| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 2. Ayet (2:2:7) | لِلْمُتَّق۪ينَۙ | للمتقين | lil-muttekîn(e) | müttakiler için | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. | |||||
| 2 | Bakara 66. Ayet (2:66:9) | لِلْمُتَّق۪ينَ | للمتقين | lil-muttekîn(e) | müttakiler için | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.[23] | |||||
| 3 | Bakara 75. Ayet (2:75:17) | عَقَلُوهُ | عقلوه | ‘akalûhu | düşünüp akıl erdirdikten | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.[25] | |||||
| 4 | Bakara 177. Ayet (2:177:51) | الْمُتَّقُونَ | المتقون | l-muttekûn(e) | muttakiler | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. | |||||
| 5 | Bakara 179. Ayet (2:179:7) | الْاَلْبَابِ | الالباب | l-elbâbi | akıl | ل ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz. | |||||
| 6 | Bakara 180. Ayet (2:180:16) | الْمُتَّق۪ينَۜ | المتقين | l-muttekîn(e) | muttakiler | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.[49] | |||||
| 7 | Bakara 194. Ayet (2:194:22) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîn(e) | muttakilerle | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haram ay, haram aya karşılıktır.[56] Hürmetler (saygı gösterilmesi gereken şeyler) kısas kuralına tabidir. O hâlde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri gitmeyin). Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.[57] | |||||
| 8 | Bakara 197. Ayet (2:197:30) | الْاَلْبَابِ | الالباب | l-elbâb(i) | akıl | ل ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hac (ayları), bilinen aylardır.[58] Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının. | |||||
| 9 | Bakara 241. Ayet (2:241:6) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîn(e) | müttakiler | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların hakkıdır. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir borçtur. | |||||
| 10 | Bakara 269. Ayet (2:269:16) | الْاَلْبَابِ | الالباب | l-elbâb(i) | akıl | ل ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, hikmeti[77] dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar. | |||||
| 11 | Mâide 103. Ayet (5:103:21) | يَعْقِلُونَ | يعقلون | ya’kilûn(e) | akıl erdiremiyorlar | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, ne “Bahîre”, ne “Sâibe”, ne “Vasîle”, ne de “Hâm” diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez.[162] | |||||
| 12 | A'raf 38. Ayet (7:38:25) | اُخْرٰيهُمْ | اخريهم | uḣrâhum | sonrakiler | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” | |||||
| 13 | A'raf 39. Ayet (7:39:3) | لِاُخْرٰيهُمْ | لاخريهم | li-uḣrâhum | sonrakilere | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın” derler. | |||||
| 14 | Tevbe 16. Ayet (9:16:0) | تُتْرَكُوا | تتركوا | tutrakû | bırakılacağınızı | ت ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 15 | Tevbe 38. Ayet (9:38:0) | اثَّاقَلْتُمْ | اثاقلتم | śśâkaltum | çakılıp kaldınız | ث ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir. | |||||
| 16 | Tevbe 106. Ayet (9:106:0) | مُرْجَوْنَ | مرجون | murcevne | bırakılmışlardır | ر ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Sefere katılmayanlardan) diğer bir kısmı da, Allah’ın emrine bırakılmışlardır. Bunlara ya azap eder ya da tövbelerini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 17 | Tevbe 118. Ayet (9:118:0) | خُلِّفُواۜ | خلفوا | ḣullifû | geri bırakılan | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti.[264] Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir. | |||||
| 18 | Yunus 42. Ayet (10:42:0) | يَعْقِلُونَ | يعقلون | ya’kilûn(e) | akıl etmiyorlarsa | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin? | |||||
| 19 | Yunus 49. Ayet (10:49:0) | يَسْتَأْخِرُونَ | يستأخرون | yeste/ḣirûne | geriye bırakılırlar | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”[269] | |||||
| 20 | Yunus 100. Ayet (10:100:0) | يَعْقِلُونَ | يعقلون | ya’kilûn(e) | akıl erdiremeyen(ler) | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir. | |||||
| 21 | Hûd 6. Ayet (11:6:12) | وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ | ومستودعها | ve mustevde’ahâ | ve emanet bırakıldığı yeri | و د ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. | |||||
| 22 | Hûd 28. Ayet (11:28:15) | فَعُمِّيَتْ | فعميت | fe-’ummiyet | bu gizli bırakılmış ise | ع م ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh dedi ki: “Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şâyet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz hâlde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?” | |||||
| 23 | Hûd 51. Ayet (11:51:14) | تَعْقِلُونَ | تعقلون | ta’kilûn(e) | akıl etmiyor musunuz? | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” | |||||
| 24 | Hûd 87. Ayet (11:87:21) | الرَّش۪يدُ | الرشيد | rraşîd(u) | akıllı | ر ش د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.” | |||||
