| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Nisâ 164. Ayet (4:164:3) | قَصَصْنَاهُمْ | قصصناهم | kasasnâhum | anlattığımız | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah, Mûsa ile de doğrudan konuştu. | |||||
| 2 | Nisâ 164. Ayet (4:164:9) | نَقْصُصْهُمْ | نقصصهم | naksushum | anlatmadığımız | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah, Mûsa ile de doğrudan konuştu. | |||||
| 3 | En'am 57. Ayet (6:57:18) | يَقُصُّ | يقص | yekussu | (O) anlatır | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 4 | En'am 130. Ayet (6:130:9) | يَقُصُّونَ | يقصون | yakussûne | anlatan | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O gün Allah, şöyle diyecektir:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler. | |||||
| 5 | A'raf 7. Ayet (7:7:1) | فَلَنَقُصَّنَّ | فلنقصن | felenekussanne | ve elbette anlatacağız | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz. | |||||
| 6 | A'raf 35. Ayet (7:35:8) | يَقُصُّونَ | يقصون | yakussûne | anlattıklarında | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve hâlini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir. | |||||
| 7 | A'raf 101. Ayet (7:101:3) | نَقُصُّ | نقص | nekussu | anlatıyoruz | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. | |||||
| 8 | A'raf 176. Ayet (7:176:0) | فَاقْصُصِ | فاقصص | faksusi | anlat | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler. | |||||
| 9 | Hûd 100. Ayet (11:100:5) | نَقُصُّهُ | نقصه | nekussuhu | anlattıklarımız | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de. | |||||
| 10 | Hûd 120. Ayet (11:120:2) | نَقُصُّ | نقص | nekussu | anlatıyoruz | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü’minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir. | |||||
| 11 | Yusuf 3. Ayet (12:3:2) | نَقُصُّ | نقص | nakussu | anlatıyoruz | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin. | |||||
| 12 | Yusuf 5. Ayet (12:5:5) | تَقْصُصْ | تقصص | taksus | anlatma | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babası, şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” | |||||
| 13 | Yusuf 43. Ayet (12:43:19) | اَفْتُون۪ي | افتوني | eftûnî | bana anlatın | ف ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kral, “Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini; ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, rüyamı bana yorumlayın” dedi. | |||||
| 14 | Yusuf 77. Ayet (12:77:24) | تَصِفُونَ | تصفون | tasifûn(e) | anlattığınızın | و ص ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Eğer o çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.” Yûsuf, bunu içinde sakladı ve onlara belli etmedi. İçinden, “Siz kötü bir durumdasınız; anlattığınızı Allah çok daha iyi biliyor” dedi. | |||||
| 15 | Ra'd 17. Ayet (13:17:24) | يَضْرِبُ | يضرب | yadribu | benzetme ile anlatır | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir. | |||||
| 16 | İbrahim 45. Ayet (14:45:12) | وَضَرَبْنَا | وضربنا | ve darabnâ | ve anlatmıştık | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.” | |||||
| 17 | Nahl 118. Ayet (16:118:6) | قَصَصْنَا | قصصنا | kasasnâ | anlattıklarımızı | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 18 | İsrâ 12. Ayet (17:12:22) | فَصَّلْنَاهُ | فصلناه | fassalnâhu | anlattık | ف ص ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alâmet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık. | |||||
| 19 | İsrâ 41. Ayet (17:41:2) | صَرَّفْنَا | صرفنا | sarrafnâ | biz türlü biçimlerde anlattık | ص ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. | |||||
| 20 | İsrâ 89. Ayet (17:89:2) | صَرَّفْنَا | صرفنا | sarrafnâ | biz türlü biçimlerde anlattık | ص ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. | |||||
| 21 | Kehf 13. Ayet (18:13:2) | نَقُصُّ | نقص | nakussu | anlatıyoruz | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.[326] | |||||
