| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Rum 3. Ayet (30:3:7) | غَلَبِهِمْ | غلبهم | ġalebihim | yenilgilerinden | غ ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4,5. Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün Allah’ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü’minler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.[422] | |||||
| 2 | Mâide 49. Ayet (5:49:28) | ذُنُوبِهِمْۜ | ذنوبهم | żunûbihim | günahları yüzünden | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır. | |||||
| 3 | Kasas 78. Ayet (28:78:27) | ذُنُوبِهِمُ | ذنوبهم | żunûbihimu | günahları- | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir). | |||||
| 4 | Zâriyât 59. Ayet (51:59:7) | اَصْحَابِهِمْ | اصحابهم | ashâbihim | arkadaşlarının | ص ح ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz zulmedenler için (önceki müşrik) arkadaşlarının azap payı gibi payları vardır. Artık azabımı acele istemesinler. | |||||
| 5 | İbrahim 18. Ayet (14:18:4) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi rabbihim | Rablerini | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte bu, derin sapıklıktır. | |||||
| 6 | En'am 6. Ayet (6:6:26) | بِذُنُوبِهِمْ | بذنوبهم | biżunûbihim | günahlarından ötürü | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helâk ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik. | |||||
| 7 | Enfal 52. Ayet (8:52:0) | بِذُنُوبِهِمْۜ | بذنوبهم | biżunûbihim | günahlarıyla | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların durumu tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr etmişler, Allah da kendilerini günahları sebebiyle hemen yakalamıştı. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, azabı çetin olandır. | |||||
| 8 | Mülk 11. Ayet (67:11:2) | بِذَنْبِهِمْۚ | بذنبهم | bi-żenbihim | günahlarını | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 9 | Şems 14. Ayet (91:14:6) | بِذَنْبِهِمْ | بذنبهم | bi-żenbihim | günahları yüzünden | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları helâk etti ve kendilerini yerle bir etti. | |||||
| 10 | Âl-i İmran 11. Ayet (3:11:11) | بِذُنُوبِهِمْۜ | بذنوبهم | bi-żunûbihim | günahlarıyla | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır. | |||||
| 11 | A'raf 100. Ayet (7:100:13) | بِذُنُوبِهِمْۚ | بذنوبهم | bi-żunûbihim | günahlarıyle | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. | |||||
| 12 | Enfal 54. Ayet (8:54:0) | بِذُنُوبِهِمْ | بذنوبهم | bi-żunûbihim | günahlarıyle | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helâk etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi. | |||||
| 13 | Tevbe 102. Ayet (9:102:0) | بِذُنُوبِهِمْ | بذنوبهم | bi-żunûbihim | günahlarını | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diğer bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 14 | Mü'min 21. Ayet (40:21:23) | بِذُنُوبِهِمْ | بذنوبهم | bi-żunûbihim | günahları yüzünden | ذ ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı. | |||||
| 15 | En'am 1. Ayet (6:1:13) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar. | |||||
| 16 | En'am 150. Ayet (6:150:26) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar. | |||||
| 17 | Ra'd 5. Ayet (13:5:15) | بِرَبِّهِمْۚ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerini | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacakmışız?” demeleridir. İşte bunlar Rablerini inkâr edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 18 | Nahl 54. Ayet (16:54:9) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. | |||||
| 19 | Kehf 13. Ayet (18:13:9) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.[326] | |||||
| 20 | Mü'minûn 59. Ayet (23:59:3) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerine ortak koşmayanlar, | |||||
| 21 | Rum 33. Ayet (30:33:17) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerine | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 22 | Mülk 6. Ayet (67:6:3) | بِرَبِّهِمْ | بربهم | bi-rabbihim | Rablerini | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası! | |||||
| 23 | A'raf 184. Ayet (7:184:0) | بِصَاحِبِهِمْ | بصاحبهم | bi-sâhibihim | arkadaşlarında | ص ح ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar düşünmediler mi ki (çok iyi tanıdıkları, kendileriyle iç içe yaşamış olan) arkadaşlarında (Peygamber’de) delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır. | |||||
| 24 | Bakara 15. Ayet (2:15:3) | بِهِمْ | بهم | bihim | kendileriyle | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. | |||||
| 25 | Âl-i İmran 170. Ayet (3:170:11) | بِهِمْ | بهم | bihim | kendilerine | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 169,170. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. | |||||
| 26 | Nisâ 39. Ayet (4:39:14) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah’ın verdiği rızıktan (gösterişsiz olarak) harcasalardı, kendilerine ne zarar gelirdi? Allah, onları en iyi bilendir. | |||||
| 27 | A'raf 171. Ayet (7:171:0) | بِهِمْۚ | بهم | bihim | onların | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik. | |||||
| 28 | Enfal 57. Ayet (8:57:0) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar. | |||||
| 29 | Tevbe 117. Ayet (9:117:0) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlara karşı | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir. | |||||
| 30 | Yunus 22. Ayet (10:22:0) | بِهِمْ | بهم | bihim | bununla | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar. | |||||
| 31 | Yunus 22. Ayet (10:22:0) | بِهِمْۙ | بهم | bihim | kendilerinin | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar. | |||||
| 32 | Hûd 8. Ayet (11:8:18) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur. | |||||
| 33 | Hûd 42. Ayet (11:42:3) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi. | |||||
| 34 | Hûd 77. Ayet (11:77:6) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlardan | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve “Bu çok zor bir gün” dedi. | |||||
| 35 | Hûd 77. Ayet (11:77:8) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlardan | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve “Bu çok zor bir gün” dedi. | |||||
| 36 | Yusuf 83. Ayet (12:83:13) | بِهِمْ | بهم | bihim | onların | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yakub, “Nefisleriniz sizi bir iş yapmağa sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi. | |||||
| 37 | İbrahim 45. Ayet (14:45:11) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlara | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.” | |||||
| 38 | Nahl 34. Ayet (16:34:6) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı. | |||||
| 39 | Kehf 21. Ayet (18:21:24) | بِهِمْۜ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdar ettik ki, Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevî tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler. | |||||
| 40 | Kehf 29. Ayet (18:29:16) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 41 | Meryem 38. Ayet (19:38:2) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlar | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 42 | Enbiyâ 31. Ayet (21:31:7) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler, yollar meydana getirdik. | |||||
| 43 | Mü'minûn 75. Ayet (23:75:5) | بِهِمْ | بهم | bihim | kendilerinde | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı. | |||||
| 44 | Ankebut 33. Ayet (29:33:7) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlar yüzünden | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.” | |||||
| 45 | Ankebut 33. Ayet (29:33:9) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlar hakkında | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.” | |||||
| 46 | Ahzab 60. Ayet (33:60:13) | بِهِمْ | بهم | bihim | onların | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lânete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler. | |||||
| 47 | Sebe' 41. Ayet (34:41:12) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlara | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.” | |||||
| 48 | Sâd 59. Ayet (38:59:7) | بِهِمْۜ | بهم | bihim | onlara | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kendi aralarında şöyle derler:) “İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir.” | |||||
| 49 | Zümer 48. Ayet (39:48:7) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Dünyada) kazandıkları şeylerin kötülükleri karşılarına çıkmış, alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştır. | |||||
| 50 | Mü'min 83. Ayet (40:83:11) | بِهِمْ | بهم | bihim | kendilerini | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi. | |||||