| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 224. Ayet (2:224:5) | لِاَيْمَانِكُمْ | لايمانكم | li-eymânikum | yeminlerinize | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 2 | Bakara 225. Ayet (2:225:6) | اَيْمَانِكُمْ | ايمانكم | eymânikum | yeminlerinizden | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 3 | Âl-i İmran 77. Ayet (3:77:6) | وَاَيْمَانِهِمْ | وايمانهم | ve eymânihim | ve yeminlerini | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 4 | Nisâ 3. Ayet (4:3:24) | اَيْمَانُكُمْۜ | ايمانكم | eymânukum | sağ elinizin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın.[105] Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur. | |||||
| 5 | Nisâ 24. Ayet (4:24:7) | اَيْمَانُكُمْۚ | ايمانكم | eymânukum | ellerinize | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 6 | Nisâ 25. Ayet (4:25:13) | اَيْمَانُكُمْ | ايمانكم | eymânukum | ellerinizde | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 7 | Nisâ 33. Ayet (4:33:10) | اَيْمَانُكُمْ | ايمانكم | eymânukum | yeminlerinizin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Erkek ve kadından) her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı (ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin.[114] Şüphesiz Allah her şeye şahittir. | |||||
| 8 | Nisâ 36. Ayet (4:36:24) | اَيْمَانُكُمْۜ | ايمانكم | eymânukum | ellerinizin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez. | |||||
| 9 | Mâide 53. Ayet (5:53:9) | اَيْمَانِهِمْۙ | ايمانهم | eymânihim | yeminleriyle | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O zaman) iman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır. | |||||
| 10 | Mâide 89. Ayet (5:89:6) | اَيْمَانِكُمْ | ايمانكم | eymânikum | yeminlerinizdeki | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.[157] | |||||
| 11 | Mâide 89. Ayet (5:89:11) | الْاَيْمَانَۚ | الايمان | l-eymân(e) | yeminlerden | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.[157] | |||||
| 12 | Mâide 89. Ayet (5:89:34) | اَيْمَانِكُمْ | ايمانكم | eymânikum | yeminlerinizin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.[157] | |||||
| 13 | Mâide 89. Ayet (5:89:38) | اَيْمَانَكُمْۜ | ايمانكم | eymânekum | yeminlerinizi | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.[157] | |||||
| 14 | Mâide 108. Ayet (5:108:12) | اَيْمَانٌ | ايمان | eymânun | yeminlerin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez. | |||||
| 15 | Mâide 108. Ayet (5:108:14) | اَيْمَانِهِمْۜ | ايمانهم | eymânihim | yeminlerinden | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez. | |||||
| 16 | En'am 109. Ayet (6:109:4) | اَيْمَانِهِمْ | ايمانهم | eymânihim | yeminleriyle | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?” | |||||
| 17 | A'raf 17. Ayet (7:17:9) | اَيْمَانِهِمْ | ايمانهم | eymânihim | sağlarından | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” | |||||
| 18 | Tevbe 12. Ayet (9:12:0) | اَيْمَانَهُمْ | ايمانهم | eymânehum | andlarını | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler. | |||||
| 19 | Tevbe 12. Ayet (9:12:0) | اَيْمَانَ | ايمان | eymâne | andları | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler. | |||||
| 20 | Tevbe 13. Ayet (9:13:0) | اَيْمَانَهُمْ | ايمانهم | eymânehum | andlarını | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır. | |||||
| 21 | Nahl 38. Ayet (16:38:4) | اَيْمَانِهِمْۙ | ايمانهم | eymânihim | yeminlerinin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 22 | Nahl 48. Ayet (16:48:12) | الْيَم۪ينِ | اليمين | l-yemîni | sağdan | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir. | |||||
| 23 | Nahl 71. Ayet (16:71:16) | اَيْمَانُهُمْ | ايمانهم | eymânuhum | ellerinin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar? | |||||
| 24 | Nahl 91. Ayet (16:91:8) | الْاَيْمَانَ | الايمان | l-eymâne | yeminleri | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. | |||||
| 25 | Nahl 92. Ayet (16:92:11) | اَيْمَانَكُمْ | ايمانكم | eymânekum | yeminlerinizi | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. | |||||
| 26 | Nahl 94. Ayet (16:94:3) | اَيْمَانَكُمْ | ايمانكم | eymânekum | yeminlerinizi | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır. | |||||
| 27 | İsrâ 71. Ayet (17:71:9) | بِيَم۪ينِه۪ | بيمينه | bi-yemînihi | sağından | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla. (O gün) her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.[321] | |||||
| 28 | Kehf 17. Ayet (18:17:9) | الْيَم۪ينِ | اليمين | l-yemîni | sağa doğru | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. | |||||
| 29 | Kehf 18. Ayet (18:18:7) | الْيَم۪ينِ | اليمين | l-yemîni | sağlarına | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı. | |||||
| 30 | Meryem 52. Ayet (19:52:5) | الْاَيْمَنِ | الايمن | l-eymeni | sağ | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık. | |||||
| 31 | Tâhâ 17. Ayet (20:17:3) | بِيَم۪ينِكَ | بيمينك | bi-yemînike | sağ elindeki | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?” | |||||
| 32 | Tâhâ 69. Ayet (20:69:4) | يَم۪ينِكَ | يمينك | yemînike | sağ elinde | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.” | |||||
| 33 | Tâhâ 80. Ayet (20:80:11) | الْاَيْمَنَ | الايمن | l-eymene | sağ | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr’un sağ yanını va’dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.” | |||||
| 34 | Mü'minûn 6. Ayet (23:6:7) | اَيْمَانُهُمْ | ايمانهم | eymânuhum | ellerinin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. | |||||
| 35 | Nûr 31. Ayet (24:31:47) | اَيْمَانُهُنَّ | ايمانهن | eymânuhunne | ellerinin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! | |||||
| 36 | Nûr 33. Ayet (24:33:16) | اَيْمَانُكُمْ | ايمانكم | eymânukum | ellerinizin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın.[387] Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. | |||||
| 37 | Nûr 53. Ayet (24:53:4) | اَيْمَانِهِمْ | ايمانهم | eymânihim | yeminlerinin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münâfıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah’a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” | |||||
| 38 | Nûr 58. Ayet (24:58:8) | اَيْمَانُكُمْ | ايمانكم | eymânukum | ellerinizin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz bulûğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 39 | Kasas 30. Ayet (28:30:7) | الْاَيْمَنِ | الايمن | l-eymeni | sağdaki | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” | |||||
| 40 | Ankebut 48. Ayet (29:48:10) | بِيَم۪ينِكَ | بيمينك | bi-yemînik(e) | elinle | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen şu Kur’an’dan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi. | |||||
| 41 | Rum 28. Ayet (30:28:11) | اَيْمَانُكُمْ | ايمانكم | eymânukum | sizin ellerinde | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Düşünen bir topluluk için âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. | |||||
| 42 | Ahzab 50. Ayet (33:50:13) | يَم۪ينُكَ | يمينك | yemînuke | elinde | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 43 | Ahzab 50. Ayet (33:50:54) | اَيْمَانُهُمْ | ايمانهم | eymânuhum | ellerinin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 44 | Ahzab 52. Ayet (33:52:19) | يَم۪ينُكَۜ | يمينك | yemînuk(e) | elinde | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir. | |||||
| 45 | Ahzab 55. Ayet (33:55:21) | اَيْمَانُهُنَّۚ | ايمانهن | eymânuhun(ne) | ellerinde | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü’min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir. | |||||
| 46 | Sebe' 15. Ayet (34:15:9) | يَم۪ينٍ | يمين | yemînin | sağdan | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Sebe’ halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir.” | |||||
| 47 | Fâtır 42. Ayet (35:42:4) | اَيْمَانِهِمْ | ايمانهم | eymânihim | yeminlerinin | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı. | |||||
| 48 | Sâffât 28. Ayet (37:28:6) | الْيَم۪ينِ | اليمين | l-yemîn(i) | sağ- | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.” | |||||
| 49 | Sâffât 93. Ayet (37:93:4) | بِالْيَم۪ينِ | باليمين | bilyemîn(i) | sağ eliyle | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi. | |||||
| 50 | Zümer 67. Ayet (39:67:13) | بِيَم۪ينِه۪ۜ | بيمينه | bi-yemînih(i) | sağ elinde | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Yeryüzü kıyamet gününde bütünüyle O’nun elindedir. Gökler de O’nun kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir. | |||||