| 22 | Kehf 32. Ayet (18:32:1) | وَاضْرِبْ | واضرب | vadrib | ve anlat | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk. | |||||
| 23 | Kehf 45. Ayet (18:45:1) | وَاضْرِبْ | واضرب | vadrib | ve anlat | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir. | |||||
| 24 | Kehf 54. Ayet (18:54:2) | صَرَّفْنَا | صرفنا | sarrafnâ | biz türlü biçimlerde anlattık | ص ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. | |||||
| 25 | Kehf 70. Ayet (18:70:9) | اُحْدِثَ | احدث | uhdiśe | ben anlatıncaya | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.” | |||||
| 26 | Tâhâ 99. Ayet (20:99:2) | نَقُصُّ | نقص | nakussu | anlatıyoruz | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir (Kur’an) verdik. | |||||
| 27 | Furkan 50. Ayet (25:50:2) | صَرَّفْنَاهُ | صرفناه | sarrafnâhu | etraflıca anlattık | ص ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler. | |||||
| 28 | Neml 76. Ayet (27:76:4) | يَقُصُّ | يقص | yakussu | anlatmaktadır | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. | |||||
| 29 | Kasas 25. Ayet (28:25:17) | وَقَصَّ | وقص | ve kassa | ve anlatınca | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, “Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor” dedi. Mûsâ, onun (Şu’ayb’ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu’ayb, “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi. | |||||
| 30 | Ankebut 43. Ayet (29:43:3) | نَضْرِبُهَا | نضربها | nadribuhâ | biz anlatıyoruz | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar. | |||||
| 31 | Rum 58. Ayet (30:58:2) | ضَرَبْنَا | ضربنا | darabnâ | biz anlattık | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun, eğer sen onlara bir âyet getirsen, inkâr edenler mutlaka, “Siz ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız” derler. | |||||
| 32 | Yâsîn 13. Ayet (36:13:1) | وَاضْرِبْ | واضرب | vadrib | ve anlat | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti. | |||||
| 33 | Zümer 27. Ayet (39:27:2) | ضَرَبْنَا | ضربنا | darabnâ | biz anlattık | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik. | |||||
| 34 | Mü'min 78. Ayet (40:78:8) | قَصَصْنَا | قصصنا | kasasnâ | anlattık | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar. | |||||
| 35 | Mü'min 78. Ayet (40:78:13) | نَقْصُصْ | نقصص | naksus | anlatmadık | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar. | |||||
| 36 | Zuhruf 17. Ayet (43:17:5) | ضَرَبَ | ضرب | darabe | anlattığı | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir. | |||||
| 37 | Zuhruf 52. Ayet (43:52:11) | يُب۪ينُ | يبين | yubîn(u) | söz anlatacak durumda | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?” | |||||
| 38 | Zuhruf 57. Ayet (43:57:2) | ضُرِبَ | ضرب | duribe | anlatılınca | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem oğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin, senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar. | |||||
| 39 | Muhammed 3. Ayet (47:3:15) | يَضْرِبُ | يضرب | yadribu | anlatır | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte Allah, onların örnek teşkil edecek durumlarını insanlara böyle anlatır. | |||||
| 40 | Haşr 21. Ayet (59:21:15) | نَضْرِبُهَا | نضربها | nadribuhâ | anlatıyoruz | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz. | |||||
| 41 | Tahrim 10. Ayet (66:10:1) | ضَرَبَ | ضرب | daraba | anlattı | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi. | |||||
| 42 | Tahrim 11. Ayet (66:11:1) | وَضَرَبَ | وضرب | ve daraba | ve anlattı | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti. | |||||
| 43 | Duhâ 11. Ayet (93:11:4) | فَحَدِّثْ | فحدث | fe-haddiś | anlat | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat. | |||||
| 44 | Tîn 7. Ayet (95:7:2) | يُكَذِّبُكَ | يكذبك | yukeżżibuke | sana yalanlatan | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor? | |||||