| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 147. Ayet (2:147:5) | تَكُونَنَّ | تكونن | tekûnenne | artık olma | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma! | |||||
| 2 | Bakara 193. Ayet (2:193:11) | فَلَا | فلا | felâ | artık olmaz | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır. | |||||
| 3 | Bakara 206. Ayet (2:206:9) | فَحَسْبُهُ | فحسبه | fe-hasbuhu | artık ona yeter | ح س ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır! | |||||
| 4 | En'am 112. Ayet (6:112:21) | فَذَرْهُمْ | فذرهم | fe-żerhum | artık onları baş başa bırak | و ذ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak. | |||||
| 5 | A'raf 100. Ayet (7:100:17) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. | |||||
| 6 | A'raf 157. Ayet (7:157:0) | فَالَّذ۪ينَ | فالذين | felleżîne | artık onlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî[229] peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.[230] Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. | |||||
| 7 | A'raf 186. Ayet (7:186:0) | فَلَا | فلا | felâ | artık olmaz | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar. | |||||
| 8 | Enfal 55. Ayet (8:55:0) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü, inkâr edenlerdir. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 9 | Tevbe 87. Ayet (9:87:0) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar. | |||||
| 10 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 11 | Hûd 14. Ayet (11:14:14) | فَهَلْ | فهل | fehel | artık olur musunuz? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer size (bu konuda) cevap veremedilerse, bilin ki o (Kur’an) ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz? | |||||
| 12 | Ra'd 33. Ayet (13:33:36) | فَمَا | فما | fe-mâ | artık olmaz! | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Hâlbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkâr edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur. | |||||
| 13 | Kehf 76. Ayet (18:76:7) | فَلَا | فلا | felâ | artık olma | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme.[332] Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)” dedi.[333] | |||||
| 14 | Hacc 18. Ayet (22:18:29) | فَمَا | فما | fe-mâ | artık olmaz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. | |||||
| 15 | Nûr 40. Ayet (24:40:30) | فَمَا | فما | fe-mâ | artık olmaz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut (inkârcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.[389] | |||||
| 16 | Rum 57. Ayet (30:57:1) | فَيَوْمَئِذٍ | فيومئذ | fe-yevmeiżin | artık o gün | يَوْمَئِذٍ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün zulmedenlere mazeretleri fayda sağlamaz, Allah’ı razı edecek amelleri işleme istekleri de kabul edilmez. | |||||
| 17 | Yâsîn 7. Ayet (36:7:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 18 | Yâsîn 9. Ayet (36:9:10) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. | |||||
| 19 | Zümer 23. Ayet (39:23:31) | فَمَا | فما | fe-mâ | artık olmaz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. | |||||
| 20 | Zümer 36. Ayet (39:36:12) | فَمَا | فما | fe-mâ | artık olmaz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan (Allah’tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur. | |||||
| 21 | Zümer 37. Ayet (39:37:4) | فَمَا | فما | fe-mâ | artık olmaz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi de doğru yola iletirse artık onu saptıracak hiç kimse yoktur. Allah mutlak güç sahibi, intikam sahibi değil midir? | |||||
| 22 | Mü'min 33. Ayet (40:33:13) | فَمَا | فما | fe-mâ | artık olmaz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 32,33. “Ey kavmim! Gerçekten sizin için, o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, Allah’(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.” | |||||
| 23 | Zuhruf 36. Ayet (43:36:9) | فَهُوَ | فهو | fe-huve | artık o | فَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. | |||||
| 24 | Münafikun 3. Ayet (63:3:9) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar. | |||||
| 25 | Hâkka 21. Ayet (69:21:1) | فَهُوَ | فهو | fe-huve | artık o | فَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık o, hoşnut bir hayat içindedir. | |||||
| 26 | Müzzemmil 20. Ayet (73:20:26) | فَاقْرَؤُ۫ا | فاقرؤا | fakraû | artık okuyun | ق ر أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||