| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 14. Ayet (2:14:16) | مُسْتَهْزِؤُ۫نَ | مستهزؤن | mustehziûn(e) | (onlarla) alay ediyoruz | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. | |||||
| 2 | Bakara 15. Ayet (2:15:2) | يَسْتَهْزِئُ | يستهزئ | yestehziu | alay eder | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. | |||||
| 3 | Bakara 15. Ayet (2:15:7) | يَعْمَهُونَ | يعمهون | ya’mehûn(e) | bocalayıp dururlar | ع م ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. | |||||
| 4 | Bakara 67. Ayet (2:67:13) | هُزُوًاۜ | هزوا | huzuvâ(en) | alay | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.[24] | |||||
| 5 | Bakara 212. Ayet (2:212:6) | وَيَسْخَرُونَ | ويسخرون | ve yesḣarûne | ve alay ederler | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. | |||||
| 6 | Nisâ 89. Ayet (4:89:19) | فَخُذُوهُمْ | فخذوهم | fe-ḣużûhum | onları yakalayın | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. | |||||
| 7 | Nisâ 91. Ayet (4:91:22) | فَخُذُوهُمْ | فخذوهم | fe-ḣużûhum | onları yakalayın | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. | |||||
| 8 | Nisâ 140. Ayet (4:140:13) | وَيُسْتَهْزَاُ | ويستهزا | ve yustehzeu | ve alay edildiğini | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. | |||||
| 9 | Nisâ 143. Ayet (4:143:1) | مُذَبْذَب۪ينَ | مذبذبين | mużebżebîne | yalpalayıp dururlar | ذ ب ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara (mü’minlere) ne de şunlara (kâfirlere) bağlanırlar. Allah, kimi saptırırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın. | |||||
| 10 | En'am 5. Ayet (6:5:12) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay ettikleri | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.[168] | |||||
| 11 | En'am 10. Ayet (6:10:2) | اسْتُهْزِئَ | استهزئ | -stuhzi-e | alay edilmişti | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti. | |||||
| 12 | En'am 10. Ayet (6:10:8) | سَخِرُوا | سخروا | saḣirû | alay edenleri | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti. | |||||
| 13 | En'am 10. Ayet (6:10:13) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay ettikleri | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti. | |||||
| 14 | En'am 42. Ayet (6:42:7) | فَاَخَذْنَاهُمْ | فاخذناهم | fe-eḣażnâhum | onları yakalayıp cezalandırmıştık | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık. | |||||
| 15 | En'am 110. Ayet (6:110:13) | يَعْمَهُونَ۟ | يعمهون | ya’mehûn(e) | bocalayıp dururlar | ع م ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar. | |||||
| 16 | A'raf 54. Ayet (7:54:18) | يَطْلُبُهُ | يطلبه | yatlubuhu | onu kovalayan | ط ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a[219] kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir. | |||||
| 17 | A'raf 91. Ayet (7:91:1) | فَاَخَذَتْهُمُ | فاخذتهم | fe-eḣażethumu | derken onları yakalayıverdi | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. | |||||
| 18 | A'raf 117. Ayet (7:117:9) | تَلْقَفُ | تلقف | telkafu | yakalayıp yutuyor | ل ق ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. | |||||
| 19 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | اَخَذَتْهُمُ | اخذتهم | eḣażethumu | onları yakalayınca | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 20 | A'raf 186. Ayet (7:186:0) | يَعْمَهُونَ | يعمهون | ya’mehûn(e) | bocalayıp dururlar | ع م ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar. | |||||
| 21 | Tevbe 5. Ayet (9:5:0) | وَخُذُوهُمْ | وخذوهم | ve ḣużûhum | ve onları yakalayın | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 22 | Tevbe 45. Ayet (9:45:0) | يَتَرَدَّدُونَ | يترددون | yeteraddedûn(e) | bocalayıp duranlar | ر د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler. | |||||
| 23 | Tevbe 64. Ayet (9:64:0) | اسْتَهْزِؤُ۫اۚ | استهزؤا | -stehziû | siz alay edin | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.” | |||||
| 24 | Tevbe 65. Ayet (9:65:0) | تَسْتَهْزِؤُ۫نَ | تستهزؤن | testehzi-ûn(e) | alay ediyordunuz | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” | |||||
| 25 | Tevbe 79. Ayet (9:79:0) | فَيَسْخَرُونَ | فيسخرون | fe-yesḣarûne | alay edenler | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 26 | Tevbe 79. Ayet (9:79:0) | سَخِرَ | سخر | seḣira | alay etmiştir | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 27 | Hûd 8. Ayet (11:8:22) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alaya alıyor(lar) | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur. | |||||
