| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Nisâ 89. Ayet (4:89:19) | فَخُذُوهُمْ | فخذوهم | fe-ḣużûhum | onları yakalayın | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. | |||||
| 2 | Nisâ 91. Ayet (4:91:22) | فَخُذُوهُمْ | فخذوهم | fe-ḣużûhum | onları yakalayın | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. | |||||
| 3 | En'am 42. Ayet (6:42:7) | فَاَخَذْنَاهُمْ | فاخذناهم | fe-eḣażnâhum | onları yakalayıp cezalandırmıştık | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık. | |||||
| 4 | A'raf 91. Ayet (7:91:1) | فَاَخَذَتْهُمُ | فاخذتهم | fe-eḣażethumu | derken onları yakalayıverdi | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. | |||||
| 5 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | اَخَذَتْهُمُ | اخذتهم | eḣażethumu | onları yakalayınca | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 6 | Tevbe 5. Ayet (9:5:0) | وَخُذُوهُمْ | وخذوهم | ve ḣużûhum | ve onları yakalayın | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 7 | Nahl 113. Ayet (16:113:6) | فَاَخَذَهُمُ | فاخذهم | fe-eḣażehumu | onları yakalayıverdi | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi. | |||||
| 8 | Hâkka 10. Ayet (69:10:5) | اَخْذَةً | اخذة | aḣżeten | bir yakalayışla | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ki Rablerinin elçilerine karşı geldiler. Bunun üzerine Allah da onları gittikçe artan bir azap ile yakaladı. | |||||
| 9 | Müzzemmil 16. Ayet (73:16:5) | اَخْذًا | اخذا | aḣżen | bir yakalayışla | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ama Firavun o peygambere isyan etti, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde yakalayıverdik. | |||||
| 10 | Zuhruf 8. Ayet (43:8:4) | بَطْشًا | بطشا | batşen | yakalayarak | ب ط ش |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onlardan daha çetinlerini de helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti! | |||||
| 11 | Nisâ 143. Ayet (4:143:1) | مُذَبْذَب۪ينَ | مذبذبين | mużebżebîne | yalpalayıp dururlar | ذ ب ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara (mü’minlere) ne de şunlara (kâfirlere) bağlanırlar. Allah, kimi saptırırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın. | |||||
| 12 | Tevbe 45. Ayet (9:45:0) | يَتَرَدَّدُونَ | يترددون | yeteraddedûn(e) | bocalayıp duranlar | ر د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler. | |||||
| 13 | Bakara 212. Ayet (2:212:6) | وَيَسْخَرُونَ | ويسخرون | ve yesḣarûne | ve alay ederler | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. | |||||
| 14 | En'am 10. Ayet (6:10:8) | سَخِرُوا | سخروا | saḣirû | alay edenleri | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti. | |||||
| 15 | Tevbe 79. Ayet (9:79:0) | فَيَسْخَرُونَ | فيسخرون | fe-yesḣarûne | alay edenler | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 16 | Tevbe 79. Ayet (9:79:0) | سَخِرَ | سخر | seḣira | alay etmiştir | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 17 | Hûd 38. Ayet (11:38:9) | سَخِرُوا | سخروا | seḣirû | alay ediyorlardı | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 18 | Hûd 38. Ayet (11:38:13) | تَسْخَرُوا | تسخروا | tesḣarû | alay ederseniz | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 19 | Hûd 38. Ayet (11:38:16) | نَسْخَرُ | نسخر | nesḣaru | alay edeceğiz | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 20 | Hûd 38. Ayet (11:38:19) | تَسْخَرُونَۜ | تسخرون | tesḣarûn(e) | sizin alay ettiğiniz | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 21 | Enbiyâ 41. Ayet (21:41:8) | سَخِرُوا | سخروا | seḣirû | alay eden(leri) | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi. | |||||
| 22 | Mü'minûn 110. Ayet (23:110:2) | سِخْرِيًّا | سخريا | siḣriyyen | alaya | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz. | |||||
| 23 | Sâffât 12. Ayet (37:12:3) | وَيَسْخَرُونَۖ | ويسخرون | ve yesḣarûn(e) | onlar ise alay ediyorlar | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, sen (onların hâline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar. | |||||
| 24 | Sâffât 14. Ayet (37:14:4) | يَسْتَسْخِرُونَۖ | يستسخرون | yestesḣirûn(e) | alay ederler | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar. | |||||
| 25 | Sâd 63. Ayet (38:63:2) | سِخْرِيًّا | سخريا | siḣriyyen | alay konusu | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “(Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?” | |||||
| 26 | Zümer 56. Ayet (39:56:15) | السَّاخِر۪ينَۙ | الساخرين | ssâḣirîn(e) | alay edenlerden | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 55,56. Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin. | |||||
