| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 77. Ayet (2:77:2) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûne | bilmiyorlar mı ki? | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da. | |||||
| 2 | Bakara 101. Ayet (2:101:22) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlarmış | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab’ı (Tevrat’ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar. | |||||
| 3 | Bakara 151. Ayet (2:151:17) | تَعْلَمُونَۜ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik. | |||||
| 4 | Yunus 55. Ayet (10:55:0) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlar | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın va’di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez. | |||||
| 5 | Hûd 31. Ayet (11:31:8) | اَعْلَمُ | اعلم | a’lemu | bilmiyorum | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum. | |||||
| 6 | Yusuf 51. Ayet (12:51:13) | عَلِمْنَا | علمنا | ‘alimnâ | biz bilmiyoruz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kral, kadınlara, “Yûsuf’tan murad almak istediğiniz zaman derdiniz ne idi?” dedi. Kadınlar, “Hâşâ! Allah için, biz onun bir kötülüğünü bilmiyoruz” dediler. Aziz’in karısı ise, “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ondan ben murad almak istedim. Şüphesiz Yûsuf doğru söyleyenlerdendir” dedi. | |||||
| 7 | Yusuf 80. Ayet (12:80:9) | تَعْلَمُٓوا | تعلموا | ta’lemû | bilmiyor musunuz? | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 8 | Nahl 43. Ayet (16:43:15) | تَعْلَمُونَۙ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyorsanız | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.[304] | |||||
| 9 | Nahl 101. Ayet (16:101:17) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlar | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler. | |||||
| 10 | Enbiyâ 7. Ayet (21:7:14) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. | |||||
| 11 | Neml 61. Ayet (27:61:21) | يَعْلَمُونَۜ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlar | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut yeryüzünü karar kılma yeri yapan, içinde nehirler akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki denizin arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? Hayır, onların çoğu bilmiyor! | |||||
| 12 | Kasas 38. Ayet (28:38:7) | عَلِمْتُ | علمت | ‘alimtu | bilmiyorum | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hâmân! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Mûsâ’nın ilâhına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum” dedi. | |||||
| 13 | Rum 56. Ayet (30:56:20) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyor(lar) | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise onlara şöyle diyeceklerdir: “Andolsun, siz, Allah’ın yazısına göre, yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.” | |||||
| 14 | Ahzab 5. Ayet (33:5:9) | تَعْلَمُٓوا | تعلموا | ta’lemû | bilmiyorsanız | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 15 | Zümer 29. Ayet (39:29:19) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlar | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, birbiriyle çekişen ortak sahipleri bulunan bir (köle) adam ile yalnızca bir kişiye ait olan bir (köle) adamı örnek verdi. Bu iki adamın durumu hiç, bir olur mu?[470] Hamd Allah’a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. | |||||
| 16 | Zümer 49. Ayet (39:49:22) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlar | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 17 | Duhân 39. Ayet (44:39:8) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bilmiyorlar | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar. | |||||
| 18 | Câsiye 32. Ayet (45:32:13) | نَدْر۪ي | ندري | nedrî | bilmiyoruz | د ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz” demiştiniz. | |||||
| 19 | Cin 10. Ayet (72:10:3) | نَدْر۪ٓي | ندري | nedrî | bilmiyoruz | د ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?” | |||||