| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 300 | A'raf 139. Ayet (7:139:4) | مَا | ما | mâ | bulundukları (din) | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunların (din diye) içinde bulundukları şey yok olmaya mahkûmdur. Yapmakta olduklarının hepsi batıldır.” | |||||
| 301 | A'raf 141. Ayet (7:141:12) | نِسَٓاءَكُمْۜ | نساءكم | nisâekum | kadınlarınızı | ن س و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı. | |||||
| 302 | A'raf 146. Ayet (7:146:22) | يَتَّخِذُوهُ | يتخذوه | yetteḣiżûhu | onu edinmezler | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir. | |||||
| 303 | A'raf 146. Ayet (7:146:28) | يَتَّخِذُوهُ | يتخذوه | yetteḣiżûhu | onu edinirler | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir. | |||||
| 304 | A'raf 150. Ayet (7:150:0) | اِلَيْهِۜ | اليه | ileyh(i) | kendine doğru | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.” | |||||
| 305 | A'raf 153. Ayet (7:153:0) | بَعْدِهَا | بعدها | ba’dihâ | ardından | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 306 | A'raf 154. Ayet (7:154:0) | سَكَتَ | سكت | sekete | dinince | س ك ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın öfkesi dinince (attığı) levhaları aldı. Onların yazısında Rableri için korku duyanlara bir hidayet ve bir rahmet vardı. | |||||
| 307 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | شِئْتَ | شئت | şi/te | dileseydin | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 308 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | اَهْلَكْتَهُمْ | اهلكتهم | ehlektehum | bunları da helak ederdin | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 309 | A'raf 169. Ayet (7:169:0) | فَخَلَفَ | فخلف | fe-ḣalefe | ardından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 310 | A'raf 180. Ayet (7:180:0) | فَادْعُوهُ | فادعوه | fe-d’ûhu | o halde O'na du'a edin | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır. | |||||
| 311 | A'raf 203. Ayet (7:203:0) | اجْتَبَيْتَهَاۜ | اجتبيتها | -ctebeytehâ | bunu da derleseydin ya | ج ب ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: “Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya.” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur’an âyetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.” | |||||
| 312 | A'raf 204. Ayet (7:204:0) | فَاسْتَمِعُوا | فاستمعوا | festemi’û | dinleyin | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. | |||||
| 313 | Enfal 1. Ayet (8:1:0) | وَاَط۪يعُوا | واطيعوا | ve atî’û | ita'at edin | ط و ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.” | |||||
| 314 | Enfal 7. Ayet (8:7:0) | دَابِرَ | دابر | dâbira | ardını | د ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va’dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.[242] | |||||
| 315 | Enfal 9. Ayet (8:9:0) | مُرْدِف۪ينَ | مردفين | murdifîn(e) | birbiri ardınca | ر د ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.[243] | |||||
| 316 | Enfal 14. Ayet (8:14:0) | فَذُوقُوهُ | فذوقوه | fe-żûkûhu | şimdi tadın onu | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte şimdi siz tadın onu! Kâfirlere bir de cehennem azabı vardır. | |||||
| 317 | Enfal 17. Ayet (8:17:0) | تَقْتُلُوهُمْ | تقتلوهم | taktulûhum | onları siz öldürmediniz | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.[244] Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 318 | Enfal 17. Ayet (8:17:0) | رَمَيْتَ | رميت | rameyte | sen atmadın | ر م ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.[244] Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 319 | Enfal 17. Ayet (8:17:0) | مِنْهُ | منه | minhu | kendinden | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.[244] Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 320 | Enfal 20. Ayet (8:20:0) | اَط۪يعُوا | اطيعوا | atî’û | ita'at edin | ط و ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur’an’ı) dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin. | |||||
| 321 | Enfal 26. Ayet (8:26:0) | قَل۪يلٌ | قليل | kalîlun | az idiniz | ق ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O vakti hatırlayın ki siz yeryüzünde güçsüz ve zayıf idiniz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz.[247] Derken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı ki şükredesiniz. | |||||
| 322 | Enfal 35. Ayet (8:35:0) | فَذُوقُوا | فذوقوا | fe-żûkû | O halde tadın | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların, Kâ’be’nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. Öyle ise (ey müşrikler) inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.[249] | |||||
