| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 213. Ayet (2:213:29) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | kendilerine geldikten | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 2 | Bakara 253. Ayet (2:253:33) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | gelmiş olduktan | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.[69] | |||||
| 3 | Nisâ 153. Ayet (4:153:29) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | kendilerine geldikden | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik. | |||||
| 4 | Mâide 32. Ayet (5:32:29) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara getirdiler | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir. | |||||
| 5 | En'am 109. Ayet (6:109:6) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | kendilerine gelirse | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?” | |||||
| 6 | En'am 124. Ayet (6:124:2) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara geldiği | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara bir âyet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir. | |||||
| 7 | A'raf 37. Ayet (7:37:18) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler. | |||||
| 8 | A'raf 101. Ayet (7:101:8) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara getirmişlerdi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. | |||||
| 9 | A'raf 131. Ayet (7:131:2) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | onlara geldiği | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler. | |||||
| 10 | Yunus 13. Ayet (10:13:0) | وَجَٓاءَتْهُمْ | وجاءتهم | ve câethum | kendilerine geldiği halde | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. | |||||
| 11 | Yunus 97. Ayet (10:97:0) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | gelse | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 96,97. Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar. | |||||
| 12 | İbrahim 9. Ayet (14:9:18) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara getirdi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler. | |||||
| 13 | Neml 13. Ayet (27:13:2) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler. | |||||
| 14 | Rum 9. Ayet (30:9:22) | وَجَٓاءَتْهُمْ | وجاءتهم | ve câethum | onlara gelmişti | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 15 | Fâtır 25. Ayet (35:25:8) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara getirmişlerdi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de peygamberlerini yalanlamışlardı. Oysa peygamberleri onlara apaçık delilleri, sahifeleri ve aydınlatıcı kitabı getirmişlerdi. | |||||
| 16 | Mü'min 83. Ayet (40:83:2) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi. | |||||
| 17 | Fussilet 14. Ayet (41:14:2) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | onlara gelmişti | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından[477] gelmiş, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin” demişler, onlar da, “Eğer Rabbimiz dileseydi (Peygamber olarak) melekler indirirdi. Bu sebeple, biz sizinle gönderilenleri inkâr ediyoruz” demişlerdi. | |||||
| 18 | Muhammed 18. Ayet (47:18:14) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | kendilerine geldikten | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir (ama öğüt almıyorlar). Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek? | |||||
| 19 | Beyyine 4. Ayet (98:4:10) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | kendilerine geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. | |||||