| 28 | Hûd 38. Ayet (11:38:9) | سَخِرُوا | سخروا | seḣirû | alay ediyorlardı | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 29 | Hûd 38. Ayet (11:38:13) | تَسْخَرُوا | تسخروا | tesḣarû | alay ederseniz | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 30 | Hûd 38. Ayet (11:38:16) | نَسْخَرُ | نسخر | nesḣaru | alay edeceğiz | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 31 | Hûd 38. Ayet (11:38:19) | تَسْخَرُونَۜ | تسخرون | tesḣarûn(e) | sizin alay ettiğiniz | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 32 | Ra'd 32. Ayet (13:32:2) | اسْتُهْزِئَ | استهزئ | stuhzi-e | alay edildi | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkâr edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış! | |||||
| 33 | Hicr 11. Ayet (15:11:8) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay ediyor | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı. | |||||
| 34 | Hicr 95. Ayet (15:95:3) | الْمُسْتَهْزِء۪ينَۙ | المستهزءين | l-mustehzi-în(e) | alay edenler(e karşı) | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler. | |||||
| 35 | Nahl 34. Ayet (16:34:10) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay ettikleri | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı. | |||||
| 36 | Nahl 113. Ayet (16:113:6) | فَاَخَذَهُمُ | فاخذهم | fe-eḣażehumu | onları yakalayıverdi | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi. | |||||
| 37 | İsrâ 51. Ayet (17:51:15) | فَسَيُنْغِضُونَ | فسينغضون | feseyunġidûne | alaylı alaylı sallayacaklar | ن غ ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkânsız olan başka bir varlık olun, (yine de diriltileceksiniz.)” Diyecekler ki: “Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine başlarını sana (alaylı bir tarzda) sallayacaklar ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!” | |||||
| 38 | Kehf 56. Ayet (18:56:18) | هُزُوًا | هزوا | huzuvâ(n) | alay konusu | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 39 | Tâhâ 97. Ayet (20:97:28) | نَسْفًا | نسفا | nesfâ(n) | ufalayıp | ن س ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) “Bana dokunmak yok!” diyeceksin.[360] Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız. | |||||
| 40 | Tâhâ 105. Ayet (20:105:7) | نَسْفًاۙ | نسفا | nesfâ(n) | ufalayıp | ن س ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) hâlini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.” | |||||
| 41 | Enbiyâ 36. Ayet (21:36:8) | هُزُوًاۜ | هزوا | huzuven | alay konusu etmek | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. “Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahmân’ın kitabını inkâr ediyorlar. | |||||
| 42 | Enbiyâ 41. Ayet (21:41:2) | اسْتُهْزِئَ | استهزئ | -stuhzi-e | alay edildi | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi. | |||||
| 43 | Enbiyâ 41. Ayet (21:41:8) | سَخِرُوا | سخروا | seḣirû | alay eden(leri) | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi. | |||||
| 44 | Enbiyâ 41. Ayet (21:41:13) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay ettikleri | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi. | |||||
| 45 | Mü'minûn 53. Ayet (23:53:1) | فَتَقَطَّعُٓوا | فتقطعوا | fe-tekatta’û | fakat parçalayıp ayırdılar | ق ط ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir. | |||||
| 46 | Mü'minûn 110. Ayet (23:110:2) | سِخْرِيًّا | سخريا | siḣriyyen | alaya | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz. | |||||
| 47 | Şu'arâ 6. Ayet (26:6:8) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay edip duruyor(lar) | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar (Allah’ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek. | |||||
| 48 | Rum 10. Ayet (30:10:13) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay ediyor- | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, Allah’ın âyetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu. | |||||
| 49 | Lokman 6. Ayet (31:6:14) | هُزُوًاۜ | هزوا | huzuvâ(en) | alay konusu | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. | |||||
| 50 | Ahzab 28. Ayet (33:28:14) | وَاُسَرِّحْكُنَّ | واسرحكن | ve userrihkunne | ve sizi salayım | س ر ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut’a[438] vereyim ve sizi güzelce bırakayım.” | |||||