. Ayet (25:42:11) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bileceklerdir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 41,42. Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilâhlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilâhlarımızdan uzaklaştıracaktı” (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler. | |||||
| 48 | Neml 52. Ayet (27:52:11) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır. | |||||
| 49 | Neml 61. Ayet (27:61:21) | يَعْلَمُونَۜ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlar | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut yeryüzünü karar kılma yeri yapan, içinde nehirler akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki denizin arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? Hayır, onların çoğu bilmiyor! | |||||
| 50 | Kasas 13. Ayet (28:13:17) | يَعْلَمُونَ۟ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmezler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler. | |||||