| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 260. Ayet (2:260:28) | جَبَلٍ | جبل | cebelin | dağın | ج ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” | |||||
| 2 | Âl-i İmran 150. Ayet (3:150:1) | بَلِ | بل | beli- | hayır | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır! Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en hayırlısıdır. | |||||
| 3 | Nisâ 49. Ayet (4:49:7) | بَلِ | بل | beli | Hayır, ancak | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah, dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez. | |||||
| 4 | Nisâ 63. Ayet (4:63:16) | بَل۪يغًا | بليغا | belîġâ(n) | güzel | ب ل غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle. | |||||
| 5 | A'raf 143. Ayet (7:143:18) | الْجَبَلِ | الجبل | l-cebeli | dağa | ج ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince[228] onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. | |||||
| 6 | A'raf 143. Ayet (7:143:27) | لِلْجَبَلِ | للجبل | lil-cebeli | dağa | ج ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince[228] onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. | |||||
| 7 | Hûd 43. Ayet (11:43:4) | جَبَلٍ | جبل | cebelin | bir dağa | ج ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu. | |||||
| 8 | Enbiyâ 5. Ayet (21:5:5) | بَلِ | بل | beli | hayır | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin” dediler. | |||||
| 9 | Neml 66. Ayet (27:66:1) | بَلِ | بل | beli | doğrusu | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ahiret (gününün gerçekleşeceği) hakkında bilgi (peygamberler aracılığı ile) onlara peş peşe gelmiştir. Fakat onlar bu konuda şüphe içindedirler. Daha doğrusu onlar ahiretten yana kördürler. | |||||
| 10 | Rum 29. Ayet (30:29:1) | بَلِ | بل | beli | hayır | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat, zulmedenler bilgisizce nefislerinin arzularına uydular. Allah’ın (bu şekilde) saptırdığı kimseleri kim doğru yola iletir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur. | |||||
| 11 | Lokman 11. Ayet (31:11:10) | بَلِ | بل | beli | doğrusu | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte Allah’ın yarattıkları! Haydi, Allah’ı bırakıp da taptıklarınızın yarattığını bana gösterin! Hayır, zalimler açık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 12 | Sebe' 8. Ayet (34:8:8) | بَلِ | بل | beli | hayır | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?” Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler. | |||||
| 13 | Sâd 2. Ayet (38:2:1) | بَلِ | بل | beli | doğrusu | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler. | |||||
| 14 | Zümer 66. Ayet (39:66:1) | بَلِ | بل | beli | hayır | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, yalnız Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol. | |||||
| 15 | Hucurât 17. Ayet (49:17:10) | بَلِ | بل | beli | tersine | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: “Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor.” | |||||
| 16 | Kamer 46. Ayet (54:46:1) | بَلِ | بل | beli | hayır | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır. | |||||
| 17 | Hadîd 13. Ayet (57:13:26) | قِبَلِهِ | قبله | kibelihi | yönünde | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, “Bize bakın ki sizin ışığınızdan biz de aydınlanalım”[527] diyecekleri gün kendilerine, “Arkanıza (dünyaya) dönün de bir ışık arayın” denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, onlar (münafıklar) tarafındaki dış cihetinde ise azap vardır. | |||||
| 18 | Haşr 21. Ayet (59:21:6) | جَبَلٍ | جبل | cebelin | bir dağa | ج ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz. | |||||
| 19 | Kıyamet 14. Ayet (75:14:1) | بَلِ | بل | beli | doğrusu | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir. | |||||
| 20 | İnşikâk 22. Ayet (84:22:1) | بَلِ | بل | beli | bilakis | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha doğrusu, inkâr edenler (Kur’an’ı) yalanlıyorlar. | |||||
| 21 | Büruc 19. Ayet (85:19:1) | بَلِ | بل | beli | doğrusu | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, inkâr edenler, hâlâ yalanlamaktadırlar. | |||||