| 25 | Hûd 116. Ayet (11:116:19) | وَاتَّبَعَ | واتبع | vettebe’a | peşine takıldılar | ت ب ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular. | |||||
| 26 | Yusuf 111. Ayet (12:111:7) | الْاَلْبَابِۜ | الالباب | l-elbâb(i) | akıl | ل ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir. | |||||
| 27 | Hicr 45. Ayet (15:45:2) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîne | muttakiler | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır. | |||||
| 28 | Hicr 85. Ayet (15:85:6) | بَيْنَهُمَٓا | بينهما | beynehumâ | bunlar arasındakileri | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et. | |||||
| 29 | İsrâ 22. Ayet (17:22:9) | مَخْذُولًا۟ | مخذولا | maḣżûlâ(n) | ve yalnız başına bırakılmış olarak | خ ذ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın. | |||||
| 30 | Meryem 72. Ayet (19:72:4) | اتَّقَوْا | اتقوا | ttekav | muttakileri (sakınanları) | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız. | |||||
| 31 | Meryem 85. Ayet (19:85:3) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîne | muttakileri (sakınanları) | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 85,86. Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün! | |||||
| 32 | Meryem 87. Ayet (19:87:4) | اِلَّا | الا | illâ | dışındakilerin | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır. | |||||
| 33 | Meryem 97. Ayet (19:97:6) | الْمُتَّق۪ينَ | المتقين | l-muttekîne | muttakileri (sakınanları) | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık. | |||||
| 34 | Tâhâ 54. Ayet (20:54:9) | النُّهٰى۟ | النهى | nnuhâ | akıl | ن ه ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) deliller vardır. | |||||
| 35 | Tâhâ 128. Ayet (20:128:17) | النُّهٰى۟ | النهى | nnuhâ | akıl | ن ه ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır. | |||||
| 36 | Enbiyâ 48. Ayet (21:48:8) | لِلْمُتَّق۪ينَۙ | للمتقين | lil-muttekîn(e) | muttakiler için | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı[364] (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik. | |||||
| 37 | Nûr 31. Ayet (24:31:22) | اِلَّا | الا | illâ | dışındakilere | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! | |||||
| 38 | Nûr 34. Ayet (24:34:13) | لِلْمُتَّق۪ينَ۟ | للمتقين | lil-muttekîn(e) | muttakiler için | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz size açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik. | |||||
| 39 | Nûr 35. Ayet (24:35:17) | يُوقَدُ | يوقد | yûkadu | yakılır | و ق د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[388] | |||||
| 40 | Furkan 15. Ayet (25:15:9) | الْمُتَّقُونَۜ | المتقون | l-muttekûn(e) | muttakilere | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bu mu daha hayırlıdır, yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dedilen ebedîlik cenneti mi?” Orası onlar için bir mükâfat ve varılacak bir yerdir. | |||||
| 41 | Furkan 74. Ayet (25:74:12) | لِلْمُتَّق۪ينَ | للمتقين | lil-muttekîne | muttakilere | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir. | |||||
| 42 | Şu'arâ 90. Ayet (26:90:3) | لِلْمُتَّق۪ينَۙ | للمتقين | lil-muttekîn(e) | muttakiler için | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak. | |||||
| 43 | Şu'arâ 146. Ayet (26:146:1) | اَتُتْرَكُونَ | اتتركون | etutrakûne | bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? | ت ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 146,147,148. “Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?” | |||||
| 44 | Neml 29. Ayet (27:29:6) | اُلْقِيَ | القي | ulkiye | bırakıldı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: “Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı.” | |||||
| 45 | Neml 72. Ayet (27:72:5) | رَدِفَ | ردف | radife | ardınıza takılmıştır | ر د ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Belki de acele gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı size çok yaklaşmıştır.” | |||||
| 46 | Neml 81. Ayet (27:81:9) | اِلَّا | الا | illâ | dışındakilere | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin. | |||||
| 47 | Ankebut 2. Ayet (29:2:4) | يُتْرَكُٓوا | يتركوا | yutrakû | bırakılacaklarını | ت ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. | |||||
| 48 | Secde 4. Ayet (32:4:7) | بَيْنَهُمَا | بينهما | beynehumâ | bunlar arasındakileri | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a[432] kurulandır. Sizin için O’ndan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? | |||||
| 49 | Sebe' 20. Ayet (34:20:7) | اِلَّا | الا | illâ | dışındakiler | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular. | |||||
| 50 | Yâsîn 68. Ayet (36:68:7) | يَعْقِلُونَ | يعقلون | ya’kilûn(e) | akıllarını kullanmıyorlar mı? | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi? | |||||