| 27 | Hucurât 11. Ayet (49:11:6) | يَسْخَرْ | يسخر | yesḣar | alay etmesin | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. | |||||
| 28 | Ahzab 28. Ayet (33:28:14) | وَاُسَرِّحْكُنَّ | واسرحكن | ve userrihkunne | ve sizi salayım | س ر ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut’a[438] vereyim ve sizi güzelce bırakayım.” | |||||
| 29 | Zuhruf 47. Ayet (43:47:7) | يَضْحَكُونَ | يضحكون | yadhakûn(e) | (alay edip) gülmeğe başladılar | ض ح ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ) mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar! | |||||
| 30 | A'raf 54. Ayet (7:54:18) | يَطْلُبُهُ | يطلبه | yatlubuhu | onu kovalayan | ط ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a[219] kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir. | |||||
| 31 | Bakara 15. Ayet (2:15:7) | يَعْمَهُونَ | يعمهون | ya’mehûn(e) | bocalayıp dururlar | ع م ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. | |||||
| 32 | En'am 110. Ayet (6:110:13) | يَعْمَهُونَ۟ | يعمهون | ya’mehûn(e) | bocalayıp dururlar | ع م ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar. | |||||
| 33 | A'raf 186. Ayet (7:186:0) | يَعْمَهُونَ | يعمهون | ya’mehûn(e) | bocalayıp dururlar | ع م ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar. | |||||
| 34 | Müzzemmil 13. Ayet (73:13:3) | غُصَّةٍ | غصة | ġussatin | boğazı tırmalayan | غ ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 12,13. Çünkü bizim yanımızda (kâfirler için) bukağılar vardır, cehennem vardır, boğazdan zor geçen yiyecekler vardır ve elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 35 | Mü'minûn 53. Ayet (23:53:1) | فَتَقَطَّعُٓوا | فتقطعوا | fe-tekatta’û | fakat parçalayıp ayırdılar | ق ط ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir. | |||||
| 36 | A'raf 117. Ayet (7:117:9) | تَلْقَفُ | تلقف | telkafu | yakalayıp yutuyor | ل ق ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. | |||||
| 37 | Hümeze 1. Ayet (104:1:4) | لُمَزَةٍۙ | لمزة | lumeze(tin) | kaş göz işaretleriyle alay eden | ل م ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline! | |||||
| 38 | Sebe' 19. Ayet (34:19:12) | مُمَزَّقٍۜ | ممزق | mumezzak(in) | parçalayarak | م ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise, “Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. | |||||
| 39 | Tâhâ 97. Ayet (20:97:28) | نَسْفًا | نسفا | nesfâ(n) | ufalayıp | ن س ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) “Bana dokunmak yok!” diyeceksin.[360] Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız. | |||||
| 40 | Tâhâ 105. Ayet (20:105:7) | نَسْفًاۙ | نسفا | nesfâ(n) | ufalayıp | ن س ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) hâlini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.” | |||||
| 41 | İsrâ 51. Ayet (17:51:15) | فَسَيُنْغِضُونَ | فسينغضون | feseyunġidûne | alaylı alaylı sallayacaklar | ن غ ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkânsız olan başka bir varlık olun, (yine de diriltileceksiniz.)” Diyecekler ki: “Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine başlarını sana (alaylı bir tarzda) sallayacaklar ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!” | |||||
| 42 | Bakara 14. Ayet (2:14:16) | مُسْتَهْزِؤُ۫نَ | مستهزؤن | mustehziûn(e) | (onlarla) alay ediyoruz | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. | |||||
| 43 | Bakara 15. Ayet (2:15:2) | يَسْتَهْزِئُ | يستهزئ | yestehziu | alay eder | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. | |||||
| 44 | Bakara 67. Ayet (2:67:13) | هُزُوًاۜ | هزوا | huzuvâ(en) | alay | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.[24] | |||||
| 45 | Nisâ 140. Ayet (4:140:13) | وَيُسْتَهْزَاُ | ويستهزا | ve yustehzeu | ve alay edildiğini | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. | |||||
| 46 | En'am 5. Ayet (6:5:12) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay ettikleri | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.[168] | |||||
| 47 | En'am 10. Ayet (6:10:2) | اسْتُهْزِئَ | استهزئ | -stuhzi-e | alay edilmişti | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti. | |||||
| 48 | En'am 10. Ayet (6:10:13) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay ettikleri | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti. | |||||
| 49 | Tevbe 64. Ayet (9:64:0) | اسْتَهْزِؤُ۫اۚ | استهزؤا | -stehziû | siz alay edin | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.” | |||||
| 50 | Tevbe 65. Ayet (9:65:0) | تَسْتَهْزِؤُ۫نَ | تستهزؤن | testehzi-ûn(e) | alay ediyordunuz | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” | |||||