"bihi" Analizi

Arapça Okunuşu ve benzeşen aramasında 553 sonuç bulundu.
250 - 300 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
250 İbrahim 32. Ayet (14:32:11) بِه۪ به bihi onunla بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.
251 İbrahim 45. Ayet (14:45:11) بِهِمْ بهم bihim onlara بِهِمْ
Diyanet İşleri (Yeni) “Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.”
252 İbrahim 52. Ayet (14:52:5) بِه۪ به bihi bununla بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
253 Hicr 11. Ayet (15:11:7) بِه۪ به bihi onunla بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.
254 Hicr 56. Ayet (15:56:6) رَبِّه۪ٓ ربه rabbihi Rabbinin ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”
255 Hicr 66. Ayet (15:66:9) مُصْبِح۪ينَ مصبحين musbihîn(e) sabaha girerlerken ص ب ح
Diyanet İşleri (Yeni) Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: “Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak.”
256 Hicr 83. Ayet (15:83:3) مُصْبِح۪ينَۙ مصبحين musbihîn(e) sabaha girerlerken ص ب ح
Diyanet İşleri (Yeni) Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.
257 Hicr 88. Ayet (15:88:7) بِه۪ٓ به bihi onunla بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir.
258 Nahl 11. Ayet (16:11:3) بِهِ به bihi onunla بِهِ
Diyanet İşleri (Yeni) Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.
259 Nahl 34. Ayet (16:34:6) بِهِمْ بهم bihim onları بِهِمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.
260 Nahl 34. Ayet (16:34:9) بِه۪ به bihi onunla بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.
261 Nahl 42. Ayet (16:42:4) رَبِّهِمْ ربهم rabbihim Rablerine ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.
262 Nahl 45. Ayet (16:45:8) بِهِمُ بهم bihimu kendilerini بِهِمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular?
263 Nahl 46. Ayet (16:46:4) تَقَلُّبِهِمْ تقلبهم tekallubihim dönüp dolaşırlarken ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Yahut onlar dönüp dolaşırken Allah’ın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allah’ı âciz bırakacak değillerdir.
264 Nahl 54. Ayet (16:54:9) بِرَبِّهِمْ بربهم bi-rabbihim Rablerine ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar.
265 Nahl 65. Ayet (16:65:7) بِهِ به bihi onunla بِهِ
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır.
266 Nahl 99. Ayet (16:99:9) رَبِّهِمْ ربهم rabbihim Rablerine ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur.
267 Nahl 100. Ayet (16:100:8) بِه۪ به bihi onu بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.
268 Nahl 108. Ayet (16:108:6) قُلُوبِهِمْ قلوبهم kulûbihim kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.
269 İsrâ 27. Ayet (17:27:8) لِرَبِّه۪ لربه li-rabbihi Rabbine karşı ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.
270 İsrâ 36. Ayet (17:36:6) بِه۪ به bihi hakkında بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
271 İsrâ 46. Ayet (17:46:3) قُلُوبِهِمْ قلوبهم kulûbihim kableri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar.[317]
272 İsrâ 47. Ayet (17:47:5) بِه۪ٓ به bihi onların بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliyoruz.
273 İsrâ 57. Ayet (17:57:6) رَبِّهِمُ ربهم rabbihimu Rablerine ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onların yalvardıkları bu varlıklar, “hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur.
274 İsrâ 69. Ayet (17:69:21) بِه۪ به bihi onu بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama (durumun)dan güvende misiniz?
275 İsrâ 79. Ayet (17:79:4) بِه۪ به bihi بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.
276 İsrâ 86. Ayet (17:86:11) بِه۪ به bihi bu konuda بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın.
277 İsrâ 107. Ayet (17:107:3) بِه۪ٓ به bihi ona بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.”
278 Kehf 5. Ayet (18:5:3) بِه۪ به bihi bu hususta بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz (bu) ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar.
279 Kehf 13. Ayet (18:13:9) بِرَبِّهِمْ بربهم bi-rabbihim Rablerine ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.[326]
280 Kehf 14. Ayet (18:14:3) قُلُوبِهِمْ قلوبهم kulûbihim kalblerinin ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) 14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik.
281 Kehf 21. Ayet (18:21:24) بِهِمْۜ بهم bihim onları بِهِمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdar ettik ki, Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevî tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler.
282 Kehf 26. Ayet (18:26:11) بِه۪ به bihi onu بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”
283 Kehf 29. Ayet (18:29:16) بِهِمْ بهم bihim onları بِهِمْ
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328]
284 Kehf 34. Ayet (18:34:5) لِصَاحِبِه۪ لصاحبه li-sâhibihi arkadaşı ص ح ب
Diyanet İşleri (Yeni) Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm.”
285 Kehf 45. Ayet (18:45:11) بِه۪ به bihi onunla بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.
286 Kehf 56. Ayet (18:56:12) بِهِ به bihi onunla بِهِ
Diyanet İşleri (Yeni) Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.
287 Kehf 57. Ayet (18:57:6) رَبِّه۪ ربه rabbihi Rabbinin ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329]
288 Kehf 57. Ayet (18:57:16) قُلُوبِهِمْ قلوبهم kulûbihim onların kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329]
289 Kehf 68. Ayet (18:68:7) بِه۪ به bihi onu بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
290 Kehf 87. Ayet (18:87:10) رَبِّه۪ ربه rabbihi Rabbine ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi.
291 Kehf 105. Ayet (18:105:5) رَبِّهِمْ ربهم rabbihim Rablerinin ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.
292 Kehf 110. Ayet (18:110:16) رَبِّه۪ ربه rabbihi Rabbine ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.”
293 Kehf 110. Ayet (18:110:23) رَبِّه۪ٓ ربه rabbihi Rabbine ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.”
294 Meryem 22. Ayet (19:22:3) بِه۪ به bihi onunla بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
295 Meryem 27. Ayet (19:27:2) بِه۪ به bihi onu بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”
296 Meryem 38. Ayet (19:38:2) بِهِمْ بهم bihim onlar بِهِمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
297 Meryem 42. Ayet (19:42:3) لِاَب۪يهِ لابيه li-ebîhi babasına أ ب و
Diyanet İşleri (Yeni) Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
298 Meryem 55. Ayet (19:55:8) رَبِّه۪ ربه rabbihi Rabbi ر ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) Ailesine namaz ve zekâtı emrederdi. Rabb’inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
299 Meryem 97. Ayet (19:97:5) بِهِ به bihi onunla بِهِ
Diyanet İşleri (Yeni) Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.