| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 350 | Furkan 73. Ayet (25:73:5) | رَبِّهِمْ | ربهم | rabbihim | Rablerinin | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler. | |||||
| 351 | Şu'arâ 6. Ayet (26:6:7) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar (Allah’ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek. | |||||
| 352 | Şu'arâ 31. Ayet (26:31:3) | بِه۪ٓ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu,” dedi. | |||||
| 353 | Şu'arâ 70. Ayet (26:70:3) | لِاَب۪يهِ | لابيه | li-ebîhi | babasına | أ ب و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani o, babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demişti. | |||||
| 354 | Şu'arâ 193. Ayet (26:193:2) | بِهِ | به | bihi | onu | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 193,194,195. Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. | |||||
| 355 | Şu'arâ 199. Ayet (26:199:5) | بِه۪ | به | bihi | ona | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı. | |||||
| 356 | Şu'arâ 201. Ayet (26:201:3) | بِه۪ | به | bihi | ona | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 201,202,203. Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar. | |||||
| 357 | Şu'arâ 210. Ayet (26:210:3) | بِهِ | به | bihi | O'nu (Kur'an'ı) | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir. | |||||
| 358 | Neml 22. Ayet (27:22:9) | بِه۪ | به | bihi | onda | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken Hüdhüd çok beklemedi, çıkageldi ve (Süleyman’a) şöyle dedi: “Senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sebe’den sana sağlam bir haber getirdim.” | |||||
| 359 | Neml 39. Ayet (27:39:7) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cinlerden bir ifrit[407], ”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi. | |||||
| 360 | Neml 40. Ayet (27:40:9) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.” | |||||
| 361 | Neml 60. Ayet (27:60:11) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut gökleri ve yeri yaratan ve size gökten yağmur indirip, onunla, ağaçlarını sizin yetiştiremeyeceğiniz gönül alıcı güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Hayır, onlar (Allah’a) eş tutan bir kavimdir.[410] | |||||
| 362 | Kasas 10. Ayet (28:10:9) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. | |||||
| 363 | Kasas 11. Ayet (28:11:5) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi. | |||||
| 364 | Kasas 52. Ayet (28:52:7) | بِه۪ | به | bihi | bu(Kur'a)n'a | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu Kur’an’dan önce kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, işte onlar ona da inanırlar. | |||||
| 365 | Kasas 53. Ayet (28:53:6) | بِه۪ٓ | به | bihi | ona | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kur’an kendilerine okunduğu zaman, “Ona inandık, şüphesiz o Rabbimizden gelen gerçektir. Şüphesiz biz ondan önce de müslümandık” derler. | |||||
| 366 | Kasas 78. Ayet (28:78:27) | ذُنُوبِهِمُ | ذنوبهم | żunûbihimu | günahları- | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir). | |||||
| 367 | Kasas 81. Ayet (28:81:2) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi! | |||||
| 368 | Ankebut 8. Ayet (29:8:12) | بِه۪ | به | bihi | hakkında | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim. | |||||
| 369 | Ankebut 33. Ayet (29:33:7) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlar yüzünden | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.” | |||||
| 370 | Ankebut 33. Ayet (29:33:9) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlar hakkında | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.” | |||||
| 371 | Ankebut 40. Ayet (29:40:16) | بِهِ | به | bihi | onunla | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 372 | Ankebut 59. Ayet (29:59:4) | رَبِّهِمْ | ربهم | rabbihim | Rabblerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir. | |||||
| 373 | Ankebut 63. Ayet (29:63:9) | بِهِ | به | bihi | onunla | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar. | |||||
| 374 | Rum 3. Ayet (30:3:7) | غَلَبِهِمْ | غلبهم | ġalebihim | yenilgilerinden | غ ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4,5. Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün Allah’ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü’minler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.[422] | |||||
| 375 | Rum 8. Ayet (30:8:21) | رَبِّهِمْ | ربهم | rabbihim | Rabblerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkâr ediyorlar. | |||||
| 376 | Rum 24. Ayet (30:24:12) | بِهِ | به | bihi | onunla | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır. | |||||
| 377 | Rum 33. Ayet (30:33:17) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 378 | Rum 35. Ayet (30:35:9) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa biz kendilerine bir delil mi indirdik de o, Allah’a ortak koşmaları konusunda (isabetli olduklarını) söylüyor? | |||||
| 379 | Rum 48. Ayet (30:48:21) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler. | |||||
| 380 | Lokman 5. Ayet (31:5:5) | رَبِّهِمْ | ربهم | rabbihim | Rableri | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 381 | Lokman 15. Ayet (31:15:10) | بِه۪ | به | bihi | hakkında | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” | |||||
| 382 | Secde 10. Ayet (32:10:13) | رَبِّهِمْ | ربهم | rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kâfirler dediler ki:) “Biz toprakta yok olduktan sonra mı, biz mi yeniden yaratılacakmışız? Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. | |||||
| 383 | Secde 12. Ayet (32:12:8) | رَبِّهِمْۜ | ربهم | rabbihim | Rablerinin | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen! | |||||
| 384 | Secde 15. Ayet (32:15:12) | رَبِّهِمْ | ربهم | rabbihim | Rablerini | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine bu âyetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar. | |||||
| 385 | Secde 20. Ayet (32:20:20) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler ve onlara, “Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın” denir. | |||||
| 386 | Secde 22. Ayet (32:22:6) | رَبِّه۪ | ربه | rabbihi | Rabbinin | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız. | |||||
| 387 | Secde 27. Ayet (32:27:10) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmediler mi ki, biz yağmuru kupkuru yere gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekinler çıkarırız. Hâlâ görmeyecekler mi? | |||||
| 388 | Ahzab 5. Ayet (33:5:20) | بِه۪ۙ | به | bihi | bu konuda | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 389 | Ahzab 12. Ayet (33:12:6) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | kalblerinde | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah ve Resûlü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı. | |||||
| 390 | Ahzab 26. Ayet (33:26:11) | قُلُوبِهِمُ | قلوبهم | kulûbihimu | kalbleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz. | |||||
| 391 | Ahzab 32. Ayet (33:32:16) | قَلْبِه۪ | قلبه | kalbihi | kalbinde | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin. | |||||
| 392 | Ahzab 52. Ayet (33:52:10) | بِهِنَّ | بهن | bihinne | bunları | بِهِنَّۘ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir. | |||||
| 393 | Ahzab 53. Ayet (33:53:50) | وَقُلُوبِهِنَّۜ | وقلوبهن | ve kulûbihin(ne) | ve onların kalbleri için | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 394 | Ahzab 59. Ayet (33:59:12) | جَلَاب۪يبِهِنَّۜ | جلابيبهن | celâbîbihin(ne) | örtülerini | ج ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 395 | Ahzab 60. Ayet (33:60:7) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | kalblerinde | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lânete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler. | |||||
| 396 | Ahzab 60. Ayet (33:60:13) | بِهِمْ | بهم | bihim | onların | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lânete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler. | |||||
| 397 | Sebe' 8. Ayet (34:8:6) | بِه۪ | به | bihi | kendisinde -mi var? | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?” Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler. | |||||
| 398 | Sebe' 9. Ayet (34:9:15) | بِهِمُ | بهم | bihimu | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır. | |||||
| 399 | Sebe' 23. Ayet (34:23:13) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | onların yürekleri- | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, “Rabbiniz ne söyledi?” diye sorarlar. Onlar da “Gerçeği” diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür. | |||||