| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 250 | İbrahim 32. Ayet (14:32:11) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır. | |||||
| 251 | İbrahim 45. Ayet (14:45:11) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlara | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.” | |||||
| 252 | İbrahim 52. Ayet (14:52:5) | بِه۪ | به | bihi | bununla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir. | |||||
| 253 | Hicr 11. Ayet (15:11:7) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı. | |||||
| 254 | Hicr 56. Ayet (15:56:6) | رَبِّه۪ٓ | ربه | rabbihi | Rabbinin | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?” | |||||
| 255 | Hicr 66. Ayet (15:66:9) | مُصْبِح۪ينَ | مصبحين | musbihîn(e) | sabaha girerlerken | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: “Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak.” | |||||
| 256 | Hicr 83. Ayet (15:83:3) | مُصْبِح۪ينَۙ | مصبحين | musbihîn(e) | sabaha girerlerken | ص ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi. | |||||
| 257 | Hicr 88. Ayet (15:88:7) | بِه۪ٓ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir. | |||||
| 258 | Nahl 11. Ayet (16:11:3) | بِهِ | به | bihi | onunla | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır. | |||||
| 259 | Nahl 34. Ayet (16:34:6) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı. | |||||
| 260 | Nahl 34. Ayet (16:34:9) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı. | |||||
| 261 | Nahl 42. Ayet (16:42:4) | رَبِّهِمْ | ربهم | rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir. | |||||
| 262 | Nahl 45. Ayet (16:45:8) | بِهِمُ | بهم | bihimu | kendilerini | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular? | |||||
| 263 | Nahl 46. Ayet (16:46:4) | تَقَلُّبِهِمْ | تقلبهم | tekallubihim | dönüp dolaşırlarken | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut onlar dönüp dolaşırken Allah’ın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allah’ı âciz bırakacak değillerdir. | |||||
| 264 | Nahl 54. Ayet (16:54:9) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. | |||||
| 265 | Nahl 65. Ayet (16:65:7) | بِهِ | به | bihi | onunla | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır. | |||||
| 266 | Nahl 99. Ayet (16:99:9) | رَبِّهِمْ | ربهم | rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. | |||||
| 267 | Nahl 100. Ayet (16:100:8) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir. | |||||
| 268 | Nahl 108. Ayet (16:108:6) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | kalbleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir. | |||||
| 269 | İsrâ 27. Ayet (17:27:8) | لِرَبِّه۪ | لربه | li-rabbihi | Rabbine karşı | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir. | |||||
| 270 | İsrâ 36. Ayet (17:36:6) | بِه۪ | به | bihi | hakkında | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. | |||||
| 271 | İsrâ 46. Ayet (17:46:3) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | kableri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar.[317] | |||||
| 272 | İsrâ 47. Ayet (17:47:5) | بِه۪ٓ | به | bihi | onların | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliyoruz. | |||||
| 273 | İsrâ 57. Ayet (17:57:6) | رَبِّهِمُ | ربهم | rabbihimu | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların yalvardıkları bu varlıklar, “hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur. | |||||
| 274 | İsrâ 69. Ayet (17:69:21) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama (durumun)dan güvende misiniz? | |||||
| 275 | İsrâ 79. Ayet (17:79:4) | بِه۪ | به | bihi | بِه۪ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın. | |||||
| 276 | İsrâ 86. Ayet (17:86:11) | بِه۪ | به | bihi | bu konuda | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın. | |||||
| 277 | İsrâ 107. Ayet (17:107:3) | بِه۪ٓ | به | bihi | ona | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.” | |||||
| 278 | Kehf 5. Ayet (18:5:3) | بِه۪ | به | bihi | bu hususta | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz (bu) ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar. | |||||
| 279 | Kehf 13. Ayet (18:13:9) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.[326] | |||||
| 280 | Kehf 14. Ayet (18:14:3) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | kalblerinin | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik. | |||||
| 281 | Kehf 21. Ayet (18:21:24) | بِهِمْۜ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdar ettik ki, Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevî tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler. | |||||
| 282 | Kehf 26. Ayet (18:26:11) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” | |||||
| 283 | Kehf 29. Ayet (18:29:16) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 284 | Kehf 34. Ayet (18:34:5) | لِصَاحِبِه۪ | لصاحبه | li-sâhibihi | arkadaşı | ص ح ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm.” | |||||
| 285 | Kehf 45. Ayet (18:45:11) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir. | |||||
| 286 | Kehf 56. Ayet (18:56:12) | بِهِ | به | bihi | onunla | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 287 | Kehf 57. Ayet (18:57:6) | رَبِّه۪ | ربه | rabbihi | Rabbinin | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 288 | Kehf 57. Ayet (18:57:16) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | onların kalbleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 289 | Kehf 68. Ayet (18:68:7) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?” | |||||
| 290 | Kehf 87. Ayet (18:87:10) | رَبِّه۪ | ربه | rabbihi | Rabbine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi. | |||||
| 291 | Kehf 105. Ayet (18:105:5) | رَبِّهِمْ | ربهم | rabbihim | Rablerinin | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir. | |||||
| 292 | Kehf 110. Ayet (18:110:16) | رَبِّه۪ | ربه | rabbihi | Rabbine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” | |||||
| 293 | Kehf 110. Ayet (18:110:23) | رَبِّه۪ٓ | ربه | rabbihi | Rabbine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” | |||||
| 294 | Meryem 22. Ayet (19:22:3) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. | |||||
| 295 | Meryem 27. Ayet (19:27:2) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!” | |||||
| 296 | Meryem 38. Ayet (19:38:2) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlar | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 297 | Meryem 42. Ayet (19:42:3) | لِاَب۪يهِ | لابيه | li-ebîhi | babasına | أ ب و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” | |||||
| 298 | Meryem 55. Ayet (19:55:8) | رَبِّه۪ | ربه | rabbihi | Rabbi | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ailesine namaz ve zekâtı emrederdi. Rabb’inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı. | |||||
| 299 | Meryem 97. Ayet (19:97:5) | بِهِ | به | bihi | onunla | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık. | |||||