| 323 | Enfal 39. Ayet (8:39:0) | الدّ۪ينُ | الدين | ddînu | din | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir. | |||||
| 324 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | بِالْعُدْوَةِ | بالعدوة | bil-’udveti | vadinin | ع د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 325 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | الدُّنْيَا | الدنيا | ddunyâ | yakın kenarında idiniz | د ن و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 326 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | بِالْعُدْوَةِ | بالعدوة | bil-’udveti | vadinin | ع د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 327 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | تَوَاعَدْتُمْ | تواعدتم | tevâ’adtum | sözleşmiş olsaydınız dahi | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 328 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | لَاخْتَلَفْتُمْ | لاختلفتم | laḣteleftum | buluşamazdınız | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 329 | Enfal 43. Ayet (8:43:0) | لَفَشِلْتُمْ | لفشلتم | le-feşiltum | çekinirdiniz | ف ش ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir. | |||||
| 330 | Enfal 43. Ayet (8:43:0) | وَلَتَنَازَعْتُمْ | ولتنازعتم | ve letenâza’tum | ve çekişirdiniz | ن ز ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir. | |||||
| 331 | Enfal 45. Ayet (8:45:0) | فَاثْبُتُوا | فاثبتوا | fe-śbutû | sebat edin | ث ب ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz. | |||||
| 332 | Enfal 46. Ayet (8:46:0) | وَاَط۪يعُوا | واطيعوا | ve atî’û | ve ita'at edin | ط و ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. | |||||
| 333 | Enfal 46. Ayet (8:46:0) | وَاصْبِرُواۜ | واصبروا | vasbirû | ve sabredin | ص ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. | |||||
| 334 | Enfal 49. Ayet (8:49:0) | د۪ينُهُمْۜ | دينهم | dînuhum | dinleri | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, “Bunları dinleri aldatmış” diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 335 | Enfal 50. Ayet (8:50:0) | تَرٰٓى | ترى | terâ | görseydin | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin. | |||||
| 336 | Enfal 50. Ayet (8:50:0) | وَذُوقُوا | وذوقوا | ve żûkû | haydi tadın | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin. | |||||
| 337 | Enfal 63. Ayet (8:63:0) | اَنْفَقْتَ | انفقت | enfakte | sen verseydin | ن ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 62,63. Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 338 | Enfal 63. Ayet (8:63:0) | اَلَّفْتَ | الفت | ellefte | yine de uzlaştıramazdın | أ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 62,63. Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 339 | Enfal 72. Ayet (8:72:0) | يُهَاجِرُواۚ | يهاجروا | yuhâcirû | onlar hicret edinceye | ه ج ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 340 | Enfal 72. Ayet (8:72:0) | الدّ۪ينِ | الدين | ddîni | dinde | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 341 | Tevbe 5. Ayet (9:5:0) | وَاحْصُرُوهُمْ | واحصروهم | vahsurûhum | ve hapsedin | ح ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 342 | Tevbe 11. Ayet (9:11:0) | الدّ۪ينِۜ | الدين | ddîn(i) | dinde | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız. | |||||
| 343 | Tevbe 12. Ayet (9:12:0) | د۪ينِكُمْ | دينكم | dînikum | dininize | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler. | |||||
| 344 | Tevbe 16. Ayet (9:16:0) | حَسِبْتُمْ | حسبتم | hasibtum | siz sandınız mı? | ح س ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 345 | Tevbe 16. Ayet (9:16:0) | يَتَّخِذُوا | يتخذوا | yetteḣiżû | edinmeyen(leri) | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 346 | Tevbe 23. Ayet (9:23:0) | تَتَّخِذُٓوا | تتخذوا | tetteḣiżû | edinmeyin | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir. | |||||
| 347 | Tevbe 27. Ayet (9:27:0) | بَعْدِ | بعد | ba’di | ardından | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra Allah, bunun ardından yine dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 348 | Tevbe 29. Ayet (9:29:0) | يَد۪ينُونَ | يدينون | yedînûne | ve din edinmeyenlerle | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. | |||||
| 349 | Tevbe 29. Ayet (9:29:0) | د۪ينَ | دين | dîne | dini | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